Kategoriler

Zalimlerin zulmü varsa..

Takvim

Meta

Arşiv

Blogroll

H. İLHAN’IN “GÜN DOĞARKEN” ADLI TİYATRO ESERİNİN TAHLİLİ

Tarih: 06.05.2008, Ekleyen: admin

Gün Doğarken adlı tiyatro, Kurtuluş Savaşı yıllarında Türk milletinin içinde bulunduğu durumu anlatır. Azimli, kararlı, kahraman, yüce bir milletin giriştiği bağımsızlık mücadelesini dile getirir.
Oyun, Nişantaşı’nda panjurları kapalı bir evin loş bir odasında Sarı Yıldız ve Gültekin’in yaptığı konuşmalarla başlar. Bu konuşmalar, asıl gelişmelerin başlangıç noktasını teşkil eder.
Birinci perdede Sarı Yıldız, hüzünlü bir şekilde bağımsızlığı elinden alınmaya çalışılan Türk milletinin gönlünün yaralı olduğunu, vatanın ise bu durum karşısında karalar giyindiğini, denizlerin, karaların ölümle dolduğunu, vatanın bir an önce kurtarılması gerektiğini dile getirir ve konuşmasının ardından ağlar. Odada bulunan Gültekin de yaralı, yaslı olan yurdun kurtulacağını, büyük ordumuzun bu acıların öcünü alacağını, Türklüğün yükselen, küçülmeyen bir büyüklük olduğunu söyler ve Sarı Yıldız’dan ağlamamasını ister. Yazar, böylece oyunun ilerleyen bölümlerinde büyük bir zaferin kazanılacağına dair bir imada bulunur ve bunu bize Gültekin’in ağzından şu şekilde sunar:
“Yaralı, yaslıdır bu gün yurdumuz
Öcünü alacak büyük ordumuz.” (s. 6)
Oyunun devamında Gültekin, konuşmasına devam eder ve kurtuluş gününü bir an önce görmek isteyen Sarı Yıldız’a bunun artık gerçekleşeceğine dair müjde verir. Verdiği müjde ise Mustafa Kemal Atatürk’ün artık varlığını ve kahramanlığını ortaya koyarak, vatanın kurtuluşuna öncülük yaptığıdır. Kurtuluş müjdesini veren Gültekin, konuşmasında Atatürk’ün varlığından, vatan için giriştiği işlerden şu şekilde bahseder.
“Müjdeler Türklüğün güneşi doğmuş;
Yerleri, gökleri ışığa boşmuş

Vatanın işini almış eline
Savaş kılıcı takmış beline

Hakanlık istemez başında yok taç
Yiğitler yatağı hep ona muhtaç

Körlüğü kaldırır şimdi ortadan
Sorunuz siz onu anafartadan

O nasıl bir ateş, o nasıl bir kor,
Ey tarih sen onu yıldızlara sor.

Ne derin, ne keskin bakışları var.
Bir mavi yıldırım göklerden akar

Sözünde şimşekler çakar ansızın
Duyulur gürleyişi kükreyen hızın.” (s. 7)

..devamını oku »

Kategori: Piyes İncelemeleri, İnceleme ve Kitap Özetleri | Yorum yaz »

YENİ ERZİNCAN Piyesinin İncelemesi

Tarih: 06.05.2008, Ekleyen: admin

İki perdeden oluşan eserin ilk perdesi dört, ikinci perdesi ise üç meclisten meydana gelmiştir. Yazar oyununa giriş adını verdiği bir bölümle başlar. Bu bölümde sahnede asılı duran ve Erzincan, Tokat, Amasya, Sivas, Malatya… gibi şehirlerin daire içine alındığı Türk haritası dikkat çeker. Haritanın önünde ise ay-yıldızlı bayrağımıza sarılarak milletimizi temsil eden bir kadının ağladığı görülmekte ve arkadan müzikle beraber şarkı duyulmaktadır. Yazar oyunda bu şarkıya yer vermekle okuyucunun konu hakkında fikir edinmesini sağlar. Şarkı son bulunca tarihimizi temsil eden aksakallı bir ihtiyar sahneye yaklaşır. Ve girişten sonraki kısım prologa geçilir. Prologda ise tarih ve kadın nazım söyleme tarzında birbirlerine atıfta bulunurlar. Tarih, çeşitli benzetmelere başvurarak Erzincan depreminden ve getirdiği felaketlerden bahseder ve geçmişi galibiyetlerle dolu olan bir milletin fertlerine ağlamanın yakışmadığını dile getirir. Çünkü Türk insanı çok acı çekmiştir; ama tek yürek, tek bilek olarak bu acıları sarmasını da çok iyi bilmiştir. Coşkulu bir tavır sergileyen tarihe karşı kadın, umutsuzluk içerisindedir. Erzincan’ın yerle bir olması, çocukların anasız babasız kalması, canlı cansız ne varsa her şeyi ölümün süpürüp alması kadını Allah’a isyana kadar götürür. Duruma hemen müdahale eden tarih, adına Türk denen bu millete yılmanın hiç yakışmadığını, Türkün karanlıklar içinde bile yürünecek bir yol bulduğunu kadına hatırlatır. Tarih ve kadının yavaş yavaş sahneden çekilmesiyle perde açılır ve oyun başlar.
Birinci perdede dekor olarak karşımıza bir hastane koğuşu çıkar ve hastalarla ilgilenmekte olan bir doktor ile hemşire dikkat çeker. Doktor birkaç yaralının hatırını sorduktan sonra oyunun asıl kahramanı olan Yusuf’un yanına gider. Diğer yaralılar ve Yusuf Erzincan depreminde aldıkları yaralardan dolayı hastanede tatmaktadırlar. Üstelik Erzincan’ı sadece deprem değil yoğun kara sebebiyet veren şiddetli kış da vurmuştur. Yusuf’un sarılı kolunu muayene eden doktor her ne kadar onu teselli etmeye çalışsa da kahramanların tek kolla da yaşayabileceğini söyleyerek oyunun ilerleyen bölümlerinde Yusuf’un kolunun kesileceğine imada bulunur. Burada Yusuf’un deprem anında milletine yardım amacıyla birtakım girişimlerde bulunduğunu, milletin fertlerini kurtarmak uğruna fedakârlık gösterdiğini anlamaktayız. Yani yazar bu bölümde Yusuf’u bir kahraman olarak okuyucunun ya da izleyicinin karşısına çıkarmakta ve olayın ayrıntılarını ilerleyen bölümlere saklayarak okuyucuda heyecan duygusunu canlı tutmaya çalışmaktadır. Hastalarıyla sürekli ilgi içerisinde olan doktor, Yusuf’a gösterdiği fedakarlıktan dolayı mahkumiyetinin affı için teşebbüslerde bulunulduğunu söyler; fakat Yusuf, kanunun karşısında dilencilik yapamayacağını söyleyerek aynı zamanda onurlu kişiliğini de ortaya koyar. Bu olayla birlikte Yusuf’un bir mahkûm olduğunu da öğrenen izleyici mahkûmiyet sebebinin merakına bürünür. Durumun farkında olan yazar da izleticinin merakını, doktorun Yusuf’a on beş yıllık mahkûmiyet sebebini sormasıyla giderme yoluna gider. Böylece oyunda Yusuf’un hayat hikâyesini öğrenmek amacıyla geriye dönüş yapılır.

..devamını oku »

Kategori: Piyes İncelemeleri, İnceleme ve Kitap Özetleri | Yorum yaz »

Aka GÜNDÜZ’ün Mavi Yıldırım Piyesinin İncelenmesi

Tarih: 06.05.2008, Ekleyen: admin

Eser, perdenin açılmasından önce ayrıca tasarlanan bir “başlangıç” bölümüyle başlar. İzleyiciyi tiyatronun konusuna ve ortamına hazırlamak için fonda bir Türk bayrağı, fonun önünde etrafı izleyen bir akset bulunmaktadır. Genç asker, ağır ve ciddi bir şekilde söze başlar, Türk tarihinden yola çıkarak Türklüğün yüceliğini vurgular. Bu konuşmadan hareketle de, Türk milletinin nasıl yüce bir millet olduğunu gelecek nesillerin de bilmesi gerektiğini söyleyerek, eserin yazılış amacını bize vermiş olur.
Mavi Yıldırım, Türk milletinin başına gelen bütün felaketlere rağmen, nasıl birlik olduğunun, milli bilinci yüksek olan bir toplumun top ve tüfeği nasıl yendiğinin kısacası bağımsızlığına düşkün milli ruhumuzun direnişinin ve zaferinin hikayesidir. Eserde “Mavi Yıldırım” adı altında teşkilatlanan Türk milletinin, Sevr Antlaşması’nın imzalandığı bir dönemde, düşmanı yurttan kovmak ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmak için giriştiği mücadele anlatılmaktadır. Bu mücadelede öne çıkan karakterler; Türköz, Yalçın, Tuncer ve Ayşe’dir; ancak eserde u karakterin tam zıttı, işbirlikçi, hain, vatan ve millet sevgisinden yoksun, bencil bir tip olan Ayşe’nin abisi Firuz da el alınmıştır.
Oyun, bu ana kural üzerine gelişir. Eser, Firuz ve Mavi Yıldırım üyelerinin fikir çatışmalarıyla gelişmeye başlar. Firuz; Türköz’ün çocukluk arkadaşı olan Ayşe’nin abisidir ve Damat Paşa kabinesi ile düşman siyasi bürosunun irtibat şefi olan, milli mücadeleye düşman bir tiptir. Ayşe ise abisinin aksine milli mücadeleye yürekten destek veren, bu yolda korku tanımayan bir karakterdir. Yalçın, esaretten kurtularak ordudan terhis edilen bir ihtiyat zabitidir. Türköz, Yalçın’ın beş senlik nişanlısı, yeni öğretmen olmuş babasını Çanakkale2de savaşta yitirmiş bir Türk kızıdır. Tuncer de yeni doktor olmuş, savaşta askerlerimize yardım etmek için sabırsızlanan bir karakterdir. Eserde Firuz, tam tersi bir karakter olan Türköz’den hoşlanmakta ve bunu Türköz’e açıkça ifade etmektedir. Türköz’ün bu karakterdeki bir insandan nefret edeceği ve bu karakterlerin çatışması şu sözlerle bize verilir:
Türköz: -Şu düşman istilası hakkında bir fikriniz yok mu?

..devamını oku »

Kategori: Piyes İncelemeleri, İnceleme ve Kitap Özetleri | Yorum yaz »