Türkiye’de var olan sosyal güvenlik kurumlarından kısaca bahsettik. Bu kurumlar açık vermekte yani gelirler giderleri karşılayamamaktadır. Bunun bir çok nedeni vardır; ancak en önemli neden erken emekliliktir. Günümüzde SSK’dan emeklilerin % 62’sinin yaşı asgari emeklilik yaşı olan 58 – 60 yaşın altındadır. Bu durumda erken emeklilik sonucunda orta yaşlı insanlar yaşlılık aylığı almaktadır. Böylece bir taraftan sosyal güvenlik kurumları, prim gelirinden mahrum olmakta, diğer taraftan prim aldıkları süreden daha uzun süre yaşlılık aylığı ödemek zorunda kalmaktadırlar. Bu durumda erken emeklilik olgusu mali olarak sisteme zarar vermektedir. Bu da devleti sosyal güvenlik anlamında yeni düzenlemeler yapmaya itmektedir.
Devlet, Sosyal Güvenlik Reformu adı altında yeni bir düzenlemeye gitmiştir. Bu düzenlemeyle tüm nüfusu kapsayan tek bir emeklilik, tek bir sağlık sistemi, adil bir sosyal yardım sistemi ile sosyal güvenlik kurumlarının tek çatı altında birleştirilmesi amaçlanıyor.
Reformun getireceği bir diğer önemli yenilik, bütün vatandaşların yanı sıra Türkiye’de bir yıldan daha uzun süre yaşayanlar, vatansızlar ve sığınmacıları da kapsayan bir Genel Sağlık Sigortasının kurulmasıdır. Bu uygulama ile herkese eşit kapsam ve kalitede sağlık hizmeti sunulması amaçlanmaktadır. Sistemin getirdiği yenilikleri sıralayacak olursak;
* Bir diğer yenilik, yoksul vatandaşların sağlık sigortası primlerinin devlet tarafından karşılanıyor olması.
* Genel Sağlık Sigortası (GSS) sisteminde memur, işçi, esnaf ve yeşil kartlılar arasındaki ayrım kalktı.
* Acil servislere gelen hastalardan para talep edilmiyor.
* 18 yaşından küçüklerin ücretsiz sağlık hizmetinden yararlanması sağlandı.
* Sadece memurların doğrudan gidebildiği üniversite ve araştırma hastanelerine işçi, esnaf, yeşil kartlı ve emeklilerin gidebilmesi de sağlandı.
* Sağlık merkezlerinde sağlık karnesi yerine kimlik, ehliyet, evlilik cüzdanı gibi belgelerin gösterilmesi yeterli.
* Sigortalının hiçbir güvencesi olmayan anne ve babası, sigortalının kendisi üzerinden bakılabiliyor.
Buraya kadar sistemin getirdiği olumlu faaliyetlerden bahsettik. Bir de madalyonun öteki yüzü var:
Erken emeklilik sorunu nedeniyle 1999’da sosyal güvenlik reformu yapıldı. SSK’da 5000 gün olan prim gün sayısı, 7000 güne çıkarıldı ve yeni reformla birlikte her yıl 100’e artarak 9000 olacak. 9000 gün işçiler için fazla değil mi? Emeklilik yaşı kademeli de olsa 65’e çıkarılması ne kadar doğru bir çözüm. Bugün Türkiye’de insan ömrü ortalaması 65 olarak biliniyor. 60 ya da 65 yaşındaki biri ne kadar verimli çalışabilir? Yeni sistemde kadrolu bir öğretmenin emekli olmak için 25 yıl çalışması gerekirken, geçici sözleşmeli, ücretli v.b. çalışan bir öğretmenin en az 50 yıl çalışması gerekecek.
GSS her sigortalıdan prime esas gelirinin yüzde 12’si oranında sağlık primi kesilmesini ön görüyor. Halen yeşil kartlı olanların primlerini devlet karşılayacak. Kimlerin primini devletin karşılayacağının hesaplanmasında, bir ailenin, aile fertleri başına düşen gelirinin net asgari ücretin üçte birinden az olup olmadığına bakılacak. Örn; dört kişilik bir ailenin aylık geliri 508 YTL’nin (2006 asgari ücrete göre) altında ise bu ailenin primini devlet ödeyecek, eğer geliri 508 YTL ve üzerinde ise bu ücretin % 12’si oranındaki 64 YTL’lik aylık primi kendilerinin ödemesi gerekecek. Yani bir ailenin kişi başına düşen gelirinin 127 YTL’nin üzerinde olması, o ailenin GSS primini kendisi ödeyecek kadar “zengin” olduğu anlamına geliyor. Burada bir tutarsızlık söz konusu.
Çünkü kanun Türkiye’de yaşayan herkesi GSS yükümlüsü sayıyor. Bu durumda SSK, Bağ – Kur ve Emekli Sandığına tabi olmayan ve yeşil kartlı grubuna da girmeyen milyonlarca aile zorunlu olarak GSS primi ödemek zorunda. Sorun bu kesimin prim borcunu ödemediğinde ortaya çıkacak ve bu kişilerden sağlık priminin nasıl tahsil edileceği konusu ise belirsizliğini korumakta.
Temel Teminat Paketi ifadesi kavram olarak yasadan çıkarılsa da sağlık hizmetleri 1 Ocak 2007 tarihinden itibaren sınırlandırılmış durumda. Bu paket dışında kalacak hizmetler için cepten para ödemek gerekecek. SSK ilaçlara da bir sınırlama getirmiş durumda. Eczaneye gittiğinizde “Bu ilacı SSK vermiyor, size aynı kalitede ama daha ucuz bir ilaç verebilirim” cümlesini duymanız olası.Bir başka örnek te;72 yaşındaki Hayrettin Güzel.6 yıl önce sağlık nedenleri yüzünden malulen emekli edilmiş, 3 yıl önce gözünden katarakt ameliyatı olmuş ve % 30 görme yetisini kaybetmiş. Ameliyat sonrasında SSK bir görmeyen, ayaklarının üzerinde
durmakta zorlanan yaşlı adam için “Çalışma gücünü kaybetmemiştir” raporu düzenleyip yeniden işe başlamasını ve emekli oluncaya kadar çalışmasını istiyor ve Hayrettin Güzel’in emekliliği iptal ediliyor. Sosyal güvenlik kurumu yetkililerinin Hayrettin Güzel’e verdiği cevap şu; “Vatandaş kaç yaşında olursa olsun gerekli şartlar yerine gelmeden emekli edilemez.” Bu örnek Türkiye’de bürokrasinin ne denli sağlıklı işlediğinin kanıtıdır.
Peki, GSS sistemini uygulayan ülkeler ne durumda? Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre ülkeler bu sistemden dönmeye çalışmaktadır. Almanya’nın “sağlık paketini” daraltma ve prim oranlarını arttırma eğilimine girmesi hoş karşılanmamıştır. İtalya’da 2008 yılından sonra emeklilik yaşını 60’dan 65’e, minimum çalışma süresini 85’ten 40’a çıkarmayı planlamaktadır. İsviçre’de ise hastaların tedavi masraflarında katkı payı % 10’dan % 20’ye çıkarılmıştır. Hedeflenen olmamış, yapılan reformlar daha nitelikli hizmet alınmasına neden olmamıştır.
Sorunları ya da örnekleri çoğaltmak mümkün. Sosyal Güvenlik Kurumları’nın işleyişindeki aksaklıklar devam etmektedir. Çözüm yaş sınırları ya da prim gün sayısının fazlalığı olmamalıdır. Çözüm sosyal devlet anlayışına uygun, refah seviyesini sürdürmekten ziyade, yükseltilmesine ilişkin çalışmalar yapmaktır ve kamu hizmetlerinin işlemesine önem vermektir.