Kategoriler

Zalimlerin zulmü varsa..

Takvim

Meta

Arşiv

Blogroll

Demokrasinin zaferi için ne yapmalı?

Tarih: 05.07.2009, Ekleyen: admin

İlk akla gelen, demokrasiyi basit bir oy verme işlemi olmaktan süratle kurtarmak. Özellikle bizim demokrasimizde görülen bu vahim basitleştirmeyi silip atmak gerekiyor. Seçimden seçime sandığa gidilip oy verilen bir ülkenin demokratik bir ülke olduğu yalanı yirmibirinci yüzyılda büsbütün utanç verecek.
Aksine, demokrasinin giderek daha çok katılım demek olduğu sürekli tekrarlanmalı. Katılımın olmadığı yerde demokrasiden söz edilemeyeceği söylenmeli. Devletin öngördüğü ve izin verdiği ölçüler, demokrasi için eksik sayılmalı. Devletin, hükümetlerin ve her türlü siyasi otoritenin dışındaki demokratik odaklar artma1ı. Sivil toplum örgütleri çoğalmalı. Bunlar karar alma mekanizmaları üzerinde daha etkin olmalı.
Demokrasinin fikri düzeyin ötesinde, ekonomik gerçeklerle de örtüşmesi sağlanmalı. Devlete ekonomik ve toplumsal görevler yüklenmeli ve yurttaşlar devletin bu görevlerini yerine getirmesi için demokratik yollardan baskı yaratmalı. Refahın mutlaka geniş kitlelere yayılması sağlanmalı. Geniş bir orta sınıfı olmayan bir ülkede demokrasiden söz etmenin neredeyse bir fantazi olduğunu hiç unutmamalıyız.

Nihayet demokrasi, yalnız ekonomi ile bağdaşmaz. Ülküler de bu sistem de vazgeçilmez bir yer tutar. Fransız Devrimi’nin sloganındaki “kardeşlik” sözcüğünü hatırlayalım. Kitleleri harekete geçiren asıl ateşleyici kelime buydu. Demokrasi dünyada hep kardeşlik düşüncesi ile yeşerdi. Buna bugünün deyimiyle toplumsal dayanışma da diyebiliriz.

Son söz olarak, bütün engellere rağmen geleceğin demokrasisi için karamsar olmak, insanın her zaman engelleri aşabileceği ve önünde sonunda mutlaka iyiye ve güzele ulaşacağı yolundaki görüşe aykırı. En azından insanlığın binlerce yıllık evrimi, toplumların gösterdiği gelişme, son tahlilde daima olumlu nitelikler taşıdı. Hayal gibi görünen nice şey, günü gelince birer gerçeğe dönüştü. Yeter ki, rüyalarımız ve bunları gerçekleştirmek için irademiz ve isteğimiz olsun.
Demokrasi Yunan’ca bir sözcüktür. Halkın egemenliği anlamına gelir. Demokrasi sözcüğüne tüm zamanları kapsayan bir tanımlama getirmek mümkün değildir. Modern devletler 100 yıllık bir birikim, gelenek, düşünce ve toplumsal müzakereler sonucu demokrasi kavramını oturtmuşlardır. Demokrasi kavramı Antik Yunan’da bir avuç toprak sahibinin, servet sahibinin halk meclisini oluşturmasıdır. Bu meclis yasa yapar, yasayı iptal eder, yabancı ülkelere elçi gönderir, savaşa- barışa karar verirdi. Nereden bakılırsa bakılsın bu eksik bir demokrasidir. Çünkü bu demokraside kadınların, kölelerin, yoksulların ve sitede oturmayan yabancıların oy ve söz hakları yoktu. Antik Yunan’da demokrasi sakıncalıdır. Yoksulların, serserilerin yönetimidir. Platon’a göre “tutkunun aklın önüne geçmesidir”. Aristo’ya göre “yoksulların ülke yönetimini ele geçirmesiyle istikrarsızlığın, dengesizliğin kaynağıdır”. Demokrasinin Felsefe Aşaması Modern Demokrasi Anlayışının Temelini atan sosyolog ve düşünürler Thomas Hobbes: (ing. 1588- 1677) “Leviathan” adlı eseri vardır. (canavar demektir) Canavar, devleti temsil eder. İnsanı diğer canlılardan ayıran özellik, akıl ve muhakemedir. İnsanın diğer özellikleri de bilimsel merak ve dinsel inançtır. Hobbes insanlar arasındaki mücadeleyi üç nedene bağlar; rekabet duygusu, güvensizlik, herkesten üstün olma tutkusu. Hobbes; “insanlar arasındaki adaleti sağlamak için karşı konulmaz bir otoritenin varlığına ihtiyaç vardır” der. Bu gücün sahibi devlettir yani Leviathan’dır. Hobbes’e göre egemen güç yasalara bağlı olmamalıdır. John Locke: (ing. 1655- 1704) Hükümet üzerine “iki deneme” adlı eseri önemlidir. Locke’a göre insan, tek başına yaşamak için yaratılmıştır. İnsanın toplum içinde yaşaması zorunlu ve gereklidir. Toplum içinde yaşayan insan doğal olarak eşit ve özgürdür. Özgürlük vardır ama özgürlük, en iyi en faydalı şekilde kullanılacaktır. Doğal yasa olan akıl, tüm insanların özgür ve eşit olabilmesi için birbirinin malına, hayatına saygı gösterilmesi gerek.
Demokrasi giriş Türkiye’de yıllardan beri tartışılan, buna rağmen üzerinde bir konsensüse ulaşılamayan kavramlardan birisi de demokrasidir. Çağdaş demokrasinin sağlıklı bir şekilde çalışması da baskı gruplarının gücüne bağlıdır. Aksi takdirde siyasal erkin baskı gruplarını ve dolayısıyla siyasal katılımı denetim altına almak istemesi durumunda, o ülkede demokrasiden söz etmek oldukça güç olacaktır. Zira baskı grupları, toplumdan gelen talepleri siyasal erke iletirken, siyasal erkin tutum ve davranışlarını değiştirmeye yada toplum tarafından tepki doğurmayacak hale dönüştürebilmek için gerekli uyarıları yapmak gibi bir demokrasi gereğini de yerine getirmek zorundadırlar. Baskı gruplarına sahip olmayan, yada mevcut olanların işlemesini engellemek, çeşitli grupların meşru olmayan yollarla hak aramaya itecektir. Bunun doğal bir sonucu olarak da sistem, sürekli olarak negatif etkilere maruz kalacaktır. Birinci bölümde baskı, grup ve baskı grubu kavramlarının tanımlarına yer verilmiştir. Baskı grubunun tanımından çıkardığımız fonksiyonlarla baskı grubunun sınırları çizilmiştir. Yine yapılan tanımlamalarda baskı gruplarıyla, menfaat grupları, siyasi partiler, lobiler, görüntülü basın kavramlarıyla eş anlamlı tutulduğu gözlenmiştir. İkinci bölümde ise yönetim, katılmalı yönetim, yönetime katılma ve siyasal katılım gibi kavramlar açıklanmıştır. Siyasal katılmayı etkileyen cinsiyet, eğitim, yaş ve toplumsal sınıf gibi faktörleri işledikten sonra, baskı gruplarının yönetimi etkileme yolları belirtilmiştir. Birinci Bölüm Yönetim, Yönetime Katılma, Siyasal Katılma ve Baskı Gruplarının Yönetimi Etkileme Yolları I- Yönetim yönetim kavramı, yerine göre, hem devletin örgütleyici eylemlerine, hem de bu eylemleri yürüten makineyi adlandırmak için kullanılır. Amaç açısından soruna yaklaştığımızda yönetimin, toplumsal hayatın değişik kesimlerinin işleyişini düzenleyen ve bu kesimlerdeki yönetsel kuruluşların belirleyici özelliklerinde somutlaşan bir eylemler dizisidir.
Demokrasi çağımızın en önemli özeliklerinden biri, kuşkusuz, demokrasi düşüncesinin yayılması ve geniş bir uygulama alanı bulmasıdır. Bu durum, demokrasi konusunda bir görüş birliği bulunduğu anlamına da gelmemektedir. Birbirine karşıt rejimlere demokratik rejim adı verilmesine karşın, herkes demokrasiye inanmış görülmektedir. Demokrasinin amacına ulaşması için izlenecek yolda, birbiri ile bağdaşmayan, birbirine zıt iki ayrı demokrasi anlayışı ortaya çıkmaktadır. Kavram karışıklığını önlemek için, bunlardan birine “klasik demokrasi” yada “çoğulcu demokrasi” veya “batı demokrasisi”, diğerine de “marksist demokrasi” ya da “sosyalist demokrasi” denilmektedir. Kısaca belirtmek gerekirse, çoğulcu demokrasi, ideal özgürlüğe, yine özgürlük yolu ile ulaşmak isteyen bir rejimdir. Bu sistemde özgürlük hem amaç hem de araçtır. Marksist demokraside ise, özgürlük bir araç değil, sadece ulaşılması gereken bir amaçtır. Bu amaca özgürlük yolu ile değil, ancak proletarya diktatörlüğü yolu ile ulaşılabilir. Çoğulcu Demokrasi Çoğulcu demokrasinin özellikleri ve doğuşu demokrasinin zaman itibariyle ilk ortaya çıkanı, en eski ve klasik olanı, çoğulcu demokrasidir. Bu tür demokrasinin, batı dünyasının tüm sanayileşmiş büyük ülkelerinde uygulandığı ve farklı yönetim sistemlerine, örneğin; parlamenter sisteme, başkanlık sistemine, meclis hükümeti sistemine uyum sağlayabildiği görülür. Çoğulcu demokrasinin egemen olduğu ülkelerde, bir uygulama birliğine rastlanmaz. Her ülkenin toplumsal, siyasal ve ekonomik koşulları birbirinden farklıdır. Bunlar da, demokratik yaşamı yakından etkileyen olgulardır. Uygulama da bir birlik görülmese de, çoğulcu demokrasinin ulaştığı bir düzeyin altına da düşülemez. Tersine bir uygulama, toplumdan gereken tepkiyi görür. Demokrasinin koruyucusu, toplumun kendisidir. Çoğulcu demokrasinin doğuşuna gelince; Feodalite, Ortaçağda, özellikle Batı Avrupa’da oluşur.
Demokrasi: Başkalarının haklarına saygılı, kendi haklarına sahip çıkabilen, hukuka saygılı insanların bir yaşama şeklidir. Demokrasi, yüzyılımızın en yaygın yönetim biçimidir. Demokrasi, halkın egemenliğine dayanan bir yöntemdir. Demokrasilerde kararlar, tartışılarak hep birlikte alınır. Demokrasinin temel ilkeleri;
1- Milli Egemenlik Demokraside, egemenlik millete aittir. Millet bu hakkını milletvekilleri aracılığıyla kullanılır. Bu esas, anayasamızda egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.
2- Hürriyet ve Eşitlik Demokraside, hürriyet ve eşitlik esastır. Hürriyet, başkalarına zarar vermeden her şeyi yapabilmektedir. Bütün insanlar hürdür. Herkes, serbestçe düşünür ve düşüncelerini açıklayabilir. Eşitlik ise, hiçbir ayırım olmadan herkesin kanun önünde aynı haklara sahip olmasıdır.
3- Siyasi partiler demokratik yönetimle idare olan ülkeler sorunlarının çözümünü aynı düşünceyi paylaşan kişiler, bir siyasi parti kurabilirler. Kişiler, kurulmuş herhangi bir partiye üye olabilirler.
Ülkemizde kurtuluş savaşından sonra kurulan ilk parti Halk Fıkrasıdır. Cumhuriyetin ilanından sonra kurulan ilk parti ise Cumhuriyet Halk Partisidir. Ülkemiz 1945 yılına kadar tek parti ile yönetildi. 1945 yılından sonra demokrasinin gereği olarak çok partili döneme geçildi. 1946 yılında çok partinin katıldığı seçim yapıldı. Siyasi partiler anayasa ile ilgili kanun hükümlerine göre faaliyetlerini sürdürürler. İnsan haklarına saygılıdır ve Millet egemenliğini esas alır. Demokrasilerde hükümeti kurma görevi, seçimlerde en çok milletvekilliğini kazanan partiye verilir. Hükümeti kuran partiye iktidar partisi, diğer partiler muhalefet partileridir. Demokrasinin korunmasında bireylere düşen görevler demokrasinin en iyi bir yönetim biçimi olduğudur. Onu korumak, geliştirmek ve yaşatmak görevimizdir. Bizler her şeyden önce iyi bir vatandaş olmalıyız. Bunun için kendi haklarımızı korumalı ve başkalarının haklarına da saygı göstermeliyiz. İnsanlar farklı düşünceye sahip olabilir.

Etiketler: ,,,,,

Kategori: GENEL BİLGİLER | Yorum yaz »