Kategoriler

Zalimlerin zulmü varsa..

Takvim

Meta

Arşiv

Blogroll

{ Nev-i Evvel } Mekâtib-i ehliye

Tarih: 01.12.2008, Ekleyen: admin

{ Nev-i Evvel }
Mekâtib-i ehliye
Mekâtib-i ehliye _ Ekârib ve ihvân ile erbâb-ı garâm beyninde ‛arz u dâd ve keşf-i serâir-i fuad zımnında ve umur-ı sadâkat ve muhabbetle sâ‛ir âhval-i hususiye ma‛rızında yazılan mektuplardır ki bunlarıda (su‛al,i hâtır. ‛arz-ı muhabbet. Hüsn-i vusul. Takdim-i hediye. da‛vet ve ba‛zı hezliyat-ı latife) nâmlarıyla altı suretde görmek mümkün olduğundan ve bunlar için hususi kâ‛ide i‛tâsı gayri mümkün idüğünden yalnız birkaç misâl tahrir ile iktifâ eyledik.
Misal (1) ‛Âkif Paşa merhumun celilesine yazdığı mektup sureti: Posta ile muhabbetnâmeniz varid olup memnuniyetimiz hâsıl olmuşdur. Vâkı‛a eş‛arınız vech ile bu derecede felaket hatır u hayâle gelmeyip makdem-i riyâsetde rüyasını görmüş isemde başka türlü tevil etmişdim. İnsan her ne çekerse kendi kusurundan olup cenâb-ı Hakk zulümden münezzeh ve müte‛âli olmakla kimseye diyeceğimiz olmayıp kendi eksikliğimizden olduğuna şüphe yoktur. sizlerde ciger-suz olduğunuzu bilirim. Şu kadar ki Allah bağışlasın siz bir parça çocuklar ile gönlünüzü eğleyip bir salat ağlarsınız. Bir salat dahi anlar ile avutabilirsiniz. Ya benim halim artık görmeye muhtaçtır! Hakk sübhanehü ve te‛âla cümlemizi afv u gufrân eyleye. Amin
Sa‛id Paşa hazretlerinin şefâ‛atnâmelerine cevap geldi. Der saâdete ‛azimetden sarf-ı nazarla Bursaya azimetimiz ve beş bin kuruş ma‛âş tahsis olunup irâde-i Seniye dahi bu merkezde sûnuh eylediği bildirilmiş olmakla der_ ‛akab yol tedâriğine bakılıp bi _mennihi ve keremihi ta‛âla tarih-i mektuptan beş altı gün sonraca yine tekfur dağından Bursaya ‛azimet olunacağı ve işâllahürrahman Bursaya vardığımızda yine afifânenize işlar olunup orası İstanbul’a daha yakın olmakla mükâtebemiz eshel olacağı beyanıyla şükka-i muhabbet tahrir ü irsal olundu.
Bursada buradan eyüce tabip bulunmak memul olduğundan du‛anız berakatiyle illetlerime dahi tedavi ve afiyet memul olunur. Çocukların ağlayarak gözlerinden öpreim.
Misal (2)
Şinasi efendi merhumun on beş yaşında ve Paris’de tahsilde iken validesine yazdığı mektup sureti.
[ Benim canımdan aziz olan valideciğim efendim! Geçenki aldığım mektubunuzda bir yıldan beri hasta olduğunuzu bildirmiş idiniz. Lakin bundan anladığıma göre canınızla uğraşır mertebeye gelmişsiniz. Öyle ise efendim niçin bu zamana kadar bildirmediniz? Eğer bildirmiş olaydınız çarçabuk tahsilin arkasını alıp, şimdiyede âsitâneye gelirdim. Çünkü bundan mukaddem daha kolaylıklar var idi. Her ne ise şu günlerde işimi bitirmek üzereyimdir. Eğer hastalığınız ağırlaşıyor ise tez bize yazın! Taki ‛avdet etmenin çaresine bakayım. Ama yine siz ihmâl buyurmayıp şu hastalıktan kurtulmaya çalışın! Vücud sağ olmadıktan sonra mal ve mülkü ne yapmalıdır? Sakınıp bu hususta parayı esirgemeyesiniz! Birkaç tabibe baktırın eğer borç bile edilirse edasına Allah kerimdir hemen siz var olun!
Efendim şimdi îcâb ediyor ki şu ana kadar gönlümde sakladığım sırları size söyleyeyim taki ne sana ne bana dağ-ı derran olsun. Çünki beni adam bi‛ttab hırslı olduğu aşikardır. Ama bu hırs birkaç türlüdür; benim hırsım şimdiki akl u idrakime bakılırsa bir az geçinecek ile çok hünerden ibaretdir. Elhamdülillahi Te‛âla şu genç yaşımda bunlardan bir miktar hissedâr oldum. Lakin hakikatte hep senin sayendedir zira beni okutturup yazdırttın. Senin hakkını bin yıl yaşarsam ödeyemem. Senden başka kimsem yoktur.
İşte efendim ma‛azallah size bir hal olacak olsa senden başkasına valide demeye ağzım varamaz. Ve diyemem ‛alimallah ve seni ben ölünceye kadar unutamam.
Felek müsa‛âde ederse merhum pederimin kemiklerini İstanbul’a getirttireceğimdir. İnşallahü te‛âla mahsus bir türbe yaptıracağımdır. Cümlemizin bir mekanda olmasını arzu ediyorum. Senin indinde en edna olan şeyini zayi‛ etmem ve senin haneni söndürmem; ve rahmetle vesile olur. Âsâra sa‛y ederim. Din ü devlet ve vatan u milletim yoluna kendimi feda etmeyi isterim.
Aman canımdan aziz olan valideciğim! Gençlik ve cahillik münasebetiyle size her ne kabahat ettim ise cümlesini ‛afv eyle ve hakkını helal eyle.
Fi 30 kanun-ı sani ‛an Paris
Misal (3)
Kemal Bey merhumun (Cezmi) nam eserinde şevk u garâma müte‛allik görülen olan üç mektup suretleri:
(Perihandan ‛Âdil Giray‛a Mektup)
[ Şi‛irinizi okudum hareketinizin neticesini bilir misiniz. Sevk-i kaza sizi esir etmiş yine bugün koca İran’ hükmeden bir şah-ı ‛âlişanın sarayında oturuyorsunuz. Mizbanızı size kendi şehzadelerinden akrabasından ziyade ri‛ayet ediyor. Sizinle resmi mukâvelâta girişmek istiyor haremini hemşiresini emniyet ediyor tenhaca odanıza gönderiyor. Siz ise anın hemşiresine harf endazlığa muhabbet _ perdazlığa kalkışmaktan çekinmiyorsunuz. Mutlaka düşünmüş ve düşündüğünüz halde elbette yakin hasıl etmişsinizdir ki bu hareketin cezası kahkaha zindanı değil mezar-ı ‛ademdir.
Bu kadar muhâlaraları ihtiyâr ettiğinizi tasavvur etdikçe hayretimden ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Fakat ne yalan söyliyeyim sevincimden de çıldıracağım geliyor. Dünyada hiçbir gönül olmasa gerekdir ki muhabbetine bundan müessir bundan bedihi delil göstermiş olsun kendi tecrübelerim meydanda duruyor. Zanneden misiniz ki yanınıza birinci def‛a tenha kaldığım gece nikabımın hıffeti çarımın zinneti tesadüf kabilinden idi! Sanırmısınız ki geçen akşamki macerada nikabımı açtıktan sonra kapamak hatırıma gelmedi! Bir kadına göre imkanının nihâyeti ad‛ olunacak derecede muhabbetime deliller göstermiştim. Nazarınızda hiçbirinin hükmü olmadı. Siz bana teveccühünüzü benim için nefsinizi muhâtaraya ilkâ etmekle gösteriyorsunuz bende size esaret-i vicdanımı inşallah yolunuzda ölmek kucağınızda teslim-i can etmekle ispat ederim. Heyhat! Acaba bir bi-çareye ruh hakikisi olan cananının kucağında teslim-i can edipte mevtinde hayatdan ziyade lezzet bulmak nasip edecek kadar felekte insaf var mıdır?
Ah sen niçin bu memleketlere düşdün? Cism-i latifi nur-ı tecelliden mahluk bir meleğin bu kara topraklar içinde ne işi vardı. Benim için mi geldin. Allah ‛aşkına söyle benim içinse kudümüne ne türlü peş-keşler isâr edeyim. Cana cevher demişler fakat senin gibi bir mihman-ı ‛azizin kudümünü ihdâ olunmak için o cevherinde kıymeti yoktur bak! Ne kadar deli söylenip duruyorum. Ya ne yapayım! Muhabbetin insanda idrak mi bırakıyor? Daha sana malik olamadım elimden kaçırmak korkusuyla helak olacağım gönlüm sinemden ayrılıpta ruhani meclisinin nedimliği hizmetinde bulunmak istiyor.
Bir nur-ı letafetsin derununda o kadar hararet nedir. Şi‛rinin hayalatını ateşle mi terkib etdin her harfi gönlüme yapışmış can yakmakta muhabbetinle yarışıyor.
Heva-yı muhabbetinde enfas-ı ‛isa hasiyet mi vardır. Cemalin gözümden olur oldukça dakikada bir kere helak oluyorum da hayalin nazarımdan geçtikçe ve vücudumda bir ruh-ı diğer ifâza ediyor.
Ârâyiş-i rengarengile tecessüm etmiş nevbahar mısın ‛aksin gönlümde cilve-sâz oldukça gözlerimden nisan katreleri gibi girye-i meserred dökülüyor. Gönlüm riyaz-ı cennet gibi bin türlü ezhar-ı letaifle mâl-a-mâl oluyor.
Muhabbetin dünyâda en büyük lezzet olduğunu işitirdim. Fakat ‛azâbında bile dünyâlar değer bir başka lezzet olduğunu bilmezdim. Ne söyleyeyim dehânımdan ruhlar ruşân olsa kalemimden nurlar cereyan etse yine ezvâk-ı vicdânımı tasvire muktedir olamayacağım. Gel! Gel! Sinemi aç gönlüme bak! Görki ‛aşkın ne garib bir kerâmete ne büyük bir i‛câza mâlik imiş ‛avâlim-i ruhâniyyenin ne kadar bedâyi‛r var ise nasıl bir noktaya cem‛ etmiş! Âh gel diyorum. Nasıl geleceksin fi‛lin gaddârlıkta bir bir tavr-ı diğer icâd etmiş‛âlemi füyuzâtına gark etmek için yaratılmış bir âtitâbı bir zindân-ı zulm içinde saklıyor! Zararı yok sen ruhsun velev ki mestan ol âmâlin seni arayarak âyâğına gelir.
İşte bu gece perihanın geliyor mülâkâtda zaruri şehryârda bulunacak of! Meclisine geldikçe zihnimdeki kâra kâra huylâlar bile yanımıza takarrub etmeye cesâret edemiyor da bâş ucumuzda dolâşan o kâbus nedir! ‛Acabâ benim her ânını bir ‛ömre mureccah bildiğim o ruhâni ezvâk-ı muhabbeti uyduda mı geçiriyoruz. Birleştiğimiz zaman bahsr kısa keselim erken dağılalım şehriyâr ile müzâkereye hitâm verdikten sonra ben tenha geleceğim. Zerre gibi âfitâb-ı cemâline incizâb ile kendi kendime kaybetmek, nur ‛âlemlerine karışmak için geleceğim.
Mektubumu getiren korucu mahremimdir. Bu gece sabaha kadar sizi o bekleyecek sâ‛at beşten sonra ânadan başka sarây içinde âçık bir göz, ayakta bir vücut kalmaz.
Yoksa sen de o zaman uyur musun! Uyuma! Ben rüyamda hiçbir zamân ayrılmayan misâline hayâlinden ziyâde müştâk olmasam bir dakika gözlerimi kapamak istemezdim. Bütün ‛ömrümü tahayyülüne hasr ederim. Bilir misin ki seni bir dakikacık düşünmek vücuduma sâ‛atlerce uykudan bin kat ziyâde sukûnet bahş ediyor fakat rüyada misâlin hiçbir zaman gözümün önünden ayrılmayan hayâlinden daha cismâni daha ruhâni hatta daha nurâni daha vicdâni görünüyorda uykuya rahat etmek için değil seni istediğim gibi görmek yolunda rahatımı kaybetmek için yatıyorum. Mektubuma cevap istemez! Yanına da‛vetsiz gelmek meziyetini bana bırakırsan Perihanını bir kere daha ihyâ etmiş olursun. Şi‛r söylemeye muktedir değilim ki sözünüzü tanzire heves edeyim ma‛mâfih hareketim hakikat-i halde cüretinize bir garip naziredir. Şi‛riniz sizi mezar-ı ‛ademe isâl edebileceğini mektubumun ibtidâsında yazmışdım. Siz ise zaten kefeni boynunda gezen kahramânlardan olduğunuzu fi‛liyyat ile isbat etmiş olduğunuzdan tabi‛ sizin için ölüm pek korkunç bir şey olamaz. Lakin ben şimdiye kadar bir lahzacık hayat gördüm o da iltifâtına mazhar olduğum zamanlardır.
Bu cür‛etin beni iltifâtdan mahrum edebileceği için daha üdnyasını yeni anlamaya başladığı vakit irtihâl etmiş ma‛sumlar kadar acınacak musibete uğramayı gözüme aldım. Bir mezbeleye güneşin ziyâsı düşen fakat insanın nazarı gönül bulandırmak korkusuyla ta‛alluk etmek istemez.
Siz suretde güneş siretde insan değilmişsiniz. Kadınlara layık olmayacak.
Yolda ‛arz etdiğim iştiyâklardan ihtimal ki … Ah ihtimâl ki… istikrâh ederseniz ne yapayım riyâyı arz-ı muhabbetden daha fena buldum. Madem ki hâlimi her ne vakit olsa söyleyeceğim kabâhatimi bir müddetçik perde-i riyâ altında saklamak tabi‛ hem senin hem benim kaderimize mugâyir oluyor. Hareketim nefretini da‛vet‛ ederse helâk olurum. Halbuki derdimi ‛arz etmemiş olsam yine helâk olacağım iki türlü ölüm arasında kalmış bir bî-çârenin hayatını kurtarmak bir nazar-ı iltifâtınıza muhtâçtır.
Bâki: Bilmem ne sihr etdin
Reside kâr-ı berâyi ki küfr eğer ne bûd
Terâ-perestem u guftem hudâyı men inest
Perihan ]
{ ‛Âdil Giray’dan Perihana }
Firâkın bu kadar şedid bir ‛azâb, intizârın bu kadar dilsuz bir âteş olduğunu bilmezdim! … Gözlerim seksen sene mezarlarda kalmışta bütün bütün mahvolmaya yüz tutmuş meyyitlere benziyor.
Âyinedeki ‛aksime baktıkça kendi kendimden korkuyorum. Heyhât bu hal ile bana nasıl muhabbetin devam edecek? Muhabbetin benden inkıtâ ederse ben nasıl yaşayacağım! Gönül bir türlü muvasâlat zamanlarının mu‛ayyen bir fasıla ile mahdud olduğunu istemiyor. Velev bir dakika ile tahdid olunsun. O dakika insana hayatından uzun görünüyor.
Zararı yok! Ölürüm!… Senin için ölecek değil miyim? Senin için ölmek indimde ‛ömr-i ebediye müreccahtır. Lâkin firâja!.. Ah o zâlim firâk! Ne yapalım hayatım firâk içinde geçiyor! Ölsem yine firâkına düşeceğim. Filhakika mevt-i hicrân gibi ‛ömre sürmeyecek. Fakat hicrân-ı ebediyi da‛vet edecek!…
Hirân-ı ebedi!… ne can_gündâz bir lakırdı! Ne müthiş tasavvur! Acaba en kudretli cebâbire ile en ‛âciz zu‛afâyı hem-hâl edipte nazar-ı hikmet önünde ‛adâlet-i mutlakaya bir burhan-ı bedihi gösteren kara toprak o ‛adalet-i mutlaka hürmetine olsun eş yer olmuş iki ruhun ilel ebed visaline hâ‛il olmaktan çekinmez mi? Hicran-ı ebedi!… Ne olmayacak vâhime ! Ne gülünç hayâl!…
‛Acabâ âhvâli kendi gibi âni, evkâtı devir gibi mahdud olan dünya-yı deninin yalnız hicrânında mı ebediyet hâsıl olacak haılâk-ı kerimin kullarına nüzhetgâh merhameti olan ‛âlem-i ahretde visâl-i ‛âşıkâneden büyük ne mükâfâtı vardır ki muhabbet gibi Allah’ın e‛azz-i el-tâfı dünyaya munhasır olsun ola ‛ömr-i ebedi hicrân içinde güzâr eylesin. Ah bahtiyârlık o ‛âşıklarındır ki ‛alâik-i cismaniyeden tecerüd ederek ervâh-ı ‛ulviyyeye karışırlar.
Ezvâk-ı cemâle lezâiz-i muhabbete müstağrak olurlar. Nur gibi her anda bir ‛âlemden bir ‛âleme intikâl ederler. Hayal gibi her dakikada bir cihân-ı şevk bir cennet-i inşirâh îcâdına muktedir olurlar.
Yok ‛aşkın bu cihân-ı fânide de geçilmeyecek doyulmayacak lezzetleri vardır. Olmasa idi o hiss-i ‛ulvinin bu ‛âlemde zuhuru ‛abes hükmünde kalırdı.
Nefsimizde tecrübe etmiyor muyuz düşünüyorum hayâlini piş-i nazara alıpta şu kağıda karaladığım zamanın bir safâsını neş‛e-i uhra ezvâkını pek çoklarına değişemiyorum.
Hicrân içindeyken hayâlinle bu kadar lezzet buluyorum bezm-i visâlinde temâşâ-yı cemâlinle ne hâllere geldiğimi ondan kıyâs edebilirsen of! Bu hicrân nedir! Niçin istediğimiz zaman birbirimizi göremeyeceğiz! Arada rakip varda anın için değil mi? Rakip olacağına kahr olaydı!
mel‛une bizden ne ister beni seviyormuş ne yapayım ben kendimi sevmiyorum. Bana muhabbet etmesini ben mi teklif ettim ki cezasını çekeyim. Hâlimi düşündükçe kan başıma bir derece hararetle su‛ud ediyor ki beynim eriyipte yerlere dökülecek zannediyorum. Bilmem senin muhabbetine layık olacak kadar kıymetdâr bir şey değilsem onun hevasâtına şâyân olacak kadar da alçak mıyım? Sübhânallah! ‛âşık öldürmüş muhabbetler çok gördüm. Fakat muhabbetin ma‛şuk öldüren nev‛ini hiç işitmemiştim. Zâhir-i felek o belâyı da benim için saklamış.!
Aramızda seksen adım mesafe yok. Bende bu kadar iştiyâk sende o derece merhamet var yine birbirimizi sekiz günde olsun göremiyoruz. Göremiyoruz değil ihtiyârımızla göremiyoruz. Hicrânın bu nev‛ide çekilir eziyetlerden midir.
Ne yalan söyleyim ben bu hâle tâkat getiremeyeceğim câdının bir hevesi için ihtiyâri bir hasret içinde ölmeyi bir türlü gönlüm kabul etmiyor. İlk gördüğüm zaman kendisine doğrudan doğruya nefretimi beyân edeceğim! Benden fârig olsun habise visaline mâni‛ oldukça benim hayâtımdan yaşıyor. Bana mahsus olan ezvâk-ı muhabbeti gasp etmiş onunla eğleniyor kıyâs ediyorum. Merhamet et! Bu akşam yanıma gel! Biraz gönlüm sükunet bulsun! Biraz aklım başıma gelsin de edeceğim hareket de bir münasebetsizlik etmeyeyim! Sözlerimin rabtsızlığından kuva-yı fikriyyemin irtibâtına ne kadar halel geldiğini anlarsın.
Baki ne diyeyim emrine muhtazırım:
Derd-i firâkı çekmeye yok dil de iktidâr
Ben ölmek isterim bana katli cevap ver

{ Perihandan ‛Âdil Giraya }
Merhametsiz beni kendinden daha rahat bir halde mi sanıyorsun ki hicrândan o kadar acı acı şikayetler ediyorsun! Ben ıztırabıma tahammülden ‛âcizim senin mahzunluğundan gönlümde açılan yaralarda nasıl tâkat getireyim!… yok!… Söyle ne derdin var ise bana söyle!… tek senin gönlün biraz hıffet bulsun da isterse bütün ‛âlemin bâr-ı âlâmı benim gönlüme yıkılsın!… insafsız!… O istingâların nedir sen benim için zayıflarsan şeklindeki tagayyür muhabbetimin inkitâ‛nımı icâb eder! Bana ‛âid ufacık bir te‛sirini gönlümdeki hayalinden kıymetdâr bileceğimde şüphe mi edersin.
Ya hele vücuduna biraz za‛af ‛ârız olmakla ne olacak hüsnüne zevâl mi terettüb edecek!… Mehtap bu kadar şekillere giriyor hangisinde letâfetine halel geldiğini gördün.
Haydi bu istingâna da katlanayım. Maksadın sitem olsa bile onu da bir büyük iltifât ‛ad edeyim! O mevt gibi hicrân-ı ebedi gibi hâil hâil sözlerine nasıl tâkat gelir bana acımazsan kendine de acımaz mısın? Neş‛emden kim ne fâide görmüş? Tutalım ki fâidesi olmadığı gibi zararı da olmasın. Kalbe vermesi tabi‛ olan beyhude eziyetlerini ihtiyâr etmekle ne letâfet vardır!!.
Allah göstermesin sana bir hâl olursa benim sağ kalmaklığıma ihtimâl var mıdır? Velev mezarımı ayırsınlar feleğin pençesi bile gönüllerimizi birbirinden koparamaz.
Hayât ile yazı ile eğlendiğini kendin i‛tirâf ediyorsun. O halde birkaç günlük tahassürden o kadar şikâyet hak bulabilir misin hicrânı biz kendimiz ihtiyâr etikse ihtiyârımız kalbimizin arzusundan mı neş‛et etmişidi! Meydanda olan muhâtara mevhum mudur? Bir hâinenin şerinden sakınmak için üç beş günlük tahassürleri ihtiyâr etmeyelim de birbirimizi kavuşmadan kendimizi mezârların koynuna mı atalım.
Of! Niçin mel‛uneyi hatırıma getirdin! Yanıma gelsen de vücudumun harâretini hareketinin halini görsen odama insan kıyâfetinde bir yıldırım düşmüş kıyâs edersin.
Seni seviyormuş!!. Bilmez ki şirin cânına kasd ediyor. Senden saklamam gönlüme haklı bir gayz müstevli olursa arslanlarla yırtıcılık yarışına kalkışmak isterim. Hayır! O benden senin bir zerre gubâr-ı pâkini almaya muktedir değildir. Of! Bana öyle şeyler düşündürme! Billahi hınzırı ayağımın altına alır yılan ezer gibi tepelerim! Muhabbet nedir bilirsin! Kıskançlık nedir bilmezsin! Vücudumun her zerresinde ayrı ayrı ateşler yağıyor. Ayrı ayrı hançerler saplanıyor yine böyle iken sabrediyorum senden de sabır niyâz ederim. Eğer beni seviyorsan başım için hınzıra renk verme bir şey söyleme! Hem birbirimize doymadan fenâ bulacağız, hem de yüzüne bir kere bakmakla ateş atılmış cüz-i madeni gibi baştan aşağı arıtabileceğim bir alçağın pençesinde zebun olarak telef olacağız. Bu gece yanına geldiğimi istiyorsun ayakları îteşîn zincirlerle bağlı bir bî-çâreyi cennet kapılarını açıpta nüzhetgâhlarına da‛vet etmek ne büyük gaddârlıktır. Hiç gelmeye muktedir olsam senden da‛vet mi intizâr ederim.
İnsan ehass-ı âmâli eline geçer de iğtinâm için teklife mi muhtâç olur? Bu akşamını nöbetçi bildiğimiz değil! Nasıl gizli geleyim? Açıkdan gelecek olsam ne bahâne ne vesile bulayım.
Yalnız bana kıyacak olsalar yarım sa‛at zevkin için mahşere kadar hicrânına kâ‛ilim. Fakat sana da kıyarlar. Seni zerre kadar muhâtarada bulunduracak bir teşebbüsü senin için, senin emrinle de bir türlü zihnime sığdıramıyorum. Yarın gece fırsat bulur gelirim Allah aşkına sabret! Hâlimden tafsilât vermek istemem. Te‛sürünün şiddetindewn korkarım.
Bâki Ber levh-i mezârem beh-nüvüsend pes ez mürg
Ey vah zi-mahrem-i didâr diger hiç
Perihân
Misâl (4)
Ezkiyâ ve üdebâ-yı ‛askeriyeden kul ağası Hulki Efendinin bu muharrir-i ‛âcize gönderdiği bir hediye mektubu:
Zerre kadar kadr ü değerim ve teveccühât-ı ‛aliyyelerini kazanmaya medâr olur bir güne liyâkat ve hünerim olmadığı halde necâbet ve âsâlet-i zâtiyeleri îcâbât-ı tabi‛iyyesinden olarak Şamda bulunduğum zaman mazhar olduğum â‛t‛f ve eltâf-ı vâlâlarına karşı ‛arz-ı âsân şükranını ve mahmidetle kesb-i fahr u mübâhât eylerim. Kulun ‛acz u kusurunu i‛tirâf etmesi âdâb-ı mer‛iyyeden olduğu gibi kendi ‛arz u meskenetine ve minnetdâr-ı lutf-ı ihsânı olduğu mevlâsının ‛uluv-i kadr u menziletine bakmayarak her hadle borçlu olduğu vazife-i ubudiyeti ifâ etmesi vücubu dahi kâbil-i inkâr değildir. Ma‛lumdur ki: Cenâb-ı Feyyâz-ı Kerîmin hazâne-i ibdâ‛ından behredâr olduğumuz ni‛am u feyuzât-ı günagündan ba‛zılarını zât-ı vâlâsına takdim eder. Ve eser-i in‛am-ı ihsânı olan ol takaddümenin mazhar-ı hüsn-i kabul olmasını ‛uluv-ı şân-ı ilahisinden bekleriz. Kaldı ki hediye mehdi ileyhin kadr ü kıymetine göre olmak lazım gelse efendimize dünya ve mâfihâyı takdim lazım gelirdi. Ancak hediyenin kıymeti onu takdim eden kimsenin kadr ü kıymetiyle mütenâsib olacağından karınca kararınca darb-ı meselîni nazar-ı mutâla‛aya alarak kuds-i şerifin mahsulât-ı sanâ‛iyyesinden bir iki parça şey takdimine cür‛et aldım
Bu dest-âvizi takdim etmede bence fazilet yok
Ki ol deryâ-yı evdundan alınmış katre-i mâden
Sehâb âsâ verir bahre matar amma hakikatte
Sehâbın menba‛-ı âslisi reşh-i âb-ı deryâdır.

Müfâdınca tekaddüme-i nâcizânem efendimizin cümle-i ‛atâyâsından olduğuna nazaren her halde mazhar-ı hüsn-i kabul buyurulacağına ümidvarım. Bâki hemişe mazhar-ı Tevfik-i ilahi olmaları ed‛iyesini tekrâr ve bil-vücuh medâr-ı feyz u rif‛at bildiğim mehâsin-i teveccühat-ı kerimânelerin de devam-ı bekası temenniyâtına ictisâr eylerim. Latif ihsân efendim hazretlerinindir.
fi teşrin evvel sene 306
{ Nev‛-i Sâni }
Mekâtib-i mütedâvile
Mekâtib-i mütedâvile – garazın merci‛,i i‛tibârıyla tahavvül ve tenevvü‛ eden muharrerâttır ki (umur-ı ticâriye. taleb-i teşekkür. i‛tizâr. Nasihat. Melâmet. ‛itâb-ı ecnâr. tehniye. ta‛ziye. ecvibe. tavsiye. Şefâ‛at ) Mektupları hep bu nev‛idendir. Fakat bunlar da mürsil ile mürsel‛ün-ileyhin veya bir şahıs-ı sâlisin âgıâz i‛tibâriyle üç nev‛e tefrik olunabildiğinden burada da o usulü ihtiyâr ile üç darb üzerine yazdık.
{ Darb-ı evvel }
<< Garaz-ı mürsile râci‛ mekâtib >>
Garaz-ı mürsile râci‛ olan mekâtib (umur-ı ticâriye. talep. teşekkür. i‛tirâz) mektuplarıdır ki ber-vech-i âti ba‛z-ı kavâ‛idile misâlleri beyân olunur.
Umur-ı ticâriye – bir takım mu‛âmlât-ı ‛âdiyyedir ki esası bey‛ ve şirâya menut olup te‛min ve tervic-i mübâya‛ât kasdiyle yazılır.
Bunlarda garaz her ne ise gayetle sâde ve basit ve kâfe-i sanâyi‛-i bediyiyeden ve fekâlâde vâzıh olarak iş‛âr edilmek şarttır ve envâ‛i pek çok olup en mühim ve meşhurları (sipâriş. i‛tibâr. Kara dito>> istifsâr. deyin senedi. bono emir. Ciro. Poliçe. Makbuz-ı senedi. Battâl-nâme. Kefâlet nâme. Konturâtolar. İlm ü haberler. Protesto ) denilen şeylerdir ki bunlardan (Kefâletnâme ile enva‛ı (Konturâto) lar ve (protesto) lar her hale göre muhtelif olup kânuna ve umur-ı ‛adliyeye işnâzâtlar ma‛rifetiyle yazılmak lazım geleceğinden bunları da‛va vekilleriyle mükâvalât muharrirlerine yazdırmak derece-i vücubda olduğundan erbâbına buralarını ihtâr ile diğerlerine misal olmak için inşâ kitâbından baz‛ı numuneler âhz ederek âtiye derc eyledik. Bunların cümlesi her ne kadar bu fasıla giremezse de bundan münâsip cihetini bulamadığımızdan burada derc olundular.
{ Sipârişe dâ‛ir }
Der sa‛âdetde kağıd tacri fütüvvetlü fülan efendiye
Fütüvvetlü efendim
Bankınot olarak bu def‛a melfufen taraf-ı ‛âlinize irsâl eylediğim on ‛aded ‛osmanlı lirasını âhz ederek melfut numuneye tamamıyla mutâbık olmak üzere her biri takriben on kiloluk kırk top beyaz battâl kağadının vâsıta-i seri‛e ile sigortalı olarak tarafımıza irsâl olunması rica olunur.
‛an Trabzon fi 9 Ağustos sene 87 Hafız
{ Karadito-nâme }
Fülân yerde ‛izzetlü fülân efendiye
‛izzetlü efendim
Hâmil-i nâme-i mahlası rîf‛atlü Ken‛an beye akçeye lüzumu oldukça nihâyet on bir kuruşa kadar i‛tâ edip te‛diyât-ı vâkı‛ayı hesâbımıza geçirmeniz ricâ olunur.
Fi 8 Nisan sene 303 seneveriniz
Fülân
{ İstigsâr-ı ma‛lumâta dâ‛ir }
Kandiyede sabun fabrikatörü hürmetlü fülan efendi cenâblarına
Çifte markalı birinci nev‛i sabununuzdan üç bin kıyye mübâya‛a edeceğimden dersa‛âdette derun-ı vapurda teslim olununcaya kadar cemi‛ masarif-i nakliye vesâ‛ire tarafınıza ‛aid olmak üzere kıyyesini nihayet kaç kuruşa ‛itâ edebileceğimizin seri‛ân tarafımıza iş‛âr buyurulması mütemennâdır.
Efendim ‛an tekfun dağı fi 9 Eylül sene 303 zahire tâciri
Fülân
{ Diğer }
Manastırda Duhân tâciri fülân efendiye
Hürmetli efendim hazretleri
Şehrinizde mukim yazmacı ‛Âkif ağa emaneten füruht etmek üzere tarafımızdan mal istemekte olduğundan kendisi şayet ma‛rufunuz ise şâyân-ı emniyet olup olmadığının lütfen taraf-ı ‛âcizanemize îş‛âr buyurulması ricası te‛kid-i muvâlâta vesile ittihâz olunur efendim.
‛an der sa‛âdet fi 18 teşrin-i sâni sene 302 ikizler kompanyası.
{ ‛âdi deyn Senedâti }
‛aded 120
Yalnız yüz yirmi lirayı ‛Osmânîdir
Tarihden doksan bir gün vade ile ve beher lîraya şehri yirmi para faizle sarrâfânı mu‛teberân ‛Akif efendi yedinden ber-vech-i bâlâ yalnız yüz yirmi ‛aded lirayı ‛Osmâni ahz ve istidâne eyledim
Fi 5 Temmuz sene 302 yüregi

‛aded 40
Yalnız kırk ‛aded İngiliz lirasıdır. İşbu 1287 senesi Haziranının ibtidâsından i‛tibâren gelecek Eylül-i ruminin nihâyetinde nizâmen lazım gelen güzeştesiyle ifâ etmek üzere mazlumiyân Agob Efendi yedinden kırk ‛aded Rum ili temur yol tahvilâtını nezdine terhin eyledim
fi 1 Haziran Sebus

600
Yalnız altı yüz kuruştun
İşbu bin üç yüz dört senesi şehr-i şubatının ibtidâsından i‛tibâren mah-be-mah ikişer yüz kuruş eda ederek üç ay zarfında kâmilen ifâ etmek şartıyla bakkal Yusuf ağadan ber-vech-i bâlâ yalnız altı yüz kuruşluk erzâk iştirâ edip kendisine ol miktar deynim olduğunu mübeyyin iş bu sened-i memhurum ağayı merkuma ‛itâ kılındı. fi 2 Şubat sene 304
Meryem
Derun-ı senede muharrer meblağın îfâsına kefil bil-mâl olduğum cihetle iş bu mahalle va‛z-ı imzâ eylerim
fi 2 Şubat sene 304 el kefil Mahmud

{ Bono }
Zirde muharrer tarihten altmış bir gün mürurundan iş bu bononun hâmiline kırk ‛aded Fransız altınını eda edeceğim bedeli mâlen
fi 19 Temmuz sene 307
{ Emir Senedâtı }
Yalnız yirmi dokuz ‛aded lirayı ‛Osmânidir. Zahire tâciri hürmetli Na‛imâ efendiden mübâya‛a eylediğim mal bedeli olarak ber-vech-i bâlâ yalnız yirmi dokuz ‛aded lira-yı ‛Omâni deynim olup tarihinden otuz gün mürurundan kendi emrine eda edeceğim

Temmuz ve ağustos ve kânun-ı evvel ve sâni birbirlerini ta‛kip ettikleri halde otuz birer gün olupta şubat niçin 28 gün kalsın böyle olmaktan ise bütün bir sene dört mevsime ve beher mevsimde üçer aya taksim olunduktan sonra her ay 30 31 olmak ve fakat şubat behemâl otuz kalmak üzere tertip olunur ise bu mevâsimde şemsin hatt-ı istivâden geçdiği günler rebi‛ ve harif mevsimlerine mebde‛-i i‛tibâr edilir ise mu‛âmele ıslâh olunmuş ve kebise mes‛elesi dahi hal edimliş olur.
Meselâ ta‛birimiz vechile
30 bahar-ı evvel 31 sayf-ı evvel 30 harif-i evvel 31 şitâ-i evvel
31 bahar-ı sâni 30 sayf-ı sâni 31 harif-i sâni 30 şitâ-i sâni
30 bahar-ı sâlis 31 sayf-ı sâlis 30 harif-i sâlis 31 şitâ-i sâlis
91 92 91 veyâhut 92
olarak eyyâma taksim olunsa matlub hâsıl olur, zira kebise olduğu sene şifâ-i sâlis 31 olarak ayların intizâmına halel gelmemiş olur.
Esâmi-i şühur bahsinde icâd cihetinden ise tetetbu‛ ciheti tercih olunsa daha münâsib olur gibi hatırıma geliyor. Ya‛ni memâlikin her cihetinden şühurun mahallerince tesmiye olunmakta oldukları isimler sorulsa ve onlardan bir fikir toplansa tavim-i edvâr hakkında ittihâz buyurmuş olduğunuz tensikât daha kolaylıkla birleşebilir. Bayağı ba‛zı ta‛dilât ile şimdiki isimlerin çoğu kullanılmış olsa, hiçbir zararı yoktur.
Meselâ: ‛Arabistan cihetinden marta <> mayısa <> ve Anadoluda ağustosa <> ve bedre ve cesânda teşrin-i sâniye <> tesmiye etmekte olduklarına göre esâmr-i şühur (Azer-i nisan, hazra) (haziran) (temmuz ab) (hafif teşrin servin) (kânun-ı berdâ şubat) gibi isimlerle eda olunmak izâfetli kelimeler kullanmaktan daha muvâfık görünür. Hatta müstervakadan sarf-ı nazarla şühur-i celâliye isimlerinin kabulü bile izâfetli kelimeler isti‛mâlinden daha az mahsurludur. Maksad îcâdın efkâr-ı ‛âmmeye birleştirilmesinden suhulet istihsâl etmektir. Yoksa karargir olmaz. Bunca zahmet hebâ olur.
İşte ihtilâf hakkındaki mutâla‛ât-ı mahsusa mı tafsil ettim. Buna dâir zühul ettiğim noktalar olupta ikâz edecek tefsilâta mazhar olur isem, hem teşekkür ve hem de diyecek sözüm olduğu halde ‛arz etmeği va‛d ederim himmetinizin meddâhıyım bâki sağ olunuz
31 mayıs sene 1888
Bâlâdaki mektuba cevâben mir-i müşârü’n-ileyh tarafından yazılan ‛arıza. Rebi‛-i ma‛rifette ittihâz eylediğim hicret-i şemsiyye takvimi hakkındaki tetebbu‛ât-ı kemterânem esâsen takdir buyurulmakla beraber mebde‛-i târihde sene başının ta‛yininde mevâsimin ta‛yin imtidâdında şühurun esâmisinde re‛-yi devletlerinin fikr-i ‛âcizâneme muhâlif bulunduğu beyân olunduktan sonra birincisi şu vechile îzâh buyurulur:
<<… Hicretin sene-i şemsiyyeye mebde‛ olmasında iki mahzur hatıra gelir. Bunun birincisi 1266 senesinden 1304 senesine kadar geçen rumi senelerin yeni târihte yine tekerrür etmesidir ki geçmiş bir vak‛anın her def‛a isimleri zikr olundukça uzun bir

Kategori: Transkripler | Yorum yaz »