Kategoriler

Zalimlerin zulmü varsa..

Takvim

Meta

Arşiv

Blogroll

TEMİZLİK KOLU

Tarih: 16.05.2008, Ekleyen: admin

       Bu hikaye geçmişle geleceğin mukayesesi; geçmişimizdeki güzelliklerle geleceğimizdeki yozlaşmaların birebir değerlendirmesidir. Ayrıca fakir insanların her ne kadar düşkün olsalar da aslında mutluluğu yakalayabilecekleri dile getirilir. Kaynana gelin ilişkilerine farklı bir bakış açısı yöneltilir. Her ne kadar fakir aile olsalar da fakirlikleri karşısında birbirlerine sıkı sıkıya kenetlendikleri görülür.

       Hikayenin başında yaşlı nine kışın gelmesindeki korkuyu içerlenir. Çünkü kış zenginlerin evine geldiği gibi fakirlerin evine romantik bir edayla gelmez. Korkularıyla soğukluğuyla ve açlığıyla gelmektedir. Yaşlı kadın gelinine  bunlardan yakınarak gençliğini buralarda heba ettiğini söyler. Evin küçük kızı ise yataktadır. Uyumaktadır. Yaşlı nine uyandırmasını söyler onu ama o uyandırmaz. Çünkü kızcağız okula gideceğim diye onca yolu uzun uzun yürümekte ve bunun yorgunluğunu atamamaktadır. Bu günün gençleri ise beş yüz metre yolu servisle gitmeyi bile bir sorumluluk olmaktan çıkarıp kendilerine bir zorunluluk görmektedirler. Evde pek eşya yoktur. Üç beş yorgan battaniye falan. Bu yaşlı nine şehre eski zamanlarda göç etmiştir. Evleri rutubetlidir de ve soğuk içlerine işlemektedir. Yaşlı nine gurbete gelmeden önceki memleketini özler. Kışın biz ölümden korkmazdık memleketteyken.Oradaki dağlar,ormanlar,kıyılar gömülmeyi hiç dert etmezdi insana. Kadın burada ölüm korkusunu duymaktaki haklılığını şu şekilde ifade edebiliriz. Kadının üç oğlu gurbette çeşitli hastalıklar nedeniyle öldüğünü düşünürsek ne kadar da haklı olduğunu söyleyebiliriz. Yaşlı kadın onlara yük olmaktan da yakınır. Ölsem de size yük olmasam der.

       Burada kaynana gelin dialoğu günümüzdeki rastlanamayacak tiptendir. Kaynana geline senin tuttuğun altın olsun. Dünyada darlık sıkıntı çekme der. Tekrar geçmişi hatırlar,memleketine özlem duyar. Ayrıca isyan da eder fakirliğine. Bu memlekette herkes fakir mi der. Gelin ise kaynanasının bu serzenişlerini içinde hisseder ama nafile. Onu avutacak kelimeleri düşleri yoktur. Bu arada çocuk uyanır. Ninesinin serzenişleriyle. Ninesi ise ölümden bahsetmektedir. O ise ananeciğim ölüm uyumak değimlidir ki diye söyler. O ise bunu torununu kandırıp avutmak için yalan söylediğini bilmektedir. Çünkü ne kendi ne de küçük kız ölen babasını uykusundan uyandırabilmiştir. Burada dikkat çeken bir şey ise paranın eskisi gibi yine en yaşlı kişide kalmasıdır. Ailede en yaşlı nine vardır ve bütün paralar onda kalmaktadır. Ayrıca burada kaynana kışın yarı olduğunu söyler. Oysa hikayenin başında kışın yeni başladığını söylemiştir. Buradan da anlayacağımız şey yaşlı kadın baharın gelmesine karşın kendini kandırmaktadır. Ayrıca kış daha yeni yarı olmuştur. Bu yaşında fakirliği okulda sürekli yüzüne vurulan küçük kız ise artık kara elbiselerine ve yeni paltosuna kavuşmak istemektedir. Ayrıca küçüğün ayakkabıları altı lastikten ve ketendir. Onun için lastik çizme almayı istemektedir anne. Ancak paraları yetmediği için birinden biri tercih edilmek zorundadır. Daha sonra hikayenin başlığı olan temizlik kolu mevzusuna geçilir. Küçük kız okulda temizlik koluna seçilmiştir ve sınıfın temizliği düzeni ondan sorulmaktadır. Ancak burada bahsedilen temizlik küçüğün hizmetçi gibi sınıfın her işini görmesidir. Öğretmen tarafından da bu konuyla ilgili sizin eliniz bu işe yatkın siz yapın demesi eğitim sistemimizdeki çarpıklığı vurgulamaktadır. Ayrıca yaşlı nine bu durumdan haberdardır ve küçüğün öğretmenine bu yüzden sinirlidir. Torununu yoksulluğa karşı mücadele etmesi için yetiştirmeye çalışır. Eğer sen öğretmenine karşı gelip de artık başka arkadaşlarıyın da temizlik kolu olmasını söylersen sana bir palto alırım der. Torun ise öğretmeninin kızacağını söyler. Daha sonra aldıkları palto incedir ama içine bir yün kazak örerek bu paltonun kalınlaşabileceğini söylemektedir.

          Hikayenin sonunda ise küçük kız paltosuna kavuşur ve ninesine şunları söyler: Yaşa be nineciğim.Senin her dediğini yaparım ben vallahi. Burada üzerinde durulması gereken şey arka sokakların insanlarını,varoşlarını maddiyat uğruna biraz sevgiyle her türlü işe yönlendirmesidir. Kız küçüktür ve devletin temsil olunduğu kuruma öğretmenine baş kaldırır. O korkularına rağmen başkaldırmayı başarır. Her ne kadar öğretmeni kızsa da üşümemeye rağmen bunlara katlanır ve buna da değmiştir. Artık paltosu vardır ve arkadaşları tarafından yadırganmayacak ve fakirlikleri onların arasında belli olmayacaktır. Yazarın burada savunduğu tem aslında fakirlerin karınlarını doyurduğunuz, onları giydirdiğiniz  takdirde onları her türlü işinizde kullanabileceğinizdir ki buradaki küçük kızın yaptığı tavır buna örnektir.

         Hikayede pek çok yardımcı tema vardır. İnsanlar fakir olsalar bile sevgiyle saygının varolmasıyla; mutlu olmayı azla yetinerek, kanaatle başarabilmektedirler. Ayrıca günümüzün küreselleşen insanına farklı eleştiriler getirilerek onların bu zenginlikleri mutluluk getiremeyeceği bilakis yozlaşan bir toplumu dile getirmiştir.

Kategori: Tahliller | Yorum yaz »

SANCHO’NUN SABAH YÜRÜYÜŞÜ (Haldun TANER)

Tarih: 16.05.2008, Ekleyen: admin

Pek çok hikayesinde tabiatı,insanları ,çevresini gözlemci tavırlarıyla incelemeyi pek iyi başaran Haldun Taner;bu gözlemlerini, hikayelerinde tabiata ait başka varlıklarla ilişkilendirmeyi bilerek ortaya koyar.İşte bu hikayesi de bu türden bir hikaye olup Sancho, aslında basit bir köpekten ziyade halktan bir kişi: Yazardır.Yazar,bir sabah yürüyüşüne çıkar ve çevresinde cereyan eden olayları anlatmaya başlar. Tiki tiki praflarI ise onun ayak takırtılarıdır.

        Öncelikle Alman büyükelçiliğinin önünde Grafla selamlaşan Sancho Alman Büyükelçiliğinin arabasının şatafatlı oluşuna dikkat çeker. Ancak, Sancho oradan biraz uzaklaşıp da ileride bir kaldırıma vardığında yolların ve kaldırımların bozuk olduğunu dile getirir. Köpeklerin de bu konuda hassasiyetlerinin olduğunu söyler. Yolun bozukluğunu kafaların bozulmasına ,kişiliklerin bozulmasına kadar götürerek olayı iyice abartır.Daha sonra Hülya’nın babasının bir taşralı mebusla Hülya’nın döviz işini konuşmasına şahit olur. Hikmet Bey’in saf Pakistan tazısı köpeğinden bahseder. Hastadır ;ama Snacho’nun anlatmak istediği şey aslında Londra’da sezeryanla doğan köpeğin diğer sokak köpekleriyle hastane köşelerinde sıra beklemesidir.Bunu hayret ve esefle karşılar. Hülya’nın babası döviz işini halletmiş olacak ki yüzü gülmektedir. Daha sonra Belçika Büyükelçiliğinin köpekleriyle karşılaşır.

..devamını oku »

Kategori: Tahliller | Yorum yaz »

KONÇİNALAR (Haldun TANER)

Tarih: 16.05.2008, Ekleyen: admin

Toplumu eleştirel bir gözle izleyen ondaki eksiklikleri sınıf farklılıklarını  farklı etkileyici bir dille ortaya koyan Haldun TANER bu hikayesinde de  aslında kısmen de olsa toplumdaki farklı kesimleri eleştirmiştir. Ancak üsluptaki içtenliği ve samimiyeti hikayedeki ilgi çekiciliği arttırmıştır.

        Haldun Taner,elinde iskambil kağıtlarına bakar  ve içinden geçenleri samimi bir şekilde ifade eder.Ancak bunu yaparken piramit gibi bir yöntem takip eder.Bunu yaparken piramidin tepesinden başlar. Tepede ise Jocker vardır.Onu cambaz sihirbaz ve neşe dolu biri olarak tarifler. Bu kadar şöhretli olmasına rağmen pek çok oyunda ona ihitiyaç kalmamasından yakınır.

..devamını oku »

Kategori: Tahliller | Yorum yaz »

Hasan Boğuldu (Sebahattin Ali)

Tarih: 16.05.2008, Ekleyen: admin

1907 Gümülcine’de  doğan Sebahattin Ali ülkemizin çeşitli yerlerinde Almanca öğretmenliği yapmıştır.Aydında memurken Atatürk’e hakaret ettiği gerekçesiyle Sinop’ta hapishanede yatmıştır.Aziz Nesinle birlikte özellikle Markopaşa dergilerinde yazdığı rejim aleyhtarı yazılarıyla tanınır.Kaçmak istediği Bulgaristan sınırında öldürülmüştür.
                                                
    Eserlerinde genellikle Anadolu insanımızın yaşamını,ideallerini,yazgısını işleyen Sebahattin Ali hikyelerinde
Toplumun belirli kesimleri arasındaki sınıfsal mücadeleleri anlatır.Eserlerini folklorik özelliklerle zenginleştirir. Toplumumuzda birbirine çok yakın iki köyün kültürlerinde,yaşayışlarında ve inançlarında çok büyük farklılıklar olabileceği üzerinde durur. Sebahattin Ali’nin aslında bu hikayesinde de kısmen de olsa sınıf farklılığı ve sınıf mücadelesi üzerinde durduğunu söyleyebiliriz.

..devamını oku »

Kategori: Tahliller | Yorum yaz »

KOCA ÖKÜZ (Refik Halit KARAY)

Tarih: 16.05.2008, Ekleyen: admin

     Refik Halit Karay, bu hikayesinde Anadolu insanımızın günlük yaşamını konu alır.Hikayesinde Hacı Mustafa Ağa adında köyün ileri gelen birinin yaşamını ironik bir şekilde  eleştirir.Aslında Hacı Mustafa Ağa her toplumda bulunan,insanlara menfaatleri ölçüsünde değer biçen insanların, hikayedeki temsilcisidir

     Hikaye Anadolu’nun yüksek yaylalarının birinde ,sessiz,boz renkli bir gecede başlar.Hacı Mustafa Ağa her yılkı gibi yine işlerini gördürmek için harman başında yine yaşlı koca bir öküz almış köy meydanından eve doğru ilerlemektedir. Herkes onun bu öküzü karın tokluğuna çalıştırıp da işi bittiğinde satacağından haberdardır.Hikayenin sonunda yaşlı öküzden umduğunu bulamayan Hacı Mustafa’nın öküze boşa masraf etmemek için hemen kurtulma yoluna gittiğine şahit oluruz.

..devamını oku »

Kategori: Tahliller | Yorum yaz »

BÜYÜK GÖZ (Mehmet Zaman Saçlıoğlu)

Tarih: 16.05.2008, Ekleyen: admin

Bu hikaye Mehmet Zaman Saçlıoğlu tarafından yazılmış olup klasik hikayeciliğin oldukça ilerisindedir.Hikaye kalasik olay hikayesi tertibindedir ama olayların gelişimi ve köklenmesi klasik tarzdan oldukça farklıdır. Hikaye çok kapalıdır ve hikayenin bazı anlaşılmayan kısımları okuyucunun yorumuna bırakılmıştır. Yani hikayede anlaşılmayan kısımlar okuyucunun yorumlarıyla doldurulmaya çalışılmıştır. Hikayeyi bir pazzle olarak düşünürsek tamamlanamayan kareler okuyucunun  yorumlarına bırakılmış, okuyucunun yorumuyla bir bütün haline getirilmeye çalışılmıştır.

 

      Hikaye nereden geldiği bilinmeyen bir kötü kahramanın insanlarla fotoğraf çekilmek istemesiyle başlar.Aslında kahraman hakkında iyi ya da kötü yorumu yazar tarafından da yapılmaz ama biz bunu elindeki silahtan ve insanlara ürkek bakışlarla bakmasından anlıyoruz. Hikaye daha sonra başladığı zamanın gerisine giderek asıl vaka anlatılmaya başlanır.Kahramanımız bir fotoğrafçının birçok insandan aldığı göz resimleriyle devasa canlı bir göz oluşturmayı başarmış ve bu göz insanları gözetlermiş gibi gözükmektedir. Kahramanımız bu gözün canlılığından etkilenir ve kendisini izliyormuş gibi gözükmesinden korkar da.Daha sonra kahramanımız fotoğrafçıya sorar benim gözümü de oraya koyar mısınız diye ama fotoğrafçı onu nazikçe reddeder. Yazar burada fotoğrafçının işinin ehli olduğunu belirtmek için insanların gözlerindeki hayat ışığının resimlerinde yansımasına değinmiştir. Daha sonra kahramanımız resim çektirmek ister.Ama siyah kıravat takmıştır.Burada fotoğrafçı devreye girer ve kırmızı kıravat takmasını tavsiye eder.Hikayede kahramanın siyah kravat takması önemlidir. Siyah karanlığın,çıkmazların,kötülüklerin rengidir. Kırmızı ise hayat verir,canlıdır.Fotoğrafçı kahramanın resim çekerken gülümsemesini istemiş fakat o ise gülümsemeyi:içten samimi gülümsemeyi yapamamıştır. Burada gülümsemeyle asıl anlatılmak istenen şey insanların hayatta mutlu olmaları ve gözlerindeki mutluluk ışıklarını korumalarıdır. Nitekim kahramanımız da bazı insanlar gibi gözündeki hayat ışığını kaybetmiştir. Kahraman daha sonra kendi gözünün de o resme konmasını ister ama fotoğrafçı bunun mümkün olamayacağını söyler. Çünkü o güzdeki bütün parçalar bir uyum içerisindedir ve bu uyumu onun gözü bozmaktadır. Burada yazarın bize anlatmak istediği şey aslında hayatta pek çok farklı bakış açılarının pek çok farklı anlayışların olduğudur. Lakin insanlar bu farklı bakış açılara ve değişik anlayışlarına rağmen hayatta mutlu olmayı başarmaktadırlar. Uyum içerisindedirler. Kahramanımız ise bir kaçaktır kötü insandır ve tıoplumun içerisinde,bu mozaiğin içerisinde yeri yoktur.

      Hikayenin gelişme noktasında büyük gözü kahraman satın almak,o göze sahip olmak ister. Çünkü o gözdeki canlılık kendi gözlerinde ve ruhunda yoktur. Burada insanların kendilerinde olmayan şeylere karşı daha bir tutkulu   olduklarına ulaşabiliriz. Fotoğrafçının bunun mümkün olamayacağını söylemesi üzerine kahramanımız o zaman kendisine de bir benzerini yapmasını istemiştir. Fotoğrafçı ise bunun kendi göz renginin zıttı olan iki  göz daha bulmasıyla mümkün olabileceğini söylemiştir.Burada zıt göz renklerini ortada tutacak bir gözle üç gözden bahsetmektedir yazar. Aslında anlatmaya çalıştığı şey toplumlarda birbirine zıt, uç tabakaların varolduğu ancak bunların ortada bir grubun varolmasıyla dengede tutulduğudur.

      Hikayenin ilerleyen bölümlerinde sadece bir göz bulmasının yeterli olacağına değinen fotoğrafçıya görmeyen bir insanı getiren kahramanımız aslında onun gözlerindeki hayat ışığını taşımamaktadır. O göremese de toplum içerisinde yadırganmamış,toplumla uyumlu bir şekilde yaşamaktadır. Ama kahramanımız ise toplumdan soyutlanmış,insanlardan korkan ,kaçan biridir.İkisinin gözünü bir araya getirir fotoğrafçı ama yine bir uyum göstermez kahramanımızın bakışları.En sonunda fotoğrafçı da kahramanı başından savmak için fotoğrafın netliğini bozarak iki gözünü üst üste yapıştırır ve ona bu hileyi yutturur.Ancak bu resimdeki iki gözün de kendisinin olduğunu anlayacak kabiliyet de yoktur kahramanımızda. Yazarın burada anlatmak istediği şey ise  kahramanımızın toplumdan dışlanmış göremeyen insanların bile içerisinde yeri olmadığıdır.

        Hikaye birkaç gün içinde gelişip bitmiştir.Ancak zamanda geriye dönüşler vardır. Hikaye olayın geçtiği anın sonrasıyla başlar ve geriye dönüşlerle anlatılır. Hikayede mekan ise Küçük bir kasabadır. Kahramanımız şehirden kaçarak kasabada birtakım kişilerden gizlenmektedir.

    Hikayede ana fikir ise toplumumuzda her ne kadar zıt kutuplar varsa toplum kendi iç huzurunu korumakta ve bu huzuru bozanları ise dışlamaktadır, diyebiliriz. Nitekim kahramanımız toplumu tarafından dışlanmış,toplumda kendine bir yer edinememişitir.

Kategori: Tahliller | Yorum yaz »