Kategoriler

Zalimlerin zulmü varsa..

Takvim

Meta

Arşiv

Blogroll

Mondros Ateşkes Antlaşması

Tarih: 17.12.2009, Ekleyen: admin

Bizim için çok önemli olan Mondros Ateşkes Antlaşması hakkında bilgi edinmek istiyorsanız işte bilgiler

Mondros Ateşkes Anlaşması ya da Mondros 17 Mütarekesi, I. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan ateşkes belgesi. Osmanlı Devleti adına Bahriye Nazırı Rauf Bey, Limni adasının Mondros Limanı’nda demirli Agamemnon zırhlısında 30 Ekim 1918 akşamı imzalanmıştır. Mondros Ateşkes Anlaşması, Osmanlı Devleti’nin yıkımından sonra kurulan Türkiye’nin çerçevesini çizen ilk uluslararası belge olarak önem taşır. Türk Kurtuluş Savaşı’nın siyasi manifestosu olan Misak-ı Milli Beyannamesinin birinci maddesi, “30 Ekim 1918 tarihli anlaşmanın çizdiği hudutlar dahilinde, dinen, ırkan ve emelen müttehit [birleşik] Osmanlı İslam ekseriyetiyle meskûn bulunan aksamın tamamı, fiilen ve hükmen gayrı kabil-i tecezzi bir küldür [bölünmez bir bütündür].” demek suretiyle, Milli Mücadele’nin hedefi olan ulusal varlığı Mondros Ateşkes Anlaşmasına gönderme yaparak tanımlar.
Antlaşmanın İmzalanması
Filistin’de İngiliz hücumu karşısında hezimete uğraması ve 1 Ekim’de Şam’ın düşmesi üzerine, Talat Paşa hükümeti 5 Ekim’de İngiltere ile ateşkes sağlamak için ABD’nin arabuluculuğuna başvurdu. Bu arada 29 Eylül’de Bulgaristan ateşkes imzalamış, bu ülkeye giren Fransız ve müttefik ordularının İstanbul’a yönelmesi olasılığı doğmuştu.

HMS Agamemnon (1915)8 Ekim’de Talat Paşa kabinesi istifa etti. Eski genelkurmay başkanlarından Ahmet İzzet Paşa’nın 14 Ekim’de kurduğu kabinede, İttihatçı olduğu halde hükümetin Alman yanlısı savaş politikasına karşı çıkan ve İngiliz dostu olarak tanınan Rauf Bey (Orbay) Bahriye Nazırı oldu. 18 Ekim’de Osmanlı’da esir bulunan İngiliz generali Townsend, Osmanlı’nın ateşkes şartlarını iletmek üzere bir gemiyle gizlice Midilli’ye gönderildi. 24 Ekim’de İngiliz hükümeti Limni’de bulunan Amiral Calthorpe’a ateşkes görüşmelerini başlatma yetkisini verdi. Ertesi gün Türk hükümetinin görevlendirdiği Rauf Bey Zafer römorkörüyle Foça’dan Midilli’ye geçti; burada kendisini karşılayan İngiliz kruvazörüyle Limni adasına ulaştı. 27 Ekim’den itibaren dört gün süren çetin müzakereler sonunda 30 Ekim akşamı anlaşma imzalandı. 1 Kasım sabahından geçerli olmak üzere Osmanlı Devleti ile Britanya İmparatorluğu arasında ateşkes ilan edildi.[1]

Müzakerelerde Rauf Bey’e Dışişleri Müsteşarı Reşat Hikmet Bey eşlik etti.

28 Ekim günü Fransız hükümeti bir notayla anlaşma görüşmelerine katılma isteğini bildirdiyse de bu talep İngiltere tarafından dikkate alınmadı.[2](Savaşın bu aşamasında Osmanlı sadece İngiltere ile fiili çatışma halindeydi.)

Bu esnada 24 Ekim’de Almanya’da ihtilal başladı. 3 Kasım’da Avusturya-Macaristan Villa-Giusti Anlaşması ile savaştan çekildi. 7 Kasım’da Alman imparatoru II. Wilhelm tahttan feragat etti. 11 Kasım’da Compiègne Ormanı’nda imzalanan ateşkes ile Almanya yenilgiyi kabul etti. Aynı gün Avusturya-Macaristan imparatoru I. Karl da tahtını bıraktı.

Kategori: Tarih | Yorum yaz »

OSMANLI MİMARİSİ

Tarih: 06.08.2009, Ekleyen: admin

cesmeb_1Osmanlı toplumundaki zanaatkar cemaatinin, genellikle ahilik geleneğine bağlı bir yapı içinde şekillendiği söylenebilir. Selçuklular’dan beri tabandan yukarıya doğru yükselen lonca örgütleşmesi, çeşitli meslek dallarını toplayan, onları desteleyen ve denetleyen, hem dini hem de iktisadi olan yönü olan sosyal bir kurumdur. Bu birlikler, bir yandan belirli zanaat dallarında çırakların yetiştirilip onların ustalaştırılmasına çalışmış, öte yandan da üretimin standart ölçülere uygun olarak yapılmasını sağlamıştır. Aynı anda kooperatif, iş eğitimi ve sendika fonksiyonlarını üstelenen loncalar, mimarlıkta büyük boyutu inşaatlara girişmemiş, fakat, saraya bağlı hassa mimarlarının denetimi altındaki şantiyelerde görev almışlardır. Bu gruptaki zanaatkarlar, geçimlerini sağlamak üzere daha çok teknik yönü ağır basan işler yaptıklarından kendilerine “ehl-i hiref” denmiştir. Arşiv belgelerinde zaman zaman rastlanan, cemaat-i hiref ve ehl-i hiref, hep aynı anlamda, yani sanat sahibi, esnaf anlamında kullanılmaktadır. Şehir mimarları, benna, neccar, taşçı, horasancı, keresteci vb. hep bu gruba dahildir. İnşaat esnafına genellikle “esnaf-ı mimar” adı veriliyordu.
Saray çevresinde eğitim görmüş baş mimar ve mimarlar, idari ve teknik bakımdan Şehremini’ne bağlıdırlar. Bu kesimi bünyesinde barındıran Hasa Mimarlar Ocağı, sarayın en güçlü okullarından biridir. Genellikle Yeniçeri Ocağından, saraydaki öteki sanatçılardan ya da dışarıdan seçilen yetenekli gençler bu okulda teorik ve uygulamalı dersler görürler, usta çırak ilişkisi içinde eğitimlerini sürdürürlerdi. Hassa Mimarlar Ocağı’nın başlıca görevleri, devlet inşaatlarının planlarını yapmak, onarımlarını denetlemek, keşif bedellerini hesaplamak ve inşaatın uygulamasını yürütmektir.
Ekonomik gelişmeyle mimarlık faaliyetleri arasındaki dinamik bağ, az veya çok Osmanlı devrinin bütün eserlerine yansımaktadır. Bütün sanatlarda yaygın olarak görülen bir üslup karakterinin ve mimarideki zirve noktalarının gelişme çizgisi böylece anlam kazanabilmektedir. Öte yandan, inşa yöntemleri ve teknolojisinin ağır geliştiği bu dönemlerde bazı yeniliklerin doğrudan doğruya sanatçıdan geldiğini kabul etmek durumundayız.

Dini Mimari ..devamını oku »

Etiketler: ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

Kategori: Osmanlı Mimarisi, Tarih | Yorum yaz »

Rene Descartes

Tarih: 09.07.2009, Ekleyen: admin

descartes_1
Düşünüyorum Öyle ise varım sözünün sahibi, On yedinci yüzyıl, Rene Descartes’in yüzyılı, bir çelişkiler yüzyılıydı. Hoşgörüsüzlük çağıydı. Ama aynı zamanda düşünce ve sanat devlerinin çağıydı. Çağdaş akılcı, bilimsel düşünceyi başlatan Descartes gibi büyük filozoflar çağıydı. Gelileo ve Descartes bütünüyle açıklık ve yararlılık anlamında bilimin güçlü rönesansını kendi kendilerine başlattılar. Rönesansın yeniden canlanma hızı, Descartes’in, bir böcek bilimcinin kelebeği örnek dolabına iğnelemesi gibi, tek bir itişle ortaçağı duvara çivilemesiyle korundu.
Ulusların “tibetleştirilme”sine, orijinal Avrupa kavramı, karışık uluslar çeşitliliğine dönüştürmeye eğilimli ulusçuluğun gelişmesine karşın, Descartes, pozitif bilimlere, özellikle matematiğe yönelmesiyle, Avrupa’nın bütünü için ortak bir payda sağladı: bilimsel düşünce, akıl. Ölümünden sonra Newton tarafından mükemmelleştirildiği zaman, Kant henüz – her ne kadar bu ciddi filozofu öyle canlandırmak olanaksız gibi görünse de- ergenliğin olgunlaşmamış dürtülerine boyun eğen bir gençken, fizik rehberlik konumuna çıktı.
Paradoks şundadır: Bütün bunları başlatan Descartes, insanı yalnızca akıl olarak – hayvanları da makine- kavramış ve insanın bedeni olmasını yalnızca olumsuz anlamda kabul etmiştir. Filozoflar için insan bedeni ilgi alanı olmaktan çıkmıştı. Descartes penceresinin önünden gelip geçen insanları görmüyordu, bütün gördüğü “ chapeaux et manteaux, rien de plus” tü.(Şapka ve manto, başka bir şey yok) Tanrıbilim büyük ilgi görüyordu ancak akılla uyum sağlaması gerekmişti. Descartes –simgesel olarak- yeşil ipek giysilerini, siyah giysiyle (İspanyolların da giydiği) değiştirmiş, giysisinin sadeliğini kolalı bir yaka ve gümüş kabzalı bir kılıçla güçlükle gidermişti. Ona göre res cogitans (düşünce) res extensa’ya (beden) karşıtlık oluşturduğundan, bedenini siyah giysilerle örterek onu reddetmeye çalışmış ve ruhunu geliştirmek için, düşünmeye çekildiği yanan sobanın yanındaki köşesinde onu açılan kanatları üstünde uçmaya bırakmıştı.Descartes çağdaş devirleri başlatan adamdı. Descartes, Aristoteles tarafından önerilen çokluk yerine tek ve mükemmel scientia anlayışıyla çağdaş insanın işini basitleştirdi. Rönesansın çelişkileri ortasında yitmiş Avrupalı insanı Descartes’in sadeleştirme yeteneği kurtardı. Descartes önemli olan mitos değil, sade, açık ve bağımsız düşünce olduğunu kabul ettirdi. Akıl kullanarak, insanların yeniden kendi kendilerine olan güvenlerini kazanmalarına, tarihten ve tarihte yaşamalarına yardım etti. İnsan yaşamı geçmişten geleceğe taşındı. ..devamını oku »

Etiketler: ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

Kategori: Descartes, GENEL BİLGİLER, Tarih | Yorum yaz »

Kazım Karabekir Paşa

Tarih: 05.07.2009, Ekleyen: admin

j3_kazimkarabekir_109Kurtuluş Savaşının en önemli mimarlarından ve başroloyuncularından birisi olan Musa Kâzım Karabekir Paşa, 1882 yılında İstanbul’un Kocamustafapaşa semtinde dünyaya gelmiştir. Aslen Karaman’ın Gafariyat kasabasındandır. Babası, Oğuzların Avşar boyundan olup, Kırım Harbine 16 yaşında gönüllü olarak yazılmış, Silistre ve Sıvastopol Muharebelerinde savaşıp yaralanmış, sonraları nizamiyeden jandarmaya geçmiş ve Osmanlı Ordusu’nda paşalığa kadar yükselmiş olan efsanevi Türk Generalidir. Babası Karamanlı Mehmet Emin Paşa, annesi ise Hacı Havva Hanım, kızı ise Hayat hanım’dır. “Alçıtepe Kahramanı” namıyla da tanınır.
Kâzım Karabekir İstanbul’da ailesinin oturduğu Zeyrek semtinden dolayı Kâzım Zeyrek adıyla anılmıştır. 1894 yılında İstanbul’da Fatih Askeri Rüştiyesi’ne giren Kâzım Karabekir, 1896 yılında bu askeri ortaokulu bitirerek, 1897 yılında da Kuleli Askeri Lisesi’ne girdi. Kâzım Karabekir, Askeri Lise’yi 1899′da başarıyla bitirdi ve ardından askeri lisenin devamı niteliğindeki Pangaltı Harbiye Mektebi’ne 14 Mart 1900 tarihinde girdi. Harbiye’den 6 Aralık 1902′de Mülazım-ı Sâni “Teğmen” rütbesiyle, piyade sınıfının birincisi olarak mezun oldu. Kâzım Karabekir, bu okulun ardından Harp Akademileri’nin karşılığı olan ve kurmay subay yetiştiren Erkan-ı Harbiye Mektebi ‘ ne devam ederek, 5 Kasım 1905′te bu okulu Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle bitirdi. 10 Kasım 1905′te Edirne’deki II. Ordu’ya daha sonra da 11 Ocak 1906′da III. Ordu’ya verilen Kâzım Karabekir; XIII. Süvari Topçu Alayı, XV. Süvari Avcı Taburu ve Manastır Mıntıka Komutanlığı Erkan-ı Harbiyesi’nde görev aldı.
Daha öncede belirttiğimiz gibi askerlik görevine Manastır’da başlayan Kâzım Karabekir, stajını tamamladığı bu bölgede Manastır Mıntıkası Kurmay Başkanlığı’nda görev aldı. Daha sonrada Manastır Mıntıka Müfettişliği’ne tayin olan Kâzım Karabekir bu görevi sırasında Rum ve Bulgar çeteleri ile yapılan çatışmalarda bulundu ve Bulgar çetesinin imhasında gösterdiği başarılardan dolayı 19 Ağustos 1907′de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) rütbesine yükseltildi. ..devamını oku »

Etiketler: ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

Kategori: Kazım Karabekir Paşa, Tarih | Yorum yaz »

30 Ağustos Zafer Bayramı

Tarih: 05.07.2009, Ekleyen: admin

30agustosBirçok Zaferle dolu şanlı tarihimizin en önemli günlerinden birisi olan ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Kuruluş ve kurtuluş günü olarak adlandırılabilecek 30 Ağustos Zafer Bayramı, bir yandan Kurtuluş Savaşı’nın sonu bir diğer yandan da Türkiye Cumhuriyetinin Doğum günü niteliğindedir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Silah Arkadaşlarının hayalini kurduğu Yeni Türkiye Devletinin kuruluş günü elbette Gazi için de bir doğum günü niteliğindedir.
Zafer Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal bayramıdır. Her yıl 30 Ağustos günü kutlanır. Zafer Bayramı, 1922 yılında 26 Ağustos’ta başlayıp, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da Mustafa Kemal’in başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni (Büyük Taarruz) anmak için kutlanan bayramdır. İşgal birliklerinin ülke sınırlarını terketmesi daha sonra gerçekleşse de, 30 Ağustos sembolik olarak ülke topraklarının geri alındığı günü temsil eder.
Zafer Bayramı, ilk defa 30 Ağustos 1923 günü Afyonkarahisar, Ankara ve İzmir’de kutlanmıştır. Resmî olarak Zafer Bayramı ilân edilmesi 1935 yılının Mayıs ayında olmuştur. Zafer Bayramı, tüm yurtta törenlerle kutlanır. Devlet erkânı ve bir çok vatandaş, Ankara’da Anıtkabir’i, diğer illerde de anıt ve şehitlikleri ziyaret edip, Mustafa Kemal Atatürk’e, silâh arkadaşlarına ve komutasında savaşmış askerlere şükranlarını sunar. Hemen hemen her yerleşim yerinde, askerî birlikler geçit törenlerine katılır. Ayrıca dış temsilciliklerde de çeşitli kutlamalar yapılır. 30 Ağustos günü, Türkiye’de resmî tatildir. ..devamını oku »

Etiketler: ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

Kategori: 30 Ağustos Zaferi, Tarih | Yorum yaz »

Ankara Savaşı

Tarih: 02.05.2009, Ekleyen: admin

ANKARA SAVASI
Osmanli sultâni Yildirim Bâyezid ile Timur Han’nin 1402 senesinde Ankara’da yaptiklari muharebe. Yildirim Bâyezîd Han; Nigbolu zaferiyle Rumeli’de Osmanli hâkimiyetini te’sis ettikten sonra, Anadolu’da birligi saglamak için harekete geçti. Bu niyetle Aydin, Mentese, Karaman ve isfendiyarogullari beyliklerine son verdi. Ancak bu beyliklerin basindaki beyler, Asya’da kuvvetli bir devlet kurup, batiya yönelen Timur Han’a sigindilar. Ayni sekilde Tîmûr Han’nin hükümdarligina son verdigi Karakoyunlu beyi Kara Yûsuf ile Tebriz hükümdari Ahmed Bey de Yildirim Bâyezîd’e siginmis, Erzincan beyi Mutahharten de akrabalarini Yildirim Bâyezîd’e göndererek yardim istemisdi. Tîmûr Han’a siginan Anadolu beyleri, Osmanli sultâni hakkinda; Tîmûr Han’nin önünden kaçan beylerde Yildirim Bâyezîd’e Timur’la ilgili olmadik seyler söyleyip kötüleyerek, her iki müslüman Türk hükümdarinin arasini açtilar, iki taraf da karsilikli kendilerine siginanlari müdâfaa ettiler. ..devamını oku »

Etiketler: ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

Kategori: Osmanlı Tarihi, Tarih | Yorum yaz »

Barbaros Hayreddin Paşa

Tarih: 01.05.2009, Ekleyen: admin

Barbaros Hayreddin Paşa
Bir diğer Adı da Kaptan’ı Derya olan Barbaros Hayreddin Paşa sadece Osmanlı ve Türk dünyası’nda değil, bütün dünyada saygıyla anılan vakti zamanında dost düşman herkesin saygısını kazanmış büyük bir komutan ve değerli bir şahsiyet olarak şanlı tarihimizde unutulmaz yerini almıştır.
Denizciliğe Midilli sularında bir tüccar olarak başlayan Barbaros Hayreddin Paşa daha sonra Tunus Sultanı’nın himayesinde Kuzey Afrika’da atıldığı korsanlık hayatına büyük zaferler ve kahramanlıklarla devam etti. Sadece adı bile düşman gemilerini kaçırmaya yeten Barbaros Hayreddin Paşa 1518 yılında Cezayir Sultanı oldu. Fakir ve esir Cezayir ülkesi onunla kısa zamanda zenginlik, refah ve huzur ülkesi haline geldi. Kendisi bir ülkenin Sultân’ı olmasına rağmen şan, şöhret ve saltanat peşinde koşmadığından Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim’e biat ederek ülkesi Cezayir’i Osmanlı Devleti’ne bağladı. Ardından Yavuz Sultan Selim tarafından Cezayir Beylerbeyliği’ne getirildi. Denizlerde Ceneviz, Fransız, İspanyol, Venedik ve diğer Avrupalı gemi ve donanmalarına karşı gösterdiği büyük kahramanlık ve başarıların sonucunda da 1534 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Osmanlı Devleti’nin Kaptân-ı Derya’lığına atandı. Komutanlığı süresi içinde “Dünya tarihinin en büyük deniz savaşı” olan Preveze Deniz Savaşı’nda aleyhine birleşen Avrupa donanmalarını büyük bir hezimete uğratarak zaferlerinin doruğuna ulaştı ve adını silinmeyecek bir şekilde dünya tarihine altın harflerle kazıdı… ..devamını oku »

Etiketler: ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

Kategori: Osmanlı Tarihi, Tarih | Yorum yaz »

OSMANLI MİMARİSİ

Tarih: 23.04.2009, Ekleyen: zindan

Osmanlı toplumundaki zanaatkar cemaatinin, genellikle ahilik geleneğine bağlı bir yapı içinde şekillendiği söylenebilir. Selçuklular’dan beri tabandan yukarıya doğru yükselen lonca örgütleşmesi, çeşitli meslek dallarını toplayan, onları desteleyen ve denetleyen, hem dini hem de iktisadi olan yönü olan sosyal bir kurumdur. ..devamını oku »

Etiketler: ,,

Kategori: Osmanlı Tarihi | Yorum yaz »