Kategoriler

Zalimlerin zulmü varsa..

Takvim

Meta

Arşiv

Blogroll

II. Murad’ın İkinci Kez Tahta Çıkması (1446)

Tarih: 30.11.2008, Ekleyen: admin

II. Murad’ın İkinci Kez Tahta Çıkması (1446)
1445 yazında bir Hıristiyan donanması Karadeniz’de faaliyette bulunurken Yanko, Tuna üzerinde harekete geçerek Rumeli’yi tekrar tehdit etti. Onunla işbirliği yapan Eflak Bey’i Yergöğü’yü ele geçirdi. 1446’da Davut Bey’in Eflak’a yaptığı sefer, bozgun ile sonuçlandı. Bütün bunların sonunda II. Murad’ın tekrar saltanat koltuğuna oturması devletin iç ve dış güvenliği için gerekli görülüyordu. Halil Paşa II. Murad’ı gizlice tahta çağırdı. II. Murad 4 Mayıs 1446’da Manisa’dan yola çıktı ve Ağustos sonlarında Edirne’ye gelerek tahta ikinci kez çıktı.
Mora’nın Osmanlı egemenliği altına alınması (1446)
Sultan Murad’ın ikinci kez tahta geçmesine sebep olan olaylardan biri de Mora Despotu Konstantin’in kışkırtıcı davranışlarıdır. Mora, Bizans imparator ailesine mensup despotlar tarafından idare ediliyordu. Bayezıd devrinde Osmanlı nüfusu altına girmiş ise de Ankara savaşı bunun çok kısa sürmesine neden olmuştur. Mora despotu 1444’ten beri Bizans’ın haçlı siyasetini desteklemek üzere güneyde Osmanlılara karşı hareketlerde bulunmaktaydı. Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu sıkışık durumdan yararlanmak isteyen Despot Konstantin, Korent Boğazına yakın yerlerin kendisine bırakılmasını Murad’dan istedi. Gönderdiği elçi Padişah tarafından Serez’de bir süre hapis edildi. II. Murad tahta tekrar çıktığı zaman Mora’ya sefer yaptı. II. Murad, Turahan Bey emrindeki birlikleri önceden gönderdi. Makedonya – Taselya üzerinden Mora’ya hareket eden II. Murad Patras ve Klaretza’ya kadar ilerledi. Mora Despotu Konstantin Osmanlı Devletine her yıl haraç vermeyi kabul etti.
ğ) II. Murad’ın Arnavutluk Seferleri (1448 – 1450)
Osmanlıların Arnavutluk harekâtı ilk kez 1410 ve daha sonra 1423 ve 1424 yıllarında yapılmıştı. Arnavutluğun gülü ve soylu ailelerinden Kastriyota ailesinden Mirdita Beyi yani Kastriyota, Osmanlı egemenliğini kabul ederek oğullarını rehin olarak Osmanlı sarayına göndermişti. Bu çocuklardan Jorj’a Müslüman olunca İskender adı verildi. İskender uzun yıllar saray eğitimi almış ve sancak beyi olmuştur. Babasının ölümü üzerine 1443’te ülkesi Osmanlı topraklarına katılmıştı. Morava Meydan Muharebesinde İskender Bey’in başında bulunduğu Türk birliğini bırakıp muharebe alanından kaçması Hunyad’ın zaferini kolaylaştıran mühim amillerden birini teşkil etmişti. İskender Bey az sonra babasının üç yüz adamı ile Türk garnizonunu kılıçtan geçirmiş, kendisini Arnavut Prensi ilan etmişti. Müslümanlıktan dönmesi çok ağır bir hadise olduğu gibi bölgedeki Türk hâkimiyeti için tehlike arz ediyordu. Ve İskender Bey Türklere kin besleyen ihtiraslı biriydi. 1448’de II. Murad bizzat sefere çıktı. Arnavutluk ilinde Kocacık Hisarı ile bazı kaleleri aldı. II. Murad 1450’de ikinci kez Arnavutluk seferine çıktı. Manisa’da çağırılarak Şehzade Mehmed’in de sefere katılması sağlandı. Arnavutluk’ta İskenderin merkezi olan Akçahisar kuşatıldı. Akçahisar sarp ve sağlam bir kale idi. Kuşatma iki ay sürdü. Kış mevsiminin gelmesi üzerine sonuç alınamadı. Edirne’ye dönüldü.
h) Kosova Zaferi (17 – 20 Ekim 1448)
Türklerin yeniden güçlendiğini gören Eflak Bey’i I. Vlad Drakula, padişahla anlaşmak istedi ise de Yanko tarafından öldürüldü (1447). II. Murad, o yaz Edirne’de kaldı. Papa ve Macar kralı ile ilişkide bulunarak yardım alan eski Arnavutluk Beyi’nin oğlu İskender Bey, Arnavutluk yolu üzerindeki Kocacık Hisarı’nın ele geçirmişti. Onun Venedik’le arasının açılması üzerine, Osmanlılar durumu elverişli gördüler ve 1448 yazında büyük bir ordu ile Arnavutluğa gelerek Kocacık Hisarı’nı zapt ettiler fakat az sonra Yanko’nun Arnavutluk’a doğru yürüdüğü haberi alındı. Sofya’ya çekilen padişah, ordusunu yeniden düzene soktuktan sonra Kosova civarında düşmana savaşı kabule mecbur bıraktı. Zorlu bir savaştan sonra Macarlar yenildiler (17 – 20 Ekim 1448). Yanko, 1444’teki gibi ateşli silahlar ile güçlendirilmiş arabaların himayesinde geri çekilebildi. Sırplar daha önce olduğu gibi bu kez de Macarlarla iş birliği yapmadılar ve Karamanlılar Murda’a asker yardımında bulundular. Böylece Kosova Ovasında Türkler ikinci kez parlak bir zafer kazandılar. Bu zaferde Osmanlılar Macar, Eflak, Polonya, Erdel ve Alman kuvvetlerinin teşkil ettiği bir orduyla savaşmıştı. Osmanlılar savaşta sahte Rica’t taktiğini kullandı. Bu savaş görünüşte bir Haçlı saldırısı gibi görünse de gerçekte öyle değildir. Çünkü Eflak Prensinin saf değiştirmesi ve Sırpların Osmanlıya yardım ettiği bilinmektedir. Bu dönemdeki savaşların önemli bir özelliği Osmanlıların ateşli silahları kullanmaya başlamasıdır.
Batıda: Sultan II. Murad, amcası ve kardeşiyle yapmak zorunda olduğu saltanat kavgasını bitirdikten sonra, Batıda Selanik yüzünden Venedik’e, Eflak ve Sırp olayları yüzünden tuna üzerine Macarlara karşı yürüttüğü mücadeleleri başarı ile sonuçlandırdı. Bunu izleyen 10 yıl içerisinde gerek Balkanlar’da gerek Anadolu’da, Yıldırım Bayezıd devrindeki durumun geri getirilmesi için büyük mücadeleler verilerek, özellikle Balkanlar’da önemli başarılar elde edildi. Ne var ki, 1441 – 1444 yıllarında ülkenin her iki yakasında da ciddi gerilemeler yaşandı. Venedik ve Macaristan, bir Haçlı seferi düşüncesiyle, büyük bir koalisyon oluşturarak Osmanlıları Avrupa’dan çıkartmak amacını güttüler. Ancak onların bu düşünceleri 1444 Varna Zaferi ile büyük ölçüde kırıldı. II. Murad devri Osmanlıların Balkanlarda yayılması ve yerleşmesi açısından önemli olmuştur.

Kategori: Osmanlı Tarihi | Yorum yaz »

VARNA SAVAŞI (10 Kasım 1444)

Tarih: 30.11.2008, Ekleyen: admin

VARNA SAVAŞI (10 Kasım 1444)
Türk Ordusunun sağ koluna Anadolu Beylerbeyi Karaca Bey, sol koluna Rumeli Beylerbeyi Hadım Şehabettin Paşa kumanda ediyordu. Merkezde ise başkumandan olarak II. Murad, devlet adamlarının ve özellikle Veziriazam Çandarlı Halil Paşanın telkinleriyle göreve geldi. Türk Merkez Cephesinin önüne bir mızrak ucuna, Segedin barış metni takılmıştı.
Merkezde Yeniçerilerin önünde kazıklarla korunmuş hendek bulunuyordu. Haçlıların savaş düzeni ise şöyleydi; Merkezde Kral Ladislas vardı. Başkumandan sıfatıyla bütün kollara kumanda edecek olan Hunyad, gezici durumdaydı. İki tarafın kuvvet durumları hakkında çelişkili bilgiler var ise de çarpışan orduların bir birine denk olduğu söylenebilir. 10 Kasım Salı günü sabahtan, ikindiye kadar süren meydan savaşında Lehistan’ın ve Macaristan’ın genç kralı Ladislas yeniçeriler tarafından kuşatılarak atından düşürülüp başı kesildi. Ve savaşı Osmanlılar kazandı. Varna Zaferi, Bizans’ın bir bakıma ömrünün kısaldığının, Balkanlarda yoğun bir biçimde Türk nüfusunun güçlendiğinin göstergesidir.

Kategori: Osmanlı Tarihi | Yorum yaz »

II. MURAD’IN BATI FAALİYETLERİ

Tarih: 30.11.2008, Ekleyen: admin

II. MURAD
Saltanatı: 1421 – 1451
Babası: Çelebi Mehmed Han
Annesi: Emine Hatun
Doğumu: 1404
Vefatı: 3 Şubat 1451
Başkenti: Edirne ..devamını oku »

Kategori: Osmanlı Tarihi | Yorum yaz »

GERİLEME DEVRİ (1699-1792)

Tarih: 23.10.2008, Ekleyen: zindan

18. YÜZYIL PADİŞAHLARI
1)- II. Mustafa (1695-1703) (IV. Mehmet’in oğlu)
2)- III. Ahmet (1703-1730) (IV. Mehmet’in oğlu)
3)- I. Mahmut (1730-1754) (II. Mustafa’nın oğlu)
4)- III. Osman (1754-1757) (II. Mustafa’nın oğlu
5)- III. Mustafa (1757-1774) (III.Ahmet’in oğlu)
6)- I. Abdülhamit (1774-1789) (III.Ahmet’in oğlu)
7)- III. Selim (1789-1807) (III.Mustafa’nın oğlu) ..devamını oku »

Kategori: Osmanlı Tarihi, Tarih | Yorum yaz »

FATİH SULTAN MEHMET

Tarih: 23.10.2008, Ekleyen: zindan

Osmanlı hükümdarlarının yedincisi olup İstanbul’u almak suretiyle tarihte yeni bir devir açan ve Osmanlı devletini de bir imparatorluk haline getiren padişahtır. 1430 yılında doğdu. İkinci Murad’ın oğlu, Çelebi Sultan Mehmed’in torunudur. Annesinin Sırplı veya Zülkadiroğulları soyundan Alime Hatun adlı bir Türk olduğu hakkında iki rivayet vardır. Babası sağlığında onu iki defa tahta geçirerek Manisa’ya istirahata çekilmişti. ..devamını oku »

Kategori: Tarih | Yorum yaz »

ÇANAKKALE SAVAŞI VE SAVAŞ ÖNCESİ DURUM

Tarih: 22.10.2008, Ekleyen: zindan

Yirminci yüzyılın başlarında Avrupa sınırlarından taşıyordu. Ekonomik rekabet, sömürgecilik ve milliyetçilik akımları Avrupa’yı ikiye bölüyordu. Almanya-Fransa ve Rusya-Avusturya arasındaki çekişmeler gerginliğe dönüşüyordu. 28 Haziran 1914’te Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahdı Arşidük Ferdinand’ın bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi bu gerginliğe son noktayı koydu. ..devamını oku »

Kategori: Tarih | Yorum yaz »

ÇANAKKALE SAVAŞI

Tarih: 22.10.2008, Ekleyen: zindan

Çanakkale savaşı birinci dünya savaşı içinde ayrı bir özelliği olan, tarihin kaderini değiştiren yaşamak hakkına şerefi ile ulaşan bir milletin her şeyden önce kahramanlık destanıdır. Bu çalışmanın amacı bu destanın daha iyi olabilmesi ve önemsenebilmesidir.
Çanakkale Savaşının Nedenleri Ve Gelişimi ..devamını oku »

Kategori: Osmanlı Tarihi | Yorum yaz »

ERMENİ SORUNU

Tarih: 22.10.2008, Ekleyen: zindan

Osmanlı devleti zayıflamaya başlayıp, hemen her konuda Avrupa’nın müdahalesine maruz kalınca, Türk - Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Batılı ülkeler Osmanlı Devleti’ni bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için Ermeniler’i Türk toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir. ..devamını oku »

Kategori: Tarih | Yorum yaz »

Osmanlı’da Mali Sıkıntının Sebep Ve Sonuçları

Tarih: 01.06.2008, Ekleyen: admin

Osmanlı bütçe rakamları yüzyıllar boyu sürekli artış göstermiştir. Bu artış sınırlar genişlerken gerçekti fakat, araştırma döneminde olduğu gibi sınırlar daralıp toprak kaybedilirken gerçek olmaktan çıkmıştı. Bu sebeple gelir ve gider rakamlarındaki artışlar büyük ölçüde hesap birimi olan akçenin değerindeki düşmelerden ileri geliyordu. Nitekim bütçe rakamlarını hesap birimlerindeki değer kaybı katsayısına böldüğümüzde gerçek rakamlara ulaşmaktadır. Gelir ve gider rakamlarının büyümesi kadar bunların arasındaki farkında artması ve gelir rakamlarına karşı giderlerde olan artmanın daha çok olması mali alanda alandaki sıkıntının açık bir delili sayılabilir. Giderlerdeki bu artışlar daha çok savaş zamanlarına denk gelmiş ve devlet bu dönemlerde borçlarının gününü erteleyerek açığı kapatma yoluna gitmiş artı devlet içinden borç alarak bu açığı kapatmaya çalışmıştır. Bunun yanında avarız vergilerini arttıran devlet, aslında sadece özel hallerde alınan bu vergiyi devamlı hale getirmiş ve arttırmıştır. Bu durumda devletin içinde bulunduğu mali sıkıntının bir göstergesidir.
Çok sık yapılan savaşlar ve bu savaşların uzun sürmesi en büyük etken olarak ortaya çıkar.
1- Askeri Harcamalardaki Artışlar
a) Mevacip (ulafe) sorunu; Askeri birliklere üç ayda bir ödenmesi gereken mevaciplarin ödenmesinde görülen gecikmeler büyük bunalımlara sebep olur. Öncelikle ulufesi geciken askeri birlikten başlayarak genişleyen ayaklanmalara yol açtı.18
b) Cülus bahşişi sorunu; Çok sık padişah değişikliğinden kaynaklanan bu bahşiş sıkıntısı da devletin mali sorununu tetiklemeye yetti. Çünkü dönemdeki çok sık padişah değişikliği ve Cülusun yaklaşık ek bir ulufe tutarında olması
c) Çok sık olan savaşlar ve orduya sağlanması gereken erzak savaştan çıkmış ordunun eksiklerini tamamlamak, orduyu eski düzenine gelecek şekilde yenilemek bir sürü ek masraf demekti. Bu da meli buhranın sebepleri arasında idi.
d) Devlet kadrolarındaki şişmeler; Geçim sıkıntısı yüzünden devlet görevlilerinin ek bir görev peşinde koştukları görülüyordu. Divan görevleri, medreseler, kadılıklar, evkaf mukaataları gümrükler büyük bir gizli işsiz kitlesi barındırarak kamu câri harcamalarını kabartıyordu.19
2- Üretim yetersizliği ve gelir düşüklüğü
a) Tarım teknolojisindeki gerilik
b) Dış talebin çok oluşundan dolayı hammaddelerin dışarıya kaçırılması
c) Üretim yetersizliğinin getirdiği vergi kaybı
3- İç güvensizlik ortamının oluşması
a) Özellikle başkent  ve çevresindeki sık görülen ayaklanmalar
b) Eşkıyalık hareketleri
c) Ayanların güçlenmesi ve otorite üzerindeki etkilerinin artması
d) Yolsuzluk, vergi kaçakçılığı, yurt dışına hammadde kaçakçılığı, rüşvetin artması ve bu olayların halkı olumsuz etkilemesi huzursuz etmesi
e) Köylülere mültezimlerin baskısı ve vergilerini ödeyemedikleri için tefecilerin ellerine düşmeleri şehirlere göçleri hızlandırmış bu da tarım arazisinin işlenmesini yavaşlatmış, güçleştirmiş ve durdurmuş.
4- Dış borçlanmadaki artış; Dış borçlar daha Kırım Savaşı’nın finansmanından itibaren başlamıştır. Bu borçlanmalardan önemli birisi halka ve devlete verdiği zarar artık açıkça görülen kağıt paranın kaldırılması (ilgası) için yapılmıştır.20
5- Devletin bu kötü gidişatın yanında Avrupa’daki bilimsel teknolojik gelişmelerin olması, coğrafi keşifler, denizciliğin ilerlemesi ticaretin gelişmesi ve yeni ticaret yollarının bulunması gibi sebepler devletin bu gelişmeleri takip edemeyişinden dolayı diğer alanlarda olduğu gibi mali alanda da gerilemeler yaşanmasına sebep olmuş.
Giderlerin büyük boyutlara ulaşması ve mali derlik geçici ve kalıcı bir çok tedbirin alınmasına sebep olmuş. Böyle bir durumda başvurulacak en pratik tedbir harcamalarda tasarrufa gitmek ve bir takım kısıtlamalar yapmaktır. Büyük bir ordu beslemek zorunluluğu bu tür uygulamayı sınırlandırmakla birlikte zaman zaman silahlı kuvvetler kadrolarında ve saray giderlerinde indirimler yapılabilmiştir. Yine hazine borçları ertelenmiş, mankura dayalı enflasyon denemesi ve para ayarlamaları gibi önemli sakıncalar doğuran geçici tedbirler alınmıştır. Kalıcı tedbirlerden olan cizye reformu Tazminat’a kadar süren ve cizye gelirlerini önemli ölçüde arttıran başarılı bir teşebbüstür. Olağan üstü vergi türü olan avarız vergileri bu dönemde olağanlaşmış ve bu türden nüzül, sürsat ve iştirâ gibi aynı mükellefiyetler nakdi mükellefiyetlere çevrilmiştir. Diğer yandan yeni vergiler koyma ve vergi zamları yolları araştırılmış savaş zamanlarında toplanan imdadiye dönem içinde düzenli bir vergi haline getirilmiştir. Vergi konusunun korunması için çalışmalar yapılırken, üretimin arttırılması gayesiyle çeşitli tedbirler alınmıştır. Bütün halk kesimleri gibi devlet adamlarına da ek yükümlülük getirilmiş, müsadereler zaman zaman büyük miktarlara ulaşmıştır.
Dönem; savaşlar iç güvensizlik, teknolojik gerilik batının iktisadi hamlesi gibi sebeplerle iç üretimin, dolayısıyla gerçek gelirlerin düşük olduğu bir dönemdir. Özellikle bu nedenle sanayileşme için gerekli olan ürün fazlası ve sermaye birikimi söz konusu olmamıştır. Dönem başlara iç ve dış güvenliğin sağlandığı ve fakat bünyevi geriliklerin giderilemediği bir ortamda sona ermiştir.
Artan merkezi ihtiyaçlar şiddetli bir nakit sıkıntısı yarattığından timer sisteminin merkezi ekonomiye bağlanma vetiresi güçlenmiştir. Ayan gibi mahalli güçlerin ortaya çıkışı toprakta özel mülkiyete dayanan yeni bir oluşuma, eyalet ekonomilerini zayıflatan ve bunun yanında merkezi yönetimi daha da güçsüzleştiren yeni bir bozulmaya yol açtı. Bize göre kendine has bir sistem olan Osmanlı ekonomisi dönem içerisinde kendini yenilemek için gerekli olan enerjiyi elde edememiştir.

Kategori: Osmanlı Tarihi | Yorum yaz »

Osmanlı Devleti’nin Gider Alanları

Tarih: 01.06.2008, Ekleyen: admin

Osmanlı maliyesinde tımar ve vakıf kesimi hariç, nakdi harcamalarla bütçelerde yer alan bazı maliye büroları ilgilenirlerdi. Ayrıca bu giderler harcama alanlarına göre; müvacip (asker maaşları), teslimat (bazı eminlere hasları için ödenekler) haslar ve salyane (bazı devlet adamlarına haslarına karşılık yapılan ödemeler ve yıllık ödemeler) ve ihracat (diğer câri harcamalar) bölümüne ayrılırdı.15
Osmanlının her döneminde tahsis ilkesi devletin harcama politikasının esasıdır. Yani uygulama bazı gelirlerin, bazı giderlere daha oluşmadan veya hazineye girmeden tahsis edilmesi biçimindeydi.
Ayrıca merkezi denetimin zayıfladığında yolsuzluk ihtimali artacağından harcamaların padişahın bilgisi altında yapılması şart konuldu.

..devamını oku »

Kategori: Osmanlı Tarihi | Yorum yaz »