Kategoriler Zalimlerin zulmü varsa.. MAZLUMUN ALLAHI VARDIR
SİZ DE MAZLUMLARA RABBİMİZİN UZANAN BİR ELİ OLMAK İSTEMEZ MİSİNİZ???
Takvim
Ocak 2009
| Pts |
Sal |
Çar |
Per |
Cum |
Cts |
Paz |
| « Ara |
|
|
| | 1 | 2 | 3 | 4 |
| 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 |
| 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 |
| 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 |
| 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 |
|
MetaArşivBlogroll
|
Tarih: 27.11.2008, Ekleyen: admin
NEDİM’İN ŞİİRLERİNDE MİMARİ, EŞYA VE KIYAFET
Makalenin başında Nedim’in şiirlerinde mimari ve eşya aleminden alınma birtakım mazmunlar yaptığından bahsedilmiştir. Bu mazmunlar şairin Divân’ından seçilen bazı beyitlerle gösterilmiştir. Mehmet Kaplan Nedim’in bu mazmunları kullanmasının nedenini onun şehir şairi olmasına bağlıyor. Kaplan; “… bahsedilen şeylerin hepsi,şehir ile ilgili idi. Göçebe veya köy muhitini aksettiren eserlerde bu nevi benzetmelere rastlamak imkânsızdır.” diyor. Yazar, makalede Nedim’i örnek alarak Dinân şiirine giren mimari, eşya ve kıyafete ait unsurları göz önüne koymuş ve bu üç unsuru ayrı ayrı ele almıştır. ..devamını oku »
Kategori: Makale İncelemeleri | Yorum yaz »
Tarih: 27.11.2008, Ekleyen: admin
Yazar öncelikle Nedim’in şiirlerinde mekan, çevre, olay, tip gibi unsurları ayrıntılı bir şekilde incelediklerini ve bu temel elemanlar vasıtasıyla film sahnelerini andıran düzenlemelerle karşılaştıklarını belirtiyor. Yazar “Nedim’in şiirlerinde İstanbul Hayatından Sahneler” adlı makalesinde belirttiği bazı sahnelerin bir hikayeyi sezdirdiğini, fakat bunların bir hikaye bütünlüğüne sahip olmadığını belirterek bu makalesinde Nedim’in hikaye bütünlüğüne sahip eserlerinden örnekler veriyor. ..devamını oku »
Kategori: Makale İncelemeleri | Yorum yaz »
Tarih: 27.11.2008, Ekleyen: admin
NEDİM’İN ŞİİRLERİNDE İSTANBUL HAYATINDAN SAHNELER
Makalenin girişinde, 18. yüzyılın edebiyatında tükenişin başladığı fakat bu kötü dönemde Nedim ve Şeyh-Galib’in önemli eserler verdiği dile getirilmiştir. Sonraki paragrafta Nedim’in şiirlerinde geçen İstanbul hayatından sahnelere yer verilmeye başlamıştır. Nedim’in şiirlerinde ünlü mekanlara yani somut mekanlara yer verildiği üzerinde durulmuştur. Şiirlerinde geçen Sadâbâd, Hayrâbâd, Kasr-ı Cinân, Kasr-ı Neşat, Nev-peydâ adını taşıyan köprü, Kasr-ı Sürür adındaki başka bir köprüden vb. birçok ünlü mekan isimlerinin geçtiği beyitler örnek olarak gösterilmiştir. ..devamını oku »
Kategori: Makale İncelemeleri | Yorum yaz »
Tarih: 27.11.2008, Ekleyen: admin
Nedim 18. yüzyılın en ünlü şairlerinden biridir. Coşkun yaradılışlı bir insan olduğu kaynakların verdiği bilgilerden ve şiirlerinden anlaşılmaktadır. Nedim’in şiirinde zevk, neşe ve coşkunluk vardır. O, üzüntü, acı ve kederi şiirine sokmamıştır. Şiire yaşadığı devrin hayatını sokmuştur. Şiirlerinde bütün olayları, güzellikleri ve canlılığıyla o devir İstanbul’unun birçok özelliğini bulmak mümkündür. Bu bakımdan Nedim, İstanbul’u şiirinde yaşatan bir şairdir. En önemli eseri Divân’ıdır. Aşağıdaki makalelerde de Nedim’in Divân’ından seçilen örnek beyitlerle şiirlerindeki bu unsurlar incelenmiştir.
İSKENDER PALA
YOK BU ŞEHR İÇRE SENİN VASFETTİĞİN DİL-BER NEDİM ..devamını oku »
Kategori: Makale İncelemeleri | Yorum yaz »
Tarih: 01.06.2008, Ekleyen: admin
Ali YAMAN
Not: (Bu makale Nisan 2000’de Ankara’da düzenlenen 1. Uluslar arası Hacı Bektaş Veli Kongresine sunulan bildirinin ilk halidir)
Makalenin girişinde, 1990’lardan itibaren yaşanan gelişmelerin, Alevilik meselelerini yeniden gün ışığına çıkardığını anlatmaktadır. Osmanlı döneminden bu yana Alevilere önyargılı davranıldığını, bu nedenle Alevi- Sünni çatışmalarının ortaya çıktığını anlatmaktadır. Ayrıca bu çatışmaları önlemek için, devletin zirvesinde bulunanların pasif davrandığından bahsetmektedir.
Makalenin ilerleyen bölümlerinde, masa başında ayaküstü yazılar yazanların, hiçbir bilgisi olmadığı ve ideolojik gözlüklerle Aleviliği yanlış tanımlamasından kaynaklanan birçok sorundan bahsetmiştir. Kısacası, Alevilik terimini duyan her kimse kendine göre yorumladığı ve ağır ithamlarda bulunduğu için yanlış tanındığından bahsetmiştir. Bütün zorluklara, yasaklamalara rağmen, bilimi klavuz edinen araştırmacılar tarafından çalışmalar yapıldığını anlatmıştır.
Makalenin asıl konusu olan aktörleri şu başlıklar altında sıralamıştır:
1- Dergahlar 2- Cemevleri 3- Dernekler 4- Vakıflar 5- Araştırmacı- Yazarlar
6- Ticari Kuruluşlar 7- Dergiler 8- İşadamları 9- Medya Kuruluşları
10- Diyanet İşleri Başkanlığı 11- Hükümetler 12- Siyasal Kurumlar
13- Üniversiteler 14- Sünni Örgütler 15- Sanatçılar 16- Saz/ semah Kursları
17- Araştırma Kurumları 18- Türkiye’deki Şii/ Caferi Cemaati
Alevilerin tarihsel ve sosyal olaylar nedeniyle dar alanlarda hareket ettiği, ancak Cumhuriyet sonrası, köyden kente göçün getirdiği bir takım değişikliklerle, bir takım haklarına kavuştuklarını anlatıyor. 1990’lardan itibaren Dernekler, vakıflar artış göstermiş ve “Cem” lerini bu “vakıf” ve “dernek” adını verdikleri yerlerde gizli olarak yapmaya başladıklarını anlatıyor.
Makalede, Alevilik’in ortaya çıkışı, yaygınlaşması, hareket alanı yasakları, Alevilik üzerine dengeli- dengesiz yazılar yazıp konuşanları anlatmaktadır. Alevilik’te rol alan, Alevilik’in birçok yönünü ortaya koyan aktörleri ele almış ve bu aktörlerin üstlendikleri rollere kısaca değinmiştir.
Kategori: Makale İncelemeleri | Yorum yaz »
Tarih: 01.06.2008, Ekleyen: admin
Dr. Ali YAMAN (04.01.2002)
Dr. Ali Yaman bu makalesinde, Alevilerin yaşadığı sıkıntılar, Aleviliğin diğer inanışlar tarafından nasıl karşılandığı ve toplum içinde bulundukları konum değerlendirilmiştir. Makale tamamen incelendiğinde Alevilerin zaman içerisinde karşılaştıkları sorunlar ve yaşadığı buhranları göreceğiz.
Makalenin girişinde, Alevilerin yüzyıllardır, siyasal ve sosyo- ekonomik nedenlerle kendi içine kapalı bir cemaat halinde yaşadıkları inançları nedeniyle çeşitli iftiralara uğradığını anlatıyor. Yine makalenin ilerleyen bölümünde, bu topluluğun çok kalabalık olmasına rağmen iktidar ile ilişkilerinin zayıf olduğu ve karar alıcı mekanizmalarda yer alamadıklarını anlatmaktadır. Yaşanan kırsal bölgelerden göçün başlaması ile Aleviler de büyük kentlere ve yurt dışına göç etmeye başlamıştır. Böylece televizyon, radyo ve basında bu konular gündeme gelmeye başlamış ve birçok değişiklik olduğu anlatılıyor.
Dr. Ali Yaman, 1994’ten beri gözlemlediği ve mensubu olduğu toplumdaki değişikliklere makalesinde yer vermiş. Biz de bunlara kısaca değinelim: Ekonomik açıdan farklı birikim yollarına gitme, farklı inanış ve kültürlerle karşılaşma, eğitim düzeyinde yükselme, 1960’lardan itibaren, H. Bektaş Dernekleri şeklinde başlayan dernekleşme ve siyasete yönelik faaliyetlerde bulunma, kitap yayınlama, basın yayın organları kurma vs.
Ali Yaman makalesinde Cemevleri, Alevilik ve sol- sağ davalarına da değinmiştir. 1960’lı yıllardan 1980’li yıllara kadar süren uluslar arası ideolojik kutuplaşma, bunun Türkiye’ye de dolayısıyla Türkiye’de yaşayan Alevilere yansıdığını anlatmaktadır. Alevilerin genelde solcu olarak düşünülmeleri inanç sisteminde sahip oldukları marjinal kimlikle alakalı olduğunu anlatmaktadır. Alevi deyince solculukla özdeş tutulmasının hata ve ön yargı olduğunu dile getirmiştir.
Makalenin ilerleyen bölümlerinde, Cemevleri, dernekleşme faaliyetlerine değinmiştir. Köy derneklerinin yanı sıra belli türbe ve dergahların adına onarma yaptırma, koruma ve güzelleştirme dernekleri adı verilerek, ayrı ayrı derneklerin kurulduğu, bu farklı derneklerin neden birleşmediğini anlatmıştır. Kısacası, demek ki “Alevi dernekleri arasındaki yapay sorunlardan kaynaklanan farklı hareket olgusunun dinde bugün de devam ettiğini” söylemiştir. 1960- 80 arası dernekleşmenin 1990’dan itibaren yerini Cemevlerine bıraktığını, önceden olduğu gibi Alevilerin hareket alanının dar olmadığını anlatmaya çalışmıştır. Açılan Cemevlerinin çokluğundan bahsederek örneklerde vermiştir. Örneğin; İstanbul Göztepe’deki Şahkulu Sultan Dergahı ve İstanbul Kızılçeşme’deki Eryek Baba dergahı vb.
İşte Aleviler bu gibi yerleri inanç merkezleri olarak görmekte ve dinsel ibadetler, cenaze işleri, saz- semah kursları işte Aleviliğin önemli kültürel unsurlarının bu Cemevlerinde yapıldığını anlatmaktadır.
Cemevlerinin yasal açıdan pek net olmadığını, Cemevleri olarak bilinen bu yerlerin, dernek veya vakıf adı altında işlerini yürüttüğünü dile getirmektedir. Cami dışında Cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmediği, bu nedenle başka isimler altında açıldığını anlatmaya çalışmıştır. Devlet bünyesinde çalışanların bütün bunlardan haberdar oldukları fakat bir çözüm getirmeye çalışmadıklarını dile getirmiştir. Hatta yasak olmasına rağmen, devlet bünyesinde çalışanlardan bu evlerin açılışına gelenler olduğunu makalesinde göstermiştir. Cemevlerinin sadece ibadethane olmadığını ve yararlı kurslarında bu evlerde verildiğini söylemiştir.
Makalenin ilerleyen bölümlerinde, Cemevlerinden rahatsız olan ve bu evleri amaçları dahilinde kullanmak isteyenlerin, bu kurumları rencide edecek hareketlerde bulunduklarından bahsetmiştir. Bu kurum ve şahıslardan şöyle bahsetmiştir:
1- Siyasiler, 2- Çeşitli ideolojik örgütler, 3- Hemşehrilik grupları ve 4- Yazılı ve görsel medyadaki kimi çevreler olarak özetlenmiştir.
Makalenin son kısmında; Cemler Alevilerin kutsal ibadetleri ve Cemevlerinin bu ibadetlerin yapıldığı en kutsal mekan olduğunu, bunun engellenemeyeceği gibi yöneticilerin, devlet görevlililerinin herkese olduğu gibi Alevilere de inanç ve ibadet özgürlüğünün verilmesi gerektiğini dile getirmektedir. Ayrıca nitelikli, eğitimli insanların bu Cemevlerinde görev alması gerektiğini dile getirmiştir.
Dr. Ali Yaman’ın geniş kapsamlı kaleme aldığı bu makalesi, okuyanlar ve bu konuda bilgi edinmek isteyenler için önemli bir çalışmadır. Geniş kelime kadrosu ve Aleviliğin birçok yönüyle ele aldığı bu makale bazı yöneticilere ve idarecilere adeta sunum niteliğindedir. Bütün Alevileri ve Alevilerin sorunlarını göz önünde bulundurarak yazdığı bu makale, sade, akıcı, anlaşılır bir dille yazılmış olup, geniş bilgiler içermektedir.
Kategori: Makale İncelemeleri | Yorum yaz »
Tarih: 01.06.2008, Ekleyen: admin
İLHAN SELÇUK
İlhan Selçuk’un gu makalesi, Alevi- Bektaşi Felsefesini anlatan, bu inançların hiciv, fıkra, şiir, öykü, destan gibi halk edebiyatı ürünleriyle olan ilişkisini açıklamaya çalışmıştır. Makalenin girişinde; halk bilimin ortaya çıkışıyla mizah ilişkisi incelenmiştir. Baba Erenler ya da Bektaşi Babası Felsefesinin yalnız Bektaşi tarikatını ilgilendirmediğini, tüm Anadolu insanının benimsediği bir felsefe olduğunu anlatmaya çalışmıştır.
İlhan Selçuk, Bektaşi felsefesinin tüm Anadolu insanını ilgilendirdiği düşünerek, makalesinde fıkralara bir bölüm ayırmıştır. Buna birkaç örnek vermek gerekirse:
1- Softanın biri çevresini korkutuyormuş:
- Böyle günah işlemeye devam ederseniz, kıyamet kopacak, dünyanın altı üstüne gelece…
Bektaşi:
- Gelsin imanım, demiş, şu dünyanın haline bak, belki altı üstünden iyidir.
2- Camide hoca vaaz verirken “Cennet atı Burak’tan söz açmış”
- Başı mağrıptadır, kuyruğu maşrıktadır… Bektaşi dayanamamış:
- Ulan hoca, üstüne bindin, deh dedin, nereye gideceksin?…
“Yukarda örnek gösterdiğimiz fıkralar dünyanın bir başka yerinde rastlanamayacak bir mizah felsefesini sergilemektedir” diyerek, İlhan Selçuk bize Bektaşi felsefesini göstermeye çalışmıştır. Mizah, inanç ve aklı bütünleştirerek bize yansıtmaya çalışmıştır. Bu fıkralarda da olduğu gibi, Bektaşi felsefesine göre, inançtan mizah çıkmayacağını, çünkü inancın yaşanan olayları yerecek bir içerik taşımadığını bizlere anlatmaya çalışmıştır. Bu makalede İlhan Selçuk, Bektaşi felsefesinde “Kul ile Tanrı arasındaki ayrılığın kaldırıldığı bir birlik felsefesi” olduğunu anlatıyor. Öyle ki fıkralarda, şiirlerde Allah’a “Ulan” diye hitap edebiliyorlar ve bu tarz konuşmanın, hitabın insanın ancak yakınına, sevdiğine edebileceğini söylüyor. Aynı makalede adeta Allah’ı sorgularcasına sorular sorarak bir şiirine yer vermiştir:
Bakkal mısın terasiyi neylersin
İşin gücün yoktur gönül eylersin
Kulun günahını tartıp neylersin
Geçiver suçundan bundan sana ne
bu şiirde de gibi, söylemek istediklerini çok rahat söyleyebildiklerini görüyoruz. İlhan Selçuk’un bu makalesine göre Allah ile kul arasında ayrı gayrı yoktur, işte fıkralarda da üsluba egemen olan bu yakınlık olduğudur.
Kısacası bu makalede Alevi- Bektaşi felsefesine göre, çok uzun yıllardan beri süre gelen siyasal, sosyal hangi alanda olursa olsun aydınlanmada Anadolu, halk kesiminde doğal desteğini aldığını ve yandaşlarını Alevi- Bektaşi kesiminde bulduğunu anlatmaktadır.
İlhan Selçuk’un bu makalesi, açık, anlaşılır, sade bir üslupla yazılmıştır. Geniş kapsamlı olan bu makale, zengin kelime kadrosuna sahiptir.
Kategori: Makale İncelemeleri | Yorum yaz »
Tarih: 01.06.2008, Ekleyen: admin
Velyettin Ulusoy
Velyettin Ulusoy bu makalesinde; Alevi-Bektaşi anlayışını adeta kıyaslayarak bizlere sunmuştur. Makalenin girişinde Alevi ve Bektaşiliği tanımlamış ve Bektaşiliğin Aleviliğe göre hangi boyutta olduğunu anlatmaya çalışmıştır.
Ulusoy’a göre Bektaşilik: “Hacı Bektaş Veli’den sonra ortaya çıkmış, Aleviliğin zaman içinde yıpranmış ve o günkü sosyal yapıya uygun hale getirilmiş şekli”dir. Bu makalede H. Bektaş Veli, Aleviliği Anadolu kültürünün ve çoğa uygun olarak sentezlemiş ve hoşgörülü bir dini felsefe olan Bektaşiliği kurduğunu anlatıyor. Temelde inanç ve itikat boyutu aynı olan Alevi-Bektaşi anlayışında, İslam ülkelerindeki Şiilik anlayışındaki katılık olmadığı, temelinde sevgi ve hoşgörü olduğunu anlatıyor.
..devamını oku »
Kategori: Makale İncelemeleri | Yorum yaz »
Tarih: 01.06.2008, Ekleyen: admin
Dr. Ahmet TAŞĞIN
Makalenin girişinde modernleşme sürecinde önemli bir yere sahip olan dini gruplar ve bu gruplar hakkında yeterli araştırma yapılmadığını anlatmaktadır. Bu guruplar hakkında bilgi sahibi olmadığımız için, değişimlerden de bi- haber olduğumuzu anlatmaktadır.
Türkiye’de Sünniler’den sonra en büyük grubu teşkil eden Aleviler’in modernleşme süreci ile birlikte, kendilerine yeni bir kimlik ürettiklerinden bahsetmiştir. Cumhuriyet sonrasında kırsal kesimlerden kentlere göç ederek kendilerini her yönden geliştirip değiştirdiklerinden bahsetmiştir. Bu gelişmelerle birlikte Alevilik’in topluma mal olduğunu ve bu nedenle,her konuda tartışılıp konuşulması gerektiği için yazlı kültürden de faydalanmaya başladığını dile getirmiştir.
..devamını oku »
Kategori: Makale İncelemeleri | Yorum yaz »
Tarih: 01.06.2008, Ekleyen: admin
Dr. İsmail Kaygusuz
“Hacı Bektaş Veli’nin Türkistanlı Hace Ahmet Yesevi’den el aldığı doğru olmadığı gibi mümkün de değildir.” Geleneksel bilgiler, özellikle Vilayetname, Ahmet Yesevi’nin halifesi Lokman Perende’den el aldığını söyler. Hacı Bektaş Veli’nin Yesevi çevresinde, Lokman Perende aracılığıyla yetişmiş olması da onun Yeseviliği Anadolu’ya taşıyıp Bektaşiliğe dönüştürmüş olduğunu, ve de aynı çevrenin Türklük-Türkmenlik adına buraya gönderildiğini göstermez.
..devamını oku »
Kategori: Makale İncelemeleri | Yorum yaz »
|