Kategoriler

Zalimlerin zulmü varsa..

Takvim

Meta

Arşiv

Blogroll

Protestanlık Mezhebi ve Luther

Tarih: 06.05.2008, Ekleyen: admin

Avrupa Tarihi’nde Luther Protestanlık mezhebinin kurucusu olarak görülür. Bilindiği gibi Luther sunduğu tezlerle kilisenin sarsılmaz otoritesini sarsmıştır. Bunu yapabilmesindeki en büyük avantajı, matbaanın yaygınlaşmaya başlamasıydı. Luther kilisenin otoritesini sarsmıştı ancak kilisenin Hıristiyanlar üzerindeki etkisini kaldıramadı.


Luther sunduğu tezlerle ve görevi sırasında halkı etkilemesiyle bir hareket başlamıştı. Sosyolojik olarak bu tür hareketlerin oluşmasında birden çok faktör vardır. Luther’in hareketinin yayılmasında, kabul görmesinde matbaanın yaygınlaşmaya başlaması en büyük yardımcıydı. Avrupa artık değişim sürecine girmişti.

O dönemdeki Hıristiyan toplumu kiliseye inanıyordu. Çünkü cahil kalan halkın otoritelere boyun eğmekten başka bir çaresi yoktu. Halk kilisenin ortaya koyduğunu kabul ediyor, sorgulamıyordu. Ancak İncil’i incelemeye başladıklarında artık başka kimseye ihtiyaç duymamaya başladılar.
Genel olarak baktığımızda Hıristiyanlıkta olan sorunların benzerlerini İslamiyet’te de görmekteyiz. Bir liderin arkasına sığınma, onu dinin vazgeçilmez unsuru olarak görme, dini ana kaynak olan Kuran’dan değil de belli ideolojinin savunucusu olan kaynaklardan, kitaplardan öğrenme gibi bir anlayış var. Ancak bu insanların akıllarını kullanmamalarından, sorgulamamalarından kaynaklanıyor olsa gerek. Örneğin Türkiye’de toplumun kabul ettiği bir ruhbanlık sınıfı yoktur. Ancak pratikte insanların hayatlarına baktığımızda kültürlü diyebileceğimiz yükseköğrenim eğitimi alan şahısların bile dini Kuran’dan almak gibi bir çabaları yoktur. Bir şeyin dinde olup olmadığını merak ettiklerinde bakacakları kaynaklar çoğu zaman tarikat veya cemaat liderlerinin kitapları olmaktadır. Büyük çoğunluğun merak etme diye bir düşünsel eylemi bile söz konusu değildir. Ancak yine de İslamiyet’te Hıristiyanlıktakiyle birebir örtüşen ruhban sınıfı yoktur.

Tek kaynağın Kuran olması gerekirken dini başka kitaplardan anlama çabası birçok sorunu beraberinde getiriyor. Belli bir kesimin dini sadece kendileri anlıyormuş (!) biliyormuş (!) gibi davranıp insanları dinden soğutmalarına bile yol açıyor. Ayrıca ekonomik ve kültürel düzeyi yüksek elit dediğimiz kesim Kuran’ı okuyup anlamayı bir gericilik olarak bile addedebiliyor. Geleneksel olarak İslam’ı yaşayanlarla din değerlendirilebiliyor. Oysa bu dinin kendisinin değil insanların uygulamalarındaki yanlışlıklarıdır. Hıristiyanlık ve İslamiyet’in insanlık için ortak sonuçlar doğurmuştur. Her iki dinde de mezhepler oluşmuş, insanlar ayrılmış, kutuplaşmıştır. Aslında dinin kendisinden kaynaklanan bir sorun değildir bu. Asıl sorun, insanların geleneklerini din adı altında yaşamasındandır.
İncil yeniden düzenlenmiştir ancak Kuran olduğu gibi korunmaktadır. Bu yüzden Kuran’a dönüş köklere dönüştür.      

Etiketler: ,,

Kategori: Avrupa Tarihi, Tarih | Yorum yaz »