Kategoriler

Zalimlerin zulmü varsa..

Takvim

Meta

Arşiv

Blogroll

ÇOCUK İSTİSMARI VE SUÇA YÖNELME

Tarih: 23.10.2008, Ekleyen: zindan

Çocuk istismarı çocukların gelişme dönemlerinde yemek, temizlik, sevgi, koruma, ilgi ve güven gibi temel gereksinimlerinin karşılanmamasıdır. Bu onların sosyal tehlikelere karşı savunmasız ve denetimsiz kalmalarına; en uç noktası intihar olmak üzere okul başarısızlığı madde bağımlılığı sokağa ya da suça yönelme gibi olumsuz sonuçlar yaşamasına neden olur.
Çocuklar çevrelerindeki sevgiyi, şefkati, huzuru olduğu gibi şiddeti, acıyı ve ilgisizliği de bir sünger gibi özümser ve kendi süzgeçlerinden geçirerek kişiliklerini yapılandırırlar. Bu nedenle çocuklara yönelik kötü muamelelerin olumlu sonuç vermesi beklenemez. Yapılan araştırmalarda istismara uğrayan çocukların büyük bir bölümünün suça karıştığı ve suça yönelmede istismarın önemli rol oynadığı anlatılmaktadır. Çocukların ileride başarılı olmasını isteyen aileler uygulamış olduğu şiddet ve baskı neticesi çocuklarından başarı bekleyemez. Beklenen başarı fiziksel ya da duygusal istismar değil olumlu yönlendirme ile olur. Aileleri ve yakın çevresi tarafından fiziksel, duygusal veya cinsel istismara maruz kalan çocuklarda umulmadık olumsuz bulgulara rastlanmaktadır. Bunun sonucu da toplumumuza yansımaktadır.
İHMAL VE İSTİSMARIN ÇOCUKLARDA ETKİLERİ
Uzmanlara göre çocuk üzerinde uygulanan ihmal ve istismarlar sonucu; çocuklarda çeşitli tikler, altını ıslatma, kaygı ve uyku bozukluğu, ani irkilme sıçrama, korkma, kabus, sıkıntılı görünüm, baş ve karın ağrısı, iştahsızlık, kusma, bağırma, durgunlaşma, mutsuz görünüm, çabuk ağlama, içe kapanma, arkadaş çevresinden uzaklaşma, yalnız kalma eğilimi, dikkatini toplamada güçlük, derslere ilgisizlik, güvensizlik, yoğun suçluluk duyguları, kendini değersiz hissetme, daha önceden sevdiği ve yaptığı şeylere karşı isteksizlik ve ilgisizlik, geleceğe umutsuz ve yoğun endişeyle bakma, intihara teşebbüs etme, okuldan veya evden kaçma, ani öfkelenme, kurallara uymama, karşı gelme, çevresine saldırgan davranışlarda bulunma, kolunda sigara söndürme, bileklerini kesme, kesici aletle kendine zarar verme, uygun olmayan cinsel davranışları gösterme, yetişkinlere karşı ayartıcı davranışlarda bulunma. Ayrıca kızlarda daha erkeksi davranışlar yapma, kendi cinsiyetinden yoğun hoşnutsuzluk duyma, erkeksi giysileri tercih etme, erkek oyunlarında oynama, kızlardan çok erkeklerle yakın arkadaşlık kurma, bazen erkek olmayı isteme. Erkeklerde ise; daha kadınsı davranışların görülmesi, kadınsı giyinme eğilimi, kızlarla arkadaşlığı tercih etmesi, gelecekte homoseksüel eğilimler göstermesi gibi ihmal ve istismarlardan doğan olumsuz etkiler oluştuğu uzmanlarca saptanmıştır. İhmal ve istismarları uygulayan çocuk hastaneye geç getirildiğinde, anlatılan öykünün çelişkili olması, fiziksel bulgulara uymayan öykü olması, şüpheli travma öyküsünün birden fazla olması, anne-babanın kazayı bir kardeşe ya da yabancı kişilere yüklemesi, çocuğun kendisine yüklenmesi, çocuğun hastane hastane gezdirilmesi, çocuğun anne-babaya suçlaması gibi durumlarda çocuğun ihmal ve istismara uğradığı tespit edildiğinde, durum görevli uzmanlarca rapor haline dönüştürülür. Şüphe devam ediyorsa biz görevlilerce adli süreç başlatılarak araştırmalar yapılır. Elde edilen deliller ihmal ya da istismarı destekleyen doğrultuda olursa çocuğun hakları ön planda tutularak sorumlular hakkında gerekli adli işlemler yapılır.
ÇOCUK İHMAL VE İSTİSMARININ HUKUKUMUZDAKİ YERİ
Başta, Uluslar Arası Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 19. Maddesi, anayasamızın 41 ve 61. Maddeleri, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 475 ve 478. Maddeleri, Medeni Kanunumuzun 346., 347.,348.,349., 350 ve 351. Maddeleri, 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu yasaları ile bağlı diğer mer-i mevzuatlarla çocukların ihmal ve istismarlarının önlenmesi maksadı ile çeşitli hükümler ve müeyyideler getirilerek çocukların korunması hedeflenmiştir.
SONUÇ
Çocuklarımızın korunmasındaki sorun sadece bir ferde veya yasalara bağlanmamalıdır. Çocuğun korunması ve her türlü ihmal ve istismarın önlenmesi, hayata bağlılıklarının sağlanması ve yaşamın sevdirilmesi toplum olarak hepimize düşmektedir. Şüphesiz bilinçli bir toplum başarılı bir gelecek hazırlar. Bu bağlamda her kesim üzerine düşen görevi yapmalıdır. Dünyada başka hiçbir ülkede olmayan ve sadece ülkemizde uygulamaya konulan Emniyet Müdürlükleri Çocuk Şube Müdürlüğü görevlerine; çocuklara yönelik yapılan her türlü ihmal ve istismar ile karşılaştığınızda, biz görevlilere hiç vakit geçirmeden günün her saatinde bildirebilirsiniz. Bizden sonra ülkemiz yönetimini değişik konumlara ve makamlara alacak olan çocuklarımız için elimizden gelen tüm olumlu gayretleri sarf etmeliyiz. Onları hiçbir şekilde, fiziksel, cinsel veya duygusal istismara ve ihmale maruz bırakmamalıyız. Onlara yaşanır bir ülke, yaşanır bir dünya bırakmalıyız.
ÇOCUK AİLE VE İLETİŞİM
İletişim; sevgi dolu bir ilişkiyi başlatıp, devam ettirebilmek için gerekli olan çok önemli bir beceridir. Yani, karşılıklı birbirini dinleme ve konuşma sanatıdır. Anne ve babalar çocukları ile ne kadar sağlıklı iletişim kurarlarsa aralarındaki bağ o kadar iyi olacaktır.
İletişim temelinde “Sevgi” vardır. Sevginin olduğu ilişkide “dinlenmek” ile başlayan bu güzel ilişki aralarında sağlam bir iletişim temelini oluşturur. Çocuğa “güven”, “paylaşma” ile artar. Paylaşılan her şey çocukta, anne ve babaya karşı güveni artırır. Anne ve babasına güvenen çocuk “doğru bilgi” aldığını düşünür. Bu da onda “özgüven”in gelişmesine neden olur. Özgüveni artan çocuk “kendisi ve çevresi ile barışıktır”. Böyle bir çocuk toplum içerisinde iyi bir “birey olma” sorumluluğunu çok rahat üstlenecektir. Ama, her zaman bu ilişki istediğimiz gibi olmayabilir. Sorunlar çıkmaya başladığında, anne ve baba olarak bizler görevimizi (Çocukları doyurup giydirmek gibi…) yaptığımızı, sorunun çocuktan kaynaklandığını düşünürüz. İşte tam burada çocuğumuz ile ilişkimizi gözden geçirmeliyiz. Sorunlar çözülmez hale gelmeden, çözüm yollarını anne ve baba olarak önce biz aramalıyız. Çocuğumuzun en yakın çevresi ile ilişkilerine bakarak ÇOCUKTAN, AİLEDEN, OKULDAN, ARKADAŞ ÇEVRESİNDEN vs ilişkilerini gözden geçirmeli ve zamanında çözüm yolları bulmalıyız.
Bizler çocuklarımızı çok fazla tanımıyoruz. Onlara güvenmiyoruz. Sabırlı değiliz. Kötü sonuçlarla karşılaştığımızda bile bizden kaynaklanan olumsuzlukları göz ardı ediyoruz.
Çocuklarımıza karşı bakış açımızı değiştirmeliyiz. Çocuklarımıza güvenmeli ve onları dinlemeliyiz. Biz güvendiğimiz zaman çocuğumuzun kendine güveni artacaktır. Çocuklarımızın yeteneklerini ortaya çıkarabilmeleri için onlara fırsatlar tanımalıyız. Çocuklarımızı başka çocuklarla kıyaslamamalı, başarısızlıklarında aşağılamamalı, suçlamamalıyız. Çocuğa hayatı olumsuz ve kötü olarak empoze etmemeli ve karamsarlıklarımızı onlara hissettirmemeliyiz.
Aksine, onlara sorumluluklar vermeli, kendi başlarına yapmaları gereken davranışlarda şans tanımalı, başarılarında “sözel veya davranışsal” olarak ödüllendirmeliyiz.
Yıllardan beri çocuklar üzerinde uygulanan yanlış metotlara artık son vermeliyiz. Onlara şefkatimizi göstermeli ve sözlerine kulak asmalıyız. Çocukların her yaptığı hareketi denetlemeli, onları umursamama gibi bir davranış içinde olmamalıyız.
Bence en iyi iletişim şekli çocukları sevmek ve en uygun zamanda onları dinlemektir. Aile ve çocuk arasında oluşan her türlü iletişim bozukluğu çocuğu olumsuz ortamlara iter. Eğer bu iletişimi kurmakta zorlanıyorsanız, sizler ile birlikte Çocuk Şube Müdürlüğümüzde her türlü dayanışmaya hazır olduğumuzu unutmayın.
“Çocuk ile İletişim” konusunu “Çocuk Polisi” 1. sayısında işlemiştim. Aradan geçen zaman içerisinde, aileler ile çeşitli dayanışmaları yaşadım. En önemlisi birçok dayanışma içerisinde “İletişim”den kaynaklanan sorunları birlikte çözmüş olduğumuzu, çocuklar ile ilgili iletişimde dayanışmanın da önemli bir yer tuttuğunu gördüm. Sorunlarınızı daha fazla büyütmeden birlikte çalışmak umuduyla.
HAYAT ERDİR
Çocuk Gelişim Eğt. Uz.
ÇOCUKLARIN SOKAĞA DÜŞMEMESİ İÇİN ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER
•Anne ve babalar çocuklarına karşı bakış açılarını değiştirmelidir.
•Çocuğumuzu sevmeli ve sevdiğimizi onlara hissettirmeliyiz.
•Çocuklarımıza güvenmeliyiz ki onlar da kendilerine güvensinler.
•Çocuklarımızın yeteneklerini ortaya çıkarabilmeleri için onlara fırsat tanımalıyız.
•Çocuğumuzun kendi başına yapması gereken davranışlarda, çocuğumuza şans tanımalıyız.
•Çocuğumuzu başka çocuklar ile kıyaslamamalıyız.
•Çocuklarımıza korku, endişe ve karamsarlıklarımızı yansıtmamalıyız.
•Çocuklarımıza kendi yetiştiriliş yöntemlerimizi uygulamamalıyız.
•Çocuklarımıza hayatı kötü ve olumsuz olarak empoze etmemeliyiz.
•Çocuklarımıza deneyimlerimizi uygun bir zamanlama ile anlatmalıyız.
•Çocuklarımıza sorumluluk vermeliyiz.
•Çocuklarımız başarılı olduklarında ödüllendirmeliyiz. (Davranışsal ve sözel olarak)
•Çocuklarımızın eğitimlerinde sabırlı olmalıyız.
•Çocuklarımızın başarısızlıklarında onları aşağılayıp küçük düşürmemeli ve suçlamamalıyız.
•Çocuğumuza karşı aşırı koruyucu olmamalıyız.
•Çocuklarımızın yanında asla münakaşa ve kavga etmemeliyiz.
•Çocuğumuzun yakın arkadaşlarını biz de tanımaya çalışmalıyız.
•Çocuklarımızın olumlu arkadaşlıklarını desteklemeliyiz.
•Çocuklarımız ile empati kurmalıyız. (Kendimizi onların yerine koymalıyız)
•Çocuklarımız ile ilişkilerimizde tutarlı olmalıyız.
•Çocuklarımıza gelecekteki yaşamlarıyla ilgili hedeflerinde destek olmalıyız.
•Çocuklarımız gösterişe kapılmamalı, onları gösterişe özendirmemeliyiz.
•Çocuklarımızın öğretmenleri ile iyi ilişkiler kurarak sıkça görüşmeliyiz.
•Çocuklarımızın ev ve okul dışında zamanlarını nerede ve kimlerle geçiriyorsa mutlaka bilmeliyiz.
•Çocuklarımızla sağlıklı iletişim kurmak için aşırı otoriter ya da hoşgörülü değil paylaşımcı birer anne-baba olmalıyız.
•Çocuklarımızın problemlerinde onların yanında olduğumuzu hissettirerek güç vermeliyiz.
•Çocuklarımıza asla fiziksel ceza uygulamamalıyız.
•Çocuklarımızın ruh ve beden sağlığını tehlikeye atan her türlü unsurdan uzak tutmalıyız.
•Çocuklarımızın boş zamanlarında sosyal faaliyetlere katılmalarına önder olmalıyız, birlikte yağmalıyız.
•Çocuklarımıza güzel alışkanlıklar kazandırmalıyız. (Kitap okuma, spor yapma, beden ve çevre temizliği)
•Çocuklarımıza doğayı sevdirmeliyiz.
•Çocuklarımıza düzenli uyku ve beslenme alışkanlıkları kazandırmalıyız.
•Çocuklarımızın sağlık durumları ile yakından ilgilenmeliyiz.
•Çocuklarımızın kötü alışkanlık kazanmalarını engellemeliyiz. (Sigara, alkol, ve Psikotrop madde gibi.)
•Çocuklarımızın sağlığını bozacak uzun süreli manyetik alanlardan uzak tutmalıyız. (internet-atari kafe)
•Fiziksel ve zihinsel engeli olan çocuklarımıza ve ailelerine toplumsal destek olmalıyız.
•Çocuklarımızı gücü oranında işlerde çalıştırmalı, gerekli eğitimlerinin verilmesini desteklemeliyiz.
•Çocuklarımıza toplu yaşamla ilgili kuralları öğretmeliyiz. (Örf, adet, gelenek ve görenek gibi)
•Çocukluk ve ergenlik dönemi çok özel bir dönemdir. Tüm anne ve babaların, eğitimcilerin ve toplumun çocuğun farkında olmaları, aynı zamanda onlara, kurallı, disiplinli ve tutarlı bir destek vermeleri gerekmektedir.
•Zorunlu eğitime önem verilmelidir. Bu çocuklarla ilgili rehabilite yapabilecek merkezlerin oluşturulması,
•Sokak çocuklarını işe yerleştirmek için devlet ve sivil toplum örgütleri arasında işbirliği yapılması,
•İlköğretim okulları çevrelerinde güvenlik önlemlerinin arttırılması, ekonomik yoksulluk içindeki ailelere gerekli desteğin verilmesi,
•Tiner ve bally gibi uçucu ve uyuşturucu maddelerin satışlarının kontrol altına alınması,
•Tren istasyonları ve otogarlarda bulunan polis noktalarının evden kaçan çocukların tespiti yönünde çalışmalar yapması ve bu çalışmaların sokak yaşantısına alışmadan ailesine yönlendirilmesi,
•Sosyo-ekonomik yoksulluk içindeki bölgelerde toplum merkezi açılması,
•Ailelerin çocuk yetiştirme konusunda bilinçlendirilmesi,
•Sokakta yaşayan çocukların aileleye dönüşünün sağlanması için sokakta ihtiyacının insanlar tarafından karşılanmaması için halkın bilinçlendirilmesi,
•Ailenin sorumluluklarına ve çocuk haklarına dair mevzuatın yeniden gözden geçirilmesi,
•Belediyenin sokakta yaşayan çocuklarla ilgili görevlerini yerine getirmeleri sağlanmalı ve bu konuda iş birliği yapılmalıdır.
“Her çocuk sevilmek ve anlaşılmak ister ve bunları kendi annesi-babasından ister. Bir zamanlar siz de istemiştiniz.”
“ÇOCUK”
BEKLENEN SONUÇLAR
•Güvenli ve korunaklı ortamlar sağlanarak sokakta yaşayan ve çalışan çocuk sayısı azaltılacaktır.
•Okul terk olaylarında azalma sağlanacaktır.
•Sokakta çalışan çocukların sayısı azaltılacaktır.
•Çocuk suçlarıyla çocukların karıştıkları suçlarda azalma görülecektir.
•Çocukların fiziksel ve cinsel sömürüsü azalacaktır.
•Sokaktaki çocuklarda cinsel ilişki yoluyla ya da başka yollardan bulaşan hastalık vakaları azalacaktır.
•Toplumla yeniden bütünleşebilmeleri için sokak çocuklarına temel eğitimin yanı sıra sosyalleşme ve mesleki eğitim imkanları sağlanacaktır.
•Sokaktaki çocukların durumuna ilişkin getirilecek çözümler uzun vadede toplumun refahını olumlu etkileyecektir.
ABLA VE AĞABEYLERİNDEN ÇOCUKLARA ÖĞÜTLER
•Tanımadığın kişilerden para veya hediye alma.
•Yabancı kişilerle herhangi bir yere gitme.
•Yardım talebinde bulunan yabancılara yardımcı olurken dikkatli ol.
•Evde yalnız kaldığında tanımadığın kimselere kapıyı açma.
•Telefonda yabancı kişilere bilgi verme.
•Issız parklar, yollar ve yerlerden uzak dur.
•Toplu olarak oynanan oyunlardan ayrılma ve tek başına oynama.
•Takip edildiğini hissettiğinde büyüklerden yardım iste ve bu durumda ıssız yerlere değil, kalabalığa doğru git.
•Tehlikede olduğunda bağır, kaç ve kendini sakla.
•Sanan zarar vermek isteyen kişilere iyi bakıp tanımaya çalış varsa araçlarının plakasını al.
•Kendine veya arkadaşlarına bir şey yapıldığında ailene ve polise derhal haber ver.
GELECEĞİN SUÇLUSUNU YETİŞTİRMENİN ON BASİT KURALI
1.Daha küçükken çocuğa istediği her şeyi vermeye başla! Bu şekilde; o bütün dünyanın onun geçimini sağlamak zorunda olduğuna inanacaktır.
2.Kötü sözler söylediği zaman gül. Böylece o kendinin akıllı olduğuna inanacaktır.
3.Ona ahlaki hiçbir eğitim gösterme, 21 yaşına gelince kendisi karar versin diye bekle.
4.Yere bıraktığı her şeyi kaldır, kitaplarını ayakkabılarını, elbiselerini. Onun için her şeyi sen yap ki o bütün sorumlulukları başkasına yüklemeye alışsın.
5.Onun önünde sık sık kavga edin. Bu sayede bir gün ailesi parçalanırsa o da o kadar şaşırmayacaktır.
6.Çocuğa istediği kadar harçlık ver. Hiçbir zaman kendi parasını kendi kazanmasın. Hayatta karşılaştığın güçlüklerle onun da karşılaşmasına ne lüzum var?
7.Yiyecek, içecek ve konforla ilgili bütün arzularını yerine getir. İstediklerini yapmamak tehlikeli soğukluklara neden olabilir.
8.Komşulara, öğretmenlere, polislere karşı daima onun tarafını tut. Onların hepsinin, çocuğa karşı peşin hükümleri vardır.
9.Günün birinde başına gerçekten bir bela gelirse, ona bir şey yapmadın diye kendinden özür dile.
10.Onu felaket dolu bir hayat için hazırla. Muhakkak onu bulursun.
SOKAKTA YAŞAYAN VE ÇALIŞAN ÇOCUKLARA YÖNELİK HİZMET MODELİ
1989 YILINDA Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne 1990 yılında imza atan Türkiye, sözleşmeden 15 yıl sonra sokakta yaşayan ve çalışan çocuklara yönelik bir model geliştirdi. Konuya ilişkin çözüm yollarını ve önlemlerini içeren bir modelin gecikmeli de olsa hayata geçirilecek olması çok sevindirici. Ancak bunca yıldır kaybedilen çocukların hesabı kim tarafından ve nasıl verilecek elbette belli değil… Peki ama bu model soruna nasıl çözüm getiriyor? Getirdiği çözüm önerileri yeterli mi? Yasal düzenlemeler uygun mu? Biz Adorno’nun Minima Moralida’da sözünü ettiği gibi, günümüzdeki kıymığın en iyi büyütecimiz olacağına inanıyor, modelin bir an önce uygulamaya geçmesini diliyoruz.
İşte model ve modele ilişkin kimi düşünceler…
“Sokakta Yaşayan ve/ya da Çalışan Çocuklara Yönelik Hizmet Modeli” bugüne değin çocuk ve gençlik merkezleri aracılığıyla hizmet götürülmeye çalışılan, gün geçtikçe de sayıları artan sokakta yaşayan, çalışan, madde kullanan, ticari ve cinsel istismarla karşı karşıya kalan çocuklara yönelik etkili bir hizmet ağı oluşturmak için yeni bir modele gereksinim olduğu düşüncesinden yola çıkılarak hazırlandı.
Bu model Sağlık, Adalet, İçişleri,ve Milli Eğitim bakanlarının iş birliği ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) koordinatörlüğünde geliştirildi. Beş ayrı bakanlığın ortaklaşa çalışacak olmasının yanı sıra, konuyla ilgili uzun süredir çalışmalar gerçekleştiren sivil toplum örgütleriyle de iş birliği yapılması modelin etkisini ve güvenirliğini artırıyor.
İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Diyarbakır, Adana, Bursa ve Mersin’de uygulamaya geçirilecek modele hizmet sağlayacak birimler ve bu birimlerde yer alacak hizmet görevlileri şöyle:
Sokak Çocukları Koordinasyon Merkezi: İlk olarak İstanbul’da hayata geçirilecek olan model “Sokak Çocukları Koordinasyon Merkezi’nin kurulmasını öngörüyor. Sokak Ofisleri, Barınaklar ve Mobil Ekipler’den oluşacak Sokak Çocukları Koordinasyon Merkez; birimler arasındaki işbirliği ve koordinasyonu gerçekleştiren, aile görüşmelerini ve çocuğun aileye teslimini sağlayan merkezdir. Koordinasyon Merkezi; Sokak Ofisleri’nden Barınak’lardan ve Mobil Ekipler’den kendisine yönlendirilen çocuklarla ilgili bireysel dosyalar oluşturacak, istatistiksel veri toplayarak bu verileri değerlendirecek, ailelerle görüşme sağlayacak, durumu uygun çocukları ailelerine teslim edecek, toplum merkezleriyle eşgüdümlü şekilde çalışacak. Gerek görülmesi durumunda çocukların ailelerini SHÇEK Genel Müdürlüğü’nün ayni nakdi yardımlarıyla ve valiliklerin Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları’ndan sağlanacak maddi yardımlarla destekleyecek. Kendisine bağlı çalışan Mobil Ekipler’i, Sokak Ofisleri’ni ve Barınak’ları koordine edecek Koordinasyon Merkez, gerekli durumlarda çocuğa acil sağlık hizmeti de sunacak Sokak Çocukları Koordinasyon Merkezi’nde sosyal hizmet uzmanı, psikolog, çocuk gelişim ve eğitimcisi, önder çocuk, doktor, hemşire ve kolluk kuvvetleri görev yapacak görevli meslek elemanları 24 saat vardiya sistemiyle hizmet verecek.
Mobil Ekipler: Mobil Ekipler önder çocuk ve kolluk kuvvetlerinden oluşan Koordinasyon Merkezi’ne bağlı olarak çalışan sokaktaki çocukların belirlenmesine ve uygun kuruluşa yönlendirilmesinden sorumludur. Sokakta yaşayan ve bir merkeze gitmeyi reddeden çocuklar, isteğe bakılmaksızın yalnızca çocuğun korunması amacıyla durumuna uygun bir merkeze teslim edileceklerdir. Mobil Ekipler sokaktaki çocuklara ilişkin bilgileri Koordinasyon Merkezi’ne iletecek, merkez hizmetlerini reddeden çocukları da Barınak’lara teslim edecektir. Mobil Ekipler sosyal hizmet uzmanı, psikolog, çocuk gelişimi ve eğitimcisi, önder çocuk ve kolluk kuvvetlerinden oluşmaktadır. Ekipler üç vardiya halinde 24 saat tam zamanlı ve sürekli olarak çalışacaklardır.
Sokak Ofisleri: Sokak Ofisleri şehir merkezinden kolayca ulaşılabilecek yerlerde bulunacak, halk tarafından bildirimde bulunulan çocukların durumlarını değerlendirecek konuyla ilgili Mobil Ekipler’i yönlendirecek birimdir. Sokak Ofisleri de Koordinasyon Merkezi’ne bağlı olarak sokakta çalışan ya da yaşayan çocukların yoğun olarak bulundukları bölgelerde, tren istasyonu, otobüs terminali gibi yerlerde kurulacak prefabrik yapı ya da konteynırlarda hizmet verecektir.
Mobil Ekipler’in bir diğer sorumluluğu da sokakta çalışan ya da yaşayan tüm çocuklarla güven ilişkisi kurarak diğer hizmetlerden yararlanmaları amacıyla ikna etmek. Sokak Ofisleri’nde sadece sosyal hizmet uzmanları 24 saat vardiyalı şekilde hizmet verecektir.
Barınaklar: Madde bağımlısı olduğu halde bırakma eğilimi göstermeyen çocukla, tedavi olmak isteyen çocuk arasında bir filtre işlevi üstlenecek bu birim çocukları Tıbbi Rehabilitasyon Merkezi’ne ya da İlk adım İstasyonu’na yönlendirmek üzere ikna çalışmaları yürütecek. Koordinasyon Merkezi’ne bağlı olarak çalışacak Barınak’larda kalan çocuklara kabul etmedikleri tıbbi ve sosyal rehabilitasyon süreci hakkında bilgi verilecek, çocukları bu hizmetleri almaları için ikna çalışmalarını gerçekleştirmek üzere belirlenmiş süreyi Barınak’larda geçirmeleri sağlanacak. Çocuklara ve gençlere barınma, beslenme (akşam yemeği ve kahvaltı), gerekli durumlarda acil sağlık hizmetleri (Koordinasyon Merkezi’nde bulunan doktor ve hemşire tarafından) verilecek. Kalıcı olarak merkezlerde bulunmak istemeyen fakat zaman zaman kapalı mekana duydukları gereksinim nedeniyle merkezden yararlanma eğilimi gösteren çocukların doğa koşullarından ve sokakta karşılaşabilecekleri ihmal, istismar ve taciz olaylarından korunmalarını sağlayacak. Barınak’larda sosyal hizmet uzmanı, psikolog, çocuk gelişimi ve eğitimcisi, önder çocuk ve kolluk kuvveti görev yapacak.
İlk adım İstasyonu: İlk adım İstasyonları’nda çocukların ortalama bir ay kalmaları öngörülmektedir. Mobil Ekipler tarafından teslim edilen, kendiliğinden gelen, sokakta yaşayan, madde kullanan fakat bu alışkanlığından kurtulmak isteyen ya da madde kullanmayan çocukların öncelikle hijyen-öz bakım, beslenme, sağlık, giyim ve benzeri temel gereksinimleri bu istasyonlarda karşılanacak. Çocuklara verilecek psikiyatrik desteğin yanı sıra çocukların –varsa- aileleriyle iletişim kurmalarına yardımcı olunacak. İlk adım İstasyonu’nda madde bağımlısı olan çocuk hazır olduğunda Tıbbi Rehabilitasyon Merkezi’ne, tıbbi rehabilitasyona gerek duymayan çocuk da Sosyal Rehabilitasyon Merkezi’ne yönlendirilecek. İlk adım İstasyonu’nda sosyal hizmet uzmanı, psikolog, önder çocuk ve kolluk kuvveti görev yapacak.
Çocuk Ergen Madde Bağımlılığı Tedavi ve Destek Merkezi: İlk adım İstasyonu’ndan gelen, madde kullanan çocukların tıbbi tedavilerinin gerçekleştirileceği merkezdir.
Tıbbi Rehabilitasyon Merkezi: Tıbbi Rehabilitasyon Merkezi tıbbi tedavisi tamamlanmış çocukların tıbbi rehabilitasyonlarının gerçekleştirileceği yerlerdir. Buradaki çocukların kalma süreleri çocukla çalışan hekimler tarafından belirlenecektir.
Sosyal Rehabilitasyon Merkezi: Sosyal Rehabilitasyon Merkezi, İlk adım İstasyonu’nda uyum sürecini geçirmiş ve Tıbbi Rehabilitasyon Merkezi’nde süreci tamamlanmış çocukların yönlendirileceği bir merkezdir.
Sosyal Rehabilitasyon Merkezi çocuğun sağlıklı bir birey olarak sosyal yaşamla uyum sağlamasına yardımcı olacak süreçlerden geçeceği, bir kampus şeklinde olacaktır. Bu merkezde çocuklara sosyal ve kişisel sorumluluk bilinci, kurallara uyma alışkanlığı kazandırılması hedeflenmiştir. Merkez, bünyesinde yer alan birimler aracılığıyla çocuğu mesleki ya da örgün eğitime hazırlayacaktır. Sosyal Rehabilitasyon Merkezi’nde sosyal hizmet uzmanı, psikolog, psikiyatr, klinik psikolog, rehber öğretmen, çocuk gelişimi ve eğitimcisi, önder çocuk ve kolluk kuvvetleri görev yapacaktır.
Daha Sonra Ne Olacak?
“Bu süreçleri tamamlayan çocuklar bundan sonraki hayatlarına nasıl devam edecek?” sorusunun yanıtına ilişkin birkaç seçenek de modelde şöyle belirlenmiş:
Aileye Dönüş: Mobil Ekipler çocuklarla ilişki kurmaya başladığı andan başlayarak, aileyle de ilişkiye geçecek. Çocuğun ailesinin yanına dönmesini sağlayacak ekonomik ve sosyal destek çalışmalarının yanı sıra çocukla aile arasında iletişimi güçlendirecek çalışmalar da yürütülecektir. Örgün eğitime ya da mesleki eğitime yönlendirilen çocuklar ise eğitimlerini ailelerinin yanında tamamlayabilecek şekilde desteklenecek. Bu destek SHÇEK ve çocuğun devam ettiği eğitim kurumlarının koordinasyonuyla sağlanacak.
Kurum Bakımı: Tüm çabalara karşın ailesiyle arasında sağlıklı bir iletişim kurulamamış çocuklar yaş gruplarına göre SHÇEK kuruluşlarında korunma altına alınarak, örgün eğitime ya da mesleki eğitime yönlendirilecek.
Aileleriyle kesintili şekilde ilişkilerini sürdüren, fakat ailesinin yanında uzun süreli kalma olanağı olmayan çocuklar da Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Yatılı İlköğretim Bölge Okulları’na (YİBO) ve Pansiyonlu İlköğretim Okulları’na (PİO) yerleştirilecek.
Gençlik Evleri: Hizmetten yararlandıkları süreçte on sekiz yaşını dolduran ve ailelerine dönüş olanağı olmayan, meslek ve iş edinmiş gençlerin üç-beş kişilik evlerde, belirli bir süre için kira bedeli SHÇEK tarafından ödenmek üzere, kalarak bağımsız yaşama geçişleri sağlanacaktır.
Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne atılan imzadan 15 yıl sonra sokakta yaşayan ve çalışan çocuklar için geliştirilen bu modelin bir an önce hayata geçirilmesini, uygulama sürecinde sık sık değerlendirilerek gerektiğinde yenilenmesini ve yaygınlaştırılmasını diliyoruz.
SUÇ VE CEZA
Çocuk ve Ceza Hukuku, gelişmekte olan bir hukuk dalıdır. Çocuk yargılanmasının amacı, çocuğun toplumla barışık, topluma uyum sağlamış bir yetişkin olmasını sağlamaktır.
Çocuğun “cezalandırılması” fikri artık terk edilmelidir. Fakat “cezalandırmama” tepki göstermeme anlamına gelmez. Çocuk Ceza Hukuku, bir tepki hukukudur. Ceza en son çaredir ve istisnadır.
Bu nedenle, Çocuk yargılanmasındaki temel ilkeler, suç işleyen çocuğun mağdur ile barıştırılması, çocuğun üstün yararının sağlanması ve çocuğun topluma tekrar kazandırılması sürecine, çocuğun da katılmasının sağlanmasıdır.
Çocuk Yargılamasının, amaçlarına ulaşabilmesi için, özel bir usul uygulanması ve hızla yargılama yapılması gerekir. Sorumluluk yaşının kabul edilmesi, araştırmaların savcı tarafından yapılması, Sosyal İnceleme Raporunun hazırlanması, duruşmada gizlilik kurallarının uygulanması, yayın yasaklarının benimsenmesi gibi özellikler taşıyan çocuk yargılamasında, küçük sanıkların haklarının hiçbir şekilde kısıtlanmadığı ve çocukların da; “Adil Yargılama” hakkı bulunduğu dikkatten kaçmamalıdır.
Çocuk yargılamasındaki diğer bir özellik, kolluk ve adliye dışındaki Valilik, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, Belediyeler, Sivil Toplum Örgütleri ve Basın gibi kuruluşların oynadıkları büyük roldür. Risk ve tehlike altında olan çocuğun korunması ve suç işleyen çocuğun topluma yeniden kazandırılması temel amaçlardandır.
Günümüzde; biyolojik ve Psiko-fizyolojik bilimlerin kaydettikleri büyük gelişme, küçüğün bedensel, akli özelliklerinin tanınmasına olanak vermiş ve çocuğun kendine mahsus reaksiyonları ve özel bir psikolojik yapıya sahip bulunduğu kabul edilmiştir.
Sanayinin hızlı gelişimine bağlı olarak, aile yapısının değişimi karşısında çocuk suçluluğunda da artışlar olmuştur. Özellikle çarpık kentleşme, anne-baba arasında geçimsizlikler, kalabalık aile ortamı, ebeveynlerin küçük üzerinde terbiye amacı ile aşırı şiddet uygulamaları, eğitim eksikliği, köyden kente göçün sonucunda ortaya çıkan ekonomik ve sosyal güçlükler, Çocuk suçluluğunun artmasında temel nedenler olarak görülmektedir.
Ceza hukuku açısından çocuk, belli bir yaşta olan kişidir. Bu yaş sınırı toplumların tarih ve kültürüne bağlı olarak ülkeden ülkeye değişmektedir. Bu yaş sınırları 0-12, 12-15, 15-18, 18 ve daha yukarısı olarak gruplara ayrılırken, bazı ülkelere de 0-7, 7-14, 14-17, 18 ve yukarısı gibi gruplara ayrılmaktadır. Ülkemizde 0-11, 11-15, 15-18 olarak 3 gruba ayrılmıştır.
765 sayılı TCK’da (*1) çocuklar ile ilgili ceza sorumlulukları yaşı 12 yaşından itibaren başlatılmış, ikinci grupta bulunan çocukların işledikleri iddia olunan suçun farik ve mümeyyizi olması halinde indirimli ceza sorumluluğu kabul edilmiş, üçüncü grubu oluşturan çocukların ceza hukuku karşısında sorumluluğu prensip olarak kabul edilmiş, ancak indirimli ceza uygulamasına tabi tutulmuşlardır.
Dünyada ilk çocuk mahkemesi ABD’de Massachusets’de 1878 yılında kurulmuştur. Ülkemizde ise kanun 1940 yıllarında yapılan girişimler sonucu 1979 yılında çıkmış, 1982 yılında öngörülmüştür. Halen Ankara, İstanbul, İzmir, Trabzon, Diyarbakır ve Kocaeli olmak üzere 6 ilimizde çocuk mahkemesi kurulmuştur. Çocuk Mahkemesinin bulunduğu yerlerde 18 yaşından küçük çocuklar hakkında ÇMK (*2) ve yakalama yönetmeliğinde öngörülen soruşturma, usule göre soruşturma yürütecek ve açılacak kamu davaları görevli genel mahkemelerde açılacaktır. (ÇMK geçici Md. 2) Çocuk mahkemelerinin bulunmadığı illerde Asliye Ceza ve Sulh Ceza Mahkemeleri görev yapmaktadır. Az da olsa çocukların işlediği ağır cezalık suçlar, ağır ceza mahkemelerinde görülmektedir. Çocuk Mahkemeleri bir Başkan ve iki üyeden oluşur. (ÇMK Md. 1)
2001 yılında yapılan bir istatistiki değerlendirmede Türkiye’de ceza mahkemelerinde yargılanan çocukların ancak %7.2’si, Çocuk Mahkemeleri’nde geriye kalan %92.7’si, Ceza Mahkemelerinde (Sulh Ceza Mahkemesinde %46.3, Asliye Ceza Mahkemesi’nde %41.8, Ağır Ceza Mahkemesi’nde %4.1, Trafik Mahkemesi’nde %0.4) yargılama yapıldığı, yargılaması yapılan çocukların sayısının 87206 olduğu, 79341 çocuğun erkek, 7865 çocuğun ise kız çocuğu olduğu görülmüştür. Yine bir başka değerlendirmede 1995 yılında 2449 çocuğa mahkumiyet verilirken, 2001 yılında 1374 çocuğa mahkumiyet verildiği, diğer çocukların ise beraat, davanın düşmesi ve tedbir kararı uygulandığı yapılan incelemede anlaşılmıştır.
Verilen bu istatistiklerde; çocukların giderek daha az ceza alması sevindiricidir. Çocuklar ceza ile değil, tedbir veya ıslah suretiyle en kısa sürede uygun bir ortama çekilmesi toplum adına olumlu kararlardandır.
Çocukları koruma çalışmaları, 1900’lü yılların başında başlamıştır. Daha önce, çocukların ağır tarım işlerinde ve fuhuşta kullanılması önemli sorunlar olarak görülmüştür. Daha sonra da Sanayiinin gelişmesi, ucuz çocuk işçileri, fabrikalarda, madenlerde ve gece işlerinde çalıştırmayı önleme çabaları da yine 20. yüzyılın başına rastlamaktadır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, milletler cemiyeti döneminde, Cenevre’de çocuk ticaretine karşı ilk uluslar arası konferans toplanmıştır. Çocuk Hakları, 1924, Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi’nde, ilk kez özel olarak korunmaya alınmıştır. Türkiye adına bu sözleşmenin altında büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün imzası vardır. Bu yıllarda uluslar arası çalışma örgütü ILO’da çocuk işçi istismarına karşı önlem alabilmek için çaba harcamıştır.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra çocuk iş gücü ve cinselliğinin sömürülmesi artınca uluslar arası platformda buna karşı hareketlilik de artmıştır. Birleşmiş Milletler çatısı altında çocuk ticaretine, çocukların köleleştirilmesine, küçük yaşta evlendirilmeye, vatansızlığa, ilticaya, evlat edinmenin kötüye kullanılmasına ve ceza yargılamasında çocuklara uygun olmayan usullerin kullanılmasına karşı bir dizi kararlar çıkarılmıştır. 20 Kasım 1989’da New York’ta Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin çok sayıda devletçe benimsenip kabul edilmesi ile doruk noktasına ulaşılmıştır. Bu sözleşme uluslar arası hukukta çocuk haklarını koruyan temel yasal metindir.
Bu metin, Türkiye tarafından 14 Eylül 1990 tarihinde imzalanmış, 09 Aralık 1994 tarihli ve 4058 sayılı kanunla onaylanması uygun bulunmuş ve 27 Ocak 1995 günü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Türkiye; sözleşmenin azınlık, çocuklarının dil, eğitim ve kültür alanlarına ilişkin 17, 29 ve 30. Maddelerine çekince koyarak sözleşmeyi kabul etmiştir.
Ülkemiz mevzuatında kanunla ihtilafa düşen çocuklar hakkında yürütülecek hazırlık soruşturmasına ilişkin olarak 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, Yakalama Yönetmeliği , Emniyet Genel Müdürlüğü Çocuk Şube Müdürlüğü/Büro Amirliği Kuruluş, Görev ve Çalışma Yönetmeliği, Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi ve Uluslar Arası bildirgelerde hükümler bulunmaktadır.
Taraf devletlerde; çocuğa uygulanabilecek kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, 18 yaşına kadar her insan çocuktur. Kamusal ya da özel yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, ÇOCUĞUN YÜKSEK YARARI TEMEL DÜŞÜNCEDİR.
Kanunla ihtilaf halinde bulunan çocukların yargılanması sürecinde Cumhuriyet Savcılığına bilgi verilmesi ile başlar. Çocukların yer gösterme işlemleri sırasında Cumhuriyet Savcısının da bulunması gerekmektedir. Ayrıca zorunluluk durumu hariç Yakalama Yönetmeliğinin 7. maddesine göre çocuklara kelepçe takılamaz. Çocuklar ile büyüklerin suç işlemesi halinde çocuklar ile büyükler ayrı ayrı yerlerde tutulur ve kovuşturmaları ayrı ayrı sürdürülür. Büyükler ile birlikte suç işleyen çocukların hakkında açılan dava diğer dava ile birleştirilirse, birlikte görülmesinde yasal bir engel olmadığı da bilinmelidir. Her çocuk ile ilgili olarak yapılacak soruşturma esnasında ailesine mutlaka bilgi verilmelidir.
On bir yaşından küçük olan çocukların hukuki durumları: Kanunla ihtilafa düşen, anlayabilme ve isteyebilme kudretinin zamanla ve yaşının ilerlemesi ile tamamlanabileceği gerçeğinden hareketle ÇMK’nın 11. maddesinde suç tarihinde 11 yaşını bitirmemiş olan çocuklar hakkında kovuşturma yapılamayacağı ve caza verilemeyeceği belirtilmektedir. Bu yaş devresinde bulunan küçüklere suç yüklenerek, haklarında kamu davası açılamayacağı gibi bunlar hakkında açılan ceza davası yürütülemez.
On bir yaşını bitirmiş on beş yaşını doldurmamış olanlar: Bu yaş grubunda bulunanların ceza hukuku karşısında durumunu belirlemek amacıyla hukukumuzda “Kısmi Mesuliyet” “Şartlı Sorumluluk” şeklinde ifadeler kullanılmıştır. Bu yaş döneminde bulunanların Ceza hukuku karşısındaki durumları işledikleri iddia olunan suçu kavrayabilme yeteneklerinin tespitine kadar askıdadır. İddia olunan suçun anlam ve sonuçlarını kavrama yeteneğinin bulunmaması durumunda ise; ÇMK’nın 10. maddesinde belirlenen tedbirlerden birisi uygulanabilecektir. Tedbir uygulama zorunluluğu yoktur. Hakimin taktirine bırakılmıştır.
Hukukumuzda; suç tarihinde on bir yaşını bitirmiş ancak on beş yaşını doldurmamış bulunan çocukların ceza hukuku karşısındaki durumları, işledikleri iddia olunan suçun Farik ve mümeyyizi olup olmadıklarının tespitine bağlıdır.
Farik, fark eden anlamındadır. Mümeyyiz ise ayırma gücü, temyiz kudreti olan demektir.
Suç tarihinde on bir yaşını bitirmiş ancak on beş yaşını doldurmamış bulunan çocukların iddia olunan suçun anlam ve sonuçlarını kavrayabilme yönünden bedeni, akli, ruhi durumu mütehassıs kimselere tespit ettirilecektir. Mütehassıs Hekim raporunun uzman bir doktordan alınması yeterlidir. Heyet olmasına gerek yoktur.
Uzman olmayan sağlık ocağı doktoru, hükümet tabibinin raporu ile yetinilmez. Rapor kesin olmalıdır. Sanığın üzerine atılı suç birden fazla ise her bir suç için ayrı ayrı rapor alınmalıdır. Rapor üzerinde suçun tarihi, uzman doktorun imzası ve unvanı yazılı ve gerekçeli olmalıdır. Uzman bir doktor tarafından çocuk hakkında hazırlanan raporda, çocuğun suçu bilerek ve isteyerek yaptığı anlamına gelen hususu açıklaması için rapora “….tarihinde işlenen olay ile ilgili adı geçen ….. isimli çocuk Farik Mümeyyizdir” şeklinde şerh düşmesi sonucu, çocuğun ilgili mahkemece yargılanabileceği anlamındadır. Buna karşın raporda, çocuğun “Farik Mümeyyiz olmadığı” yazılı ise; yargılanmasına başlanmaz.
Farik ve Mümeyyiz raporunun alınması yanında sosyal inceleme raporu da ÇMK’nın 20. maddesinin 2. fırkasında önemli yer teşkil etmektedir. Suç tarihinde on beş yaşından küçükler hakkında genel ceza mahkemelerindeki yargılama sırasında “Sosyal İnceleme Raporu” istenebilir.
Çocuklar için adalet sisteminin uluslar arası standartlarda da; belirtilen amaçlarına uygun işleyebilmesi için, verilecek kararın niteliği Sosyal İnceleme Raporu ile saptanmalıdır.
On beş yaşını bitirmiş on sekiz yaşını doldurmamış olanlar: Hukukumuzda; suç tarihinde on beş-on sekiz yaş grubunda bulunan çocuklar hakkında on beş yaşından küçüklerde olduğu gibi tutuklamayı sınırlandıran bir hüküm yoktur. Bunlar hakkında şahsi dava açılabilir. Açılan şahsi davaya tabi bulunduğu usule göre görülmeye devam edilir. Çünkü ÇMK’nın 23. maddesinde yer alan sınırlama suç tarihinde on beş yaşından küçük bulunan çocuklar hakkındadır. Takibi şikayete bağlı suçlar ile ilgili de özel bir hüküm bulunmamaktadır. Duruşmaları açık yürütülecek hüküm dahi açık tevfih olunacaktır. Duruşmanın gizliliğine mahkeme karar verebilir.
Ancak, bu yaş f,grubunda bulunan çocuklar hakkında 3005 sayılı Meşhut Suçların Mahkeme Usulleri Hakkındaki Kanun hükümleri uygulanmayacaktır. (Yakalama Yön. Md. 18)
Birden fazla suç varsa TCK’nın 55/3. maddesinin uygulanmasında her fiil için öngörülen ceza 14 yıldan fazla olamaz.
Türk Ceza Yargılaması sisteminde kural olarak zorunlu müdafilik sistemi benimsenmemiştir. Ferdi müdafaa kural olarak ihtiyari müdafilik sistemi benimsenmiştir. CMUK’un 138. maddesinde çocuklar, sağır ve dilsizler için ayrı bir husus işlenerek on sekiz yaşından küçük çocuklar hakkında müdafi olmadan hazırlık soruşturmasında ifadesinin alınması ve yargılamada hakim tarafından sorgusunun alınması mümkün değildir.
Çocukların suçlu olarak damgalandırılmalarının, topluma, suçla ilgili kimliği ile tanıştırılmamalarının süreçlerine olumlu etkisinin olduğu kriminolojik bir gerçektir. Küçük failin kimliğinin ortaya çıkması yol açabilecek hiçbir bilgi yayınlanamaz. Ülkemizde çocuk ceza yargılamasının ve çocuk suçluluğunun özelliklerini göz önünde bulunduran kanun koyucu, suç tarihinde on beş yaşından küçük olan çocuklar ile ilgili her türlü yayını yasaklamıştır. Bu yasağa aykırı hareket edenler maddede yazılı ağır para cezası ile cezalandırılacak. Tekerrürü halinde fail hakkında ayrıca 3 aydan 6 aya kadar hapis cezası uygulanacaktır.
On beş yaşını doldurmamış küçükler hakkında şahsi dava yargılaması CMUK. 344. maddeye göre yargılanması başlatılamaz. Başlamış dava yürütülemez. Şahsi davada iddia görevini suçtan zarar gören fert yapacak ve şahsi davacı cumhuriyet savcısının haklarına sahiptir.
Tekerrür: Sanığın önceki mahkumiyetinde sanığın bu mahkumiyete konu suç tarihinde on bir yaşını bitirmiş ancak on beş yaşını bitirmemiş olması nedeniyle 2253 sayılı yasanın 12/2. veya TCK’nin 54. maddesinin uygulanmış olması durumunda, önceki mahkumiyet tekerrüre esas alınmayacaktır.
Sağır ve dilsizler: Hukukumuzda sağır ve dilsizlerin isnat yeteneğini etkileyen unsurlardan biri olduğu kabul edilmiştir. Bu nedenle de suç tarihinde yaşlarına göre ceza, ceza yargılaması ve infaz hukuku yönünden sağır ve dilsiz olmayan yaşıtlarından farklı statüye tabi kılınmıştır. Sağır ve dilsizlik; tutuklama, 3005 sayılı kanunda düzenlenen suçüstü hükümlerin uygulanması, hürriyeti bağlayıcı cezanın paraya çevrilmesi, erteleme, ertelenen cezanın geri alınması, asli sicil kaydının silinmesi yönlerinden ayrı hükümlere tabi tutulmuşlardır. Bu nedenle; sağır ve dilsizler belirtilen konularla ilgili olarak yalnızca yaş küçüklüğünün getirdiği özel statü hükümlerinden yararlanacaktır.
Hukukumuzda suç tarihinde on bir yaşından küçük bulunan çocukların ceza hukuku karşısındaki sorumlulukları sağır ve dilsizler yönünden on beş yaşına çıkarılmıştır. Buna göre suç tarihinde on beş yaşını bitirmeyen sağır ve dilsizler hakkında kovuşturma yapılmayacak ve bunlar hakkında ÇMK’nın 10. maddesinde yazılı tedbirlerden birisi uygulanacaktır.
Suç tarihinde, on beş yaşını bitirmiş olan sağır ve dilsizler hakkında yaşı ne olursa olsun ceza hukuku karşısındaki sorumluluklarının tespiti için mutlaka işlediği iddia olunan suçun farik mümeyyizi olup olmadığı hakkında rapor alınmalıdır.
Suç tarihinde on beş yaşını bitirmiş ancak on sekiz yaşını doldurmamış bulunan sağır ve dilsiz çocuklar on bir yaşını bitirmiş ancak on beş yaşından küçük sağır ve dilsiz olmayan sağır ve dilsiz çocukların statüsüne tabidir.
Suç tarihinde on sekiz yaşını bitirmiş ancak yirmi yaşını doldurmamış bulunan sağır ve dilsiz çocuklar on beş yaşını bitirmiş ancak on sekiz yaşını doldurmamış sağır ve dilsiz olmayan çocukların statüsüne tabi tutulmuştur.
Emniyet Tedbirleri Cezalar ve Uygulanması: Suç işlediği sabit olan kimseleri ıslah veya tedavi etmek, bunları toplum içerisinde yeniden kendi başlarına yaşayabilmelerini mümkün kılmak ve toplumu da tehlikeden amacıyla ancak yargısal bir kararla hükmedilebilen; infaz edilmeleriyle ister istemez beraberinde hükümlü bakımından bazı yoksunluklar ve sınırlamalar, temel hak ve hürriyet kısıtlamaları getiren yaptırımlara Emniyet Tedbirleri denir.
ÇHDS’nin (*3) 37. maddesinin 1. Fırkasının B bendi gereğince çocuğun özgürlüğünden yoksun bırakılmaması, yasa gereği olacak ve ancak en son baş vurulacak bir önlem olarak düşünülüp, uygun olabilecek en kısa süreyle sınırlı tutulacaktır.
ÇMK’nın 10. maddesine göre verilmiş olan tedbir kararlarının infaz Cumhuriyet Savcılığı tarafından CMUK’nın (*4) hükümleri doğrultusunda yerine getirilecektir. Bu nedenle tedbir kararı mahkeme tarafından infaz için Cumhuriyet Savcılığı’na gönderilecektir. Gereği savcılıkça yapılacaktır.
Bir suçtan dolayı hüküm giyen on bir yaşını bitirmiş on sekiz yaşını doldurmamış bulunan ve cezanın çektirilmesine başladığı tarihte on sekiz yaşını doldurmayan çocukların cezaları; açık, yarı açık ve kapalı çocuk cezaevlerinde infaz olunur. Bunların olmadığı yerlerde diğer hükümlülere mahsus cezaevlerinin çocuklara ayrılan kesimlerinde infaz olunur.
Tutuklama: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5/3. maddesi gereğince tutuklanan kişinin makul bir süre içerisinde yargılama veya adli soruşturma sırasında serbest bırakılma hakkına sahip olduğu hüküm altına alınmıştır. ÇHDS’nin 37. maddesinin 1. Fırkasının (B bendi) gereğince çocuğun tutuklanması yasa gereği olacak ve ancak son başvurulacak bir önlem olarak düşünülüp uygun olabilecek en kısa süre ile sınırlı tutulacaktır.
Çocuklarla ilgili adli sicil kayıtlarının gizliliği ve silinmesi: Küçük Çocuklara ilişkin kayıtlar kesinlikle gizli tutulmalı ve üçüncü kişilerin bilgisine kapalı olmalıdır. Kayıtların ayrıntıları sadece davaya bakmış veya konu ile görevi gereği ilgilenmiş yetkili kişi ile sınırlı olmalıdır. Adli sicil kanununun 5 maddesinde “18 yaşından küçükler hakkında adli sicile geçirilen bilgiler; ancak, soruşturma ve kovuşturma konusu olan işler sebebi ile C. Savcıları ve mahkemelerce veya T.B.M.M üyeliği seçimleri ile ilgili olarak yetkili seçim kurallarınca istendiği taktirde verilebilir. Bu bilgiler başka herhangi bir iş veya konu için kullanılamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
SONUÇ
İlimiz Çocuk Şube Müdürlüğü; her türlü çocuk ihmal ve istismarını önlemek ve çocukları korumak adına 2002 yılının başında kurulmuş ve faaliyetlerini giderek yoğunlaştırmaktadır. Eğitim düzeyi %70 yüksek okul olan Branşlı Çocuk Şube Müdürlüğümüz personeli, teknolojiyi de yakından takip etmektedir.
İlimizde 2002 yılında 19, 2003 yılında ise 13 çocuk işlemiş oldukları özellikle “Hırsızlık” suçundan tutuklanmışlardır. Tutuklanan çocuk sayısı bir öncesine göre %18’lik bir düşüş göstermiştir. Bu düşüş, çocukların kanun koyucu tarafından, korunmasından kaynaklanmaktadır. İsteğimiz, hiçbir çocuğun cezaevine girmemesi yönündedir.
Ailelerin yetiştirmekle yükümlü oldukları çocukları ile ilgili yetersiz kaldığı konularda, Çocuk Şube Müdürlüğümüze gelerek uzman personelimizden bilgi ve destek alması, çocukları ile ilgili sorunları biz görevliler ile paylaşmasının, ülkemiz menfaatlerinden olduğunu unutmayalım. Daha iyi bir gelecek için birlikte çalışalım.
BİR SOKAK ÇOCUĞUNUN AĞZINDAN YAŞADIKLARI VE HİSSETTİKLERİ
Ben sokak çocuğuyum abi, hani şu uçurtması gökyüzünde asılı kalan, bilyelerini rüyalarında unutan ve oyuncaklarını masal kahramanlarına çaldıran çocuk var ya? O benim işte, o benim abi…
Sahi annem olmalıydı, değil mi? Ben dudaklarımda sokakları besteliyorum oysa. Sahi abi tadı nasıldı anne sütünün? Anneler nasıl okşar çocuklarını? Anne kokusu nasıldır, kim bilir? Ana ha!.. Bir anne çizebilir misin benim için, karanlığın kar soğuğu parmak uçlarına? Bir anne!?.. Unutulmuş çocukların ürkek avuçlarına, bir anne ve yanına beni ekler misin? Tıpkı sulu boya resimlerindeki gibi sımsıcak… Sahi abi senin gözlerini kesmiyor değil mi, bir köprünün soğuk, gergin ve karanlık bedeni? Sahi sen hiç seyrettin mi, Aydede’yi bir köprünün altından? Üşüdün mü abi, kayan bir yıldıza bakarken? Abi sen…, abi sen… Boş ver. Gel boyat istersen ayakkabılarını, boyat da resmi çıksın dostun, düşmanın, tüm kaldırımların.
Yokların varlığında tam göbek bağından yakalandın mı hiç yalnızlığa? Bir de, bir de babam olmalıydı, değil mi? Baba! Beni dövecek bir babam bile yok. Biliyor musun? Nasırlı ellerinde şefkat arayacağım bir insan. Kim bilir bayramlarda neler alırdı, babalar çocuklarına? Unutmuşum, bayramlarınız vardı, sizin öyle değil mi? Arifeleriniz, bayramlarda temize çekilen dostluklar vardı, sonra. Oysa ben kırık dökük ıslıklar ısmarlıyorum; güneşe ve mehtaba, yankısız, bestelenmiş ve bestelenmeyecek serseri ıslıklar. Bir babam olsaydı belki yeterdi. Çocuk olurdum. Eskisi gibi şımarırdım, öylesine. Boş ver abi, kimin neyine bayram, kimin neyine hediye, baba kimin neyine abi!.. Sahi senin düşlerin vardır. Söylesene görmediğin rüyanın düşünü kurar mısın? Ahmet bir düş görmüş geçenlerde. Köprü altında tanıştık. Yorgun ve geç gelen bir gecede, utanırken anlattı, anlatırken utandı. Bir ip bağlamış gökkuşağına “bak ana diyormuş “Uçurtmamı gördün mü? Ya uçurtmamın gölgesinde bilye oynayan çocukları?” Ahmet’in düşü işte. Bana düşlerini kiralar mısın abi? Bedavaya boyarım ayakkabılarını. Bana düşlerini abi… Boş ver, Boş ver.
Bak iyi parlayacak bu ayakkabılar. En parlak ayakkabılarınla yürüyeceksin yaşama, sen düşünme. Sokaklar düşünsün beni, gazete manşetlerinin üçüncü sayfa haberleri düşünsün. İsimsiz bir damla gözyaşı düşünsün. Sen beni düşünme, düşünme abi. Nasıl olsa ben olmayan ayakkabıların sıcaklığıyla basıyorum tüm kaldırımlara. Olmasa da anne-babası sokakların, sokak çocuğuyum işte. Ben sokak çocuğuyum. Kazanılmadan kaybedilmiş bir geleceğin, herhangi bir yerinde. Ben sokak çocuğuyum abi. Hani şu uçurtması gökyüzünde asılı kalan, bilyelerini rüyalarında unutan. Oyuncaklarını masal kahramanlarına çaldıran çocuk var ya, işte o benim. O benim abi. Ben sokak çocuğuyum abi…

Etiketler: ,,

Kategori: GENEL BİLGİLER | Yorum yaz »