Tarih: 13.07.2010, Ekleyen: admin

Çıtıpıtı bir örnek,KOLAY GELSİN
Etiketler: iğne oyası,iğne oyası çeşitleri,iğne oyası modeli,iğne oyası örneği,iğne oyası teknikleri,sık iğne oyası
Kategori: GENEL BİLGİLER | Yorum yaz »
Tarih: 07.07.2010, Ekleyen: admin
DUYULAR
Çevremizde olup bitenleri duyularımızla algılar, nesneleri duyularımızla ayırt ederiz. İnsanda ve hayvanların çoğunda görme, işitme, koku, tat ve dokunma gibi beş temel duyu vardır. Bu duyularla edinilen bilgiler(duyumlar) somut biçimde algılandığı için, gördüğümüzün, işittiğimizin, dokunduğumuzun, koku ve tat aldığımızın her an bilincindeyizdir. Oysa dış dünyadaki ve vücudumuzdaki değişikler üstüne bilgi edinmemizi sağlayan hareket, basınç, denge, ısı ve ağrı duyuları, bu değişikler bizi rahatsız edecek kadar belirgin olmadığı sürece ön plana çıkmaz. Bu maddede bize çok tanıdık olmayan bu duyular ile koku, tat ve dokunma duyuları ele alınacaktır. Görme ve işitme duyuları ise, bu işlevleri üstlenmiş temel duyu organları olan GÖZ ve KULAK anlatılmıştır.
Koku Duyusu :
Öbür işlevlerinin yanı sıra, burnun temel görevlerinden biri de kokuları ayırt etmektir. Koku alıcıları denen özel sinir hücreleri burnun içinde, organın tam tepesine ve gerisine rastlayan bölümde bir katman oluşturacak biçimde yerleşmiştir. Burada, yaklaşık bir posta pulu büyüklüğünde yer kaplayan 5 milyon kadar koku hücresi bulunur. Bazı nesnelerin, sözgelimi bir gülün yada yanan bir kömür parçasının kokulu olması havaya küçük parçacıklar yaymasından ileri gelir. Normal olarak soluk alırken, burun deliklerimizden giren havanın çoğu doğrudan boğazımıza gittiği için çok az koku alırız yada hiç almayız. Oysa burnumuzu kokulu bir cisme yaklaştırıp havayı iyice içimize çektiğimizde, burnun içindeki dokular açılıp genişleyerek duyu hücrelerinin bulunduğu üst bölüme daha çok hava gitmesini sağlar.
Etiketler: Ağrı,Bedenimiz,Denge,Dokunma Duyusu,Duyularımız,Görme,Isı,İşitme Duyumuz,Koku,Koku Alma,Organlarımız,Sağlık,Tat Alma
Kategori: Duyu Organlarımız, GENEL BİLGİLER | Yorum yaz »
Tarih: 07.07.2010, Ekleyen: admin
Beyin, omurgalılarda, kafatası boşluğunun içinde yer alan ve merkez sinir sisteminin ön bölümünü oluşturan, yoğunlaşmış sinir do¬kusu. Duyular aracılığıyla alınan verilen birleştirip bütünleyerek, bu uyarılara yanıt niteliğindeki hareketleri yöneten, bu neden¬le temel içgüdüsel etkinliklerde çok önemli bir rol oynayan beyin, üstün yapılı omurga¬lılarda aynı zamanda öğrenme merkezidir. Omurgasızların beyni, bir dizi sinir kordo¬nunun ön ucunda kümelenmiş sinir hücrele¬rinden, omurgalıların beyni ise omurili¬ğin ön bölümünün iyice genişlemesinden oluşur. Gelişmemiş omurgalıların beyni, böyle bir genişleme göstermediğinden, daha çok bir boruyu andırır; bu hayvanların beyni ile daha üstün yapılı omurgalı embri¬yonlarının erken gelişme evrelerindeki beyni arasında oldukça büyük bir benzerlik göze çarpar.
Gelişmemiş omurgalıların bey¬ninde üç bölge ayırt edilir: Arka beyin ya da art beyin (rombensefal), orta beyin (m~zen¬sefal) ve ön beyin (prozensefal). Üstün yapılı omurgalılarda, embriyonun gelişmesi sırasında beyin önemli değişiklikler geçirir¬se de, bu üç bölge arasındaki ayrım sonuna değin korunur. Ancak, embriyonun geliş¬mesi sırasında orta beyin~olduğu gibi kalır¬ken ön beyin ve arka beyin ikişer alt bölüme ayrıldığından, beyinde beş bölgeli bir yapı ortaya çıkar: Arka beyin, beyinciği oluştu¬ran metensefal ile soğaniliği (soğancık ya da omurilik soğanı) oluşturan miyelensefal bölgelerine ,ayrılır; ön beyinden ise, beyın yarımkürelerini oluşturan telensefal (büyük beyin) ile talamus ve hipotalamusu oluştu¬ran diensefal bölgeleri doğar. Beyni, beyin yarımküreleri(*) ve beyin sapı(~) olmak üzere iki büyük bölüm halinde incelemek anatomi açısından büyük kolaylık sağlar. Bu incelemede, diensefal (talamus ve hipo¬talamus), mezensefal (orta beyin), meten¬sefal (Varol köprüsü ve beyincik) ve miye¬lensefal (soğanilik) bölgeleri beyin sapı içinde sayılır. Beyin sapı içindeki oluşumla¬rın en önemlileninden biri olan ve embri¬yondaki arka beyin bölgesinden türeyen beyincik, dengenin ve kas hareketlerin¬deki eşgüdümün sağlanmasından sorumlu¬dur. Soğanilik ise, omurilikten gelen sinyalleri beynin daha yukarıdaki bölgeleri¬ne iletir; ayrıca kalp atışı ve solunum gibi otonom sinir sistemi işlevlerini yönetir.
Üst bölümü, embriyonun ilk evrelerindeki ve gelişmemiş omurgalılardaki görme çıkın¬tısından türemiş olan orta beyin, balıklarda ve amfibyumlarda duyulardan gelen verilen birleştirme merkezidir. Kuşlarda bu işlevi orta beyin ve ön beyin birlikte üstlenir. Memelilerde ise orta beyin iyice küçülmüş¬tür ve daha çok ön beyin ile arka beyin arasındaki bağlantıyı sağlar
Diensefal bölgesinden doğan talamus, soğanilik ile beyin yarımküreleri arasında, demiryollarındaki makas ya da röle istasyonlarının işlevini üstlenir. Hipotalamus(*) ise, cinsel güdüleni, hoşlanma, ağrı, acıkma ve susama duyumlarını, kan basıncını, vücut sıcaklığını ve iç organlara ilişkin öbür işlevleri denetleyen önemli bir merkezdir. Ayrıca hormon salgısının düzenlenmesinde de önemli görevler üstlenir; hipofiz bezinin ön bölümünün salgısını uyaran hormonları ve bu bezin arka bölümünde depolanıp salgılanan oksitosin ve antidiüretik hormon¬ları üretir.
Soyoluş ve embriyonoluş evrimleri sırasın¬da koku çıkıntısının bir parçası olarak gelişen telensefal, insan beyninde çpk daha karmaşık işlevlerden sorumludur. İnsanda ve öbür gelişmiş omurgalılarda bu bölüm, kıvrımlı bir bozmadde kütlesi oluşturacak biçimde büyüyerek, beynin geri kalan bölü¬mü üstüne yerleşmiştir. Beyin kıvrımlarının azlığı ya da çokluğu, bir ölçüde canlının vücut büyüklüğüne bağlıdır. Karınca yiyen ve marmoset gibi küçük yapılı memelilerin beyinleri genellikle düz denecek kadar az kıvrımlı, balina, fil ve yunus gibi büyük memelilerin beyinleri ise çok kıvrımlıdır.
Bu büyük memelilerden bazılarında, örne¬ğin balina ve yunusta beyin kabuğundaki bozmaddenin çok ince olmasına karşılık, insanda ve insansı maymunlarda bozmadde genellikle daha kalın ve çok daha farklılaş¬mıştır.
Beyin yarımküreleri, önden arkaya doğru uzanan derin bir yarıkla birbirinden ayrıl¬mıştır. Bu yarığın tabanında, iki yarımküre arasındaki iletişim bağlantısını sağlayan ve katı madde, nasırsı madde, beyin direği gibi adlarla anılan kalın bir sinir lifi demeti (corpus callosunı) bulunur. Sinir lifleri so¬ğanilikte ya da ender olarak. Omurilikte çaprazlanarak yön değiştirdikleri için, bey¬nin sol yarımküresi vücudun sağ yanını, sağ yarımküresi ise sol yanını denetler. Her ne kadar sağ ve sol yarımküre birçok bakım¬dan birbirinin ayna görüntüsü biçimindeyse de, aralarında önemli işlevsel farklılıklar vardır. Örneğin birçok kişide konuşmayı denetleyen bölgeler sol yarımkürede, mekan algısını denetleyen bölgeler ise sağ yarımkürede bulunur.
Orta oluk (Rolando yarığı) ve yanal oluk (Sylvius yanığı) denen iki derin yarık, beyin yarımkürelerinden her birini alın yan kafa,şakak ve art kafa lopları olarak bilinen dört parçaya böler. Orta oluk, beyin kabuğu¬nunhareket sinirlerinin uçlarını alan bölgesi (yarığın önündeki bölge) ile duyu sinirlerinin uçlarını alan bölgesini de (yarı¬ğın arkasındaki bölge) birbirinden ayırır (bak. beyin olukları
İnsan beyninin ağırlığı, yaşa, boya, vücut ağırlığına, cinsiyete ve ırka bağlı olarak değişir. Beyin, erkeklerde ortalama ağırlığı olan 1.400 gr’a 20 yaş dolaylarında, kadınlarda ise ortalama ağırlığı olan 1.260 gr’a biraz daha erken yaşta ulaşır. Bu yaştan sonra her iki cinste de beynin ortalama ağırlığı her yıl bir gram kadar eksilerek, 75 yaşlarında, olgunluk döneminde eriştiği tepe değerinin onda biri kadar azalır. 20-70 yaşları arasın¬da, insan beyninde her gün yaklaşık 50 bin sinir hücresinin (nöron) görev yapamaz duruma geldiği ya da yok olduğu tahmin edilmektedir.
Beyin kabuğu, beyin korteksi olarak da bilinir, beyin yarımkürelerinin, sinir sistemi¬nin bozmaddesinden oluşan ve istemli hare¬ketlerin denetlenmesinden, duyuların bir¬leştirilip yönlendirilmesinden, yüksek dü¬zeydeki zihinsel ve duygusal işlevlerin dü¬zenlenmesinden sorumlu olan en dış katmanı.
Beyin kabuğunu oluşturan hücreler, kesin sınırlarla birbirinden ayrılmamış altı kat-manda toplanır:
1)Moleküllü katman,
2) tanecikli dış katman,
3) piramidimsi dış katman,
4) tanecikli iç katman,
5) pirami¬dimsi iç katman,
6) iğsi hücreler katmanı.
Her iki yarımküreyi örten beyin kabuğu, getirici sinir liflerinin dağılımına ya da daha derindeki sinir merkezleriyle bağlantılı olan götürücü liflerin kökenine göre de birkaç bölüme ayrılır. Bu ayrıma göre, kabuğun en önemli işlevsel bölümleri birincil hareket alanı, birincil duyul alanı, birincil görme alanı, birincil işitme alanı ve birleştirme alanlarıdır.
-Birincil hareket alanı beynin ön bölümün¬de (alın lobu), orta oluğun ön duvarında bulunur. Vücudun karşı yanındaki iskelet kasları buradan yönetilir.
-Birincil duyu alanı beynin yan kafa bölümünde yer alır ve deriden, kaslardan, eklemlerden, kas kiriş¬lerinden gelen duyular talamus aracılığıyla bu alana ulaşır. Burada da, hareket alanın¬daki gibi, vücudun çeşitli bölgelerine karşı¬lık düşen özel bölgeler vardır. Duyu alanı¬nın yıkımı, duyuların algılanmasını azaltır ama tümüyle yok etmez; çünkü, ağrı gibi bazı önemli duyumlar talamusta bilinç dü¬zeyine ulaşır.
-Birincil görme alanı, beyin kabuğunun art kafa bölümündeki mahmu¬zumsu yarıkta bulunur; bu alanın yıkımı görme bozukluklarına, hatta yitimine yol açar.
-Birincil işitme alanı şakak bölümünde, yanal beyin yarığının tabanında bulunur ve yıkımı orta derecede sağırlıkla sonuçlanır.
-Çeşitli hareket ve duyu alanlarıyla bağlan¬tılı olan birleştirme alanları, üstün yapılı omurgalılarda beyin kabuğunun çok büyük bir bölümünü’ kap¬lar. Birincil duyu alanlarının yakınındaki birleştirme alanlarının görevi, duyulardan gelen uyarıları görüntülemek ve anlamlan¬dırmaktır. Alınan uyarılar önceden yaşanmış deneyleri ve anılan çağrıştırdığında, uyarılan veren nesne ya da olgu tanınır. Karmaşık istemli hareketlerin yapılabilmesi için, önce hareket planının tasarlanması, sonra bu planın birleştirici sinir lifleriyle hareket alanlarına aktarılması gerekir. Ko¬nuşma işlevinde de karmaşık hareket ve duyu birleştirme mekanizmaları söz konusudur.
Beyin olukları, beyin yarıkları olarak da bilinir, beyin yarımkürelerinin dış yüzeyin¬de, beyin lopları denen çeşitli anatomik bölgeleri birbirinden ayıran derin yarıklardır. Bu oluklar, insan beyninin en işlevsel bölümü olan beyin kabuğunun alanını artı¬racak biçimde, beyin yüzeyinin katlanıp kıvrımlaşmasından ileri gelir. Beyin oluklarının en belirginleri şunlardır: Alın ve şakak lopları arasındaki yanal oluk ya da Sylvius yarığı; alın ve yan kafa loplan arasında, birincil hareket ve duyu alanlarını birbirin¬den ayıran orta oluk ya da kolando yarığı; beyin kabuğunun görme alanını barındıran art kafa lobundaki mahmuzumsu yarık; yan-kafa ve artkafa loplarını ayıran yan kafa ¬art kafa oluğu; beyin yarımkürelerini beyin¬cikten ayıran enine oluk ve yalnızca nasırsı (katı) madde aracılığıyla aralarında bağlantı kalacak biçimde, iki yarımküreyi hemen hemen bütünüyle ayıran boylamasına oluk.
Beyin-omurilik sıvısı, beyin karıncıklarını ve omurilik iç kanalını dolduran, ayrıca bu oluşumların çevresini sararak sürtünmeleri engelleyen ve darbelerden koruyan duru, renksiz sıvı.
Beyin omurilik sıvısı daha çok beyin karın¬cıklarında oluşur, beyin sapındaki kanaldan aşağıya doğru akar ve çevredeki doku boşlukları tarafından emilerek merkez sinir sisteminden ayrılır. Normal bir yetişkinin vücudunda 100-150 mI kadar beyin-omurilik sıvısı vardır.
Beyin omurilik sıvısı daha çok mekanik işlevler üstlenir: Beynin ağırlığını taşır; beyin ve omuriliği çevreleyen zarlar ile kafatası kemiklerinin iç yüzeyini döşeyen zarlar arasındaki sürtünmeleri azaltmak için yüzeylere kayganlık kazandırır; başa sert bir cisim çarptığında, darbenin etkisini dağı¬tan bir tampon işlevi görür. Ayrıca, sinir sistemi içinde çeşitli maddele¬rin taşınması, örneğin metabolizma artıkla¬rının, antikorların, hastalık ürünü olan çe¬şitli maddelerin beyin ve omurilikten kan dolaşımına aktarılması, bazı ilaçların sinir sistemi dokularına ulaştırılması da beyin omurilik sıvısı aracılığıyla olur.
Beyin sapı, tümbeynın (ensefal), beyin yarımkürelerinin altında kalan ve orta bey¬ni, Varol köprüsünü ve soğaniliği içeren bölümü. Anatomi incelemelerinde’ çoğu kez, talamus ve hipotalamusu içeren ara beyin ile gene art kafa çukurunda, beyin sapıyla aynı kesimde bulunan beyincik de bu bölümden sayılır. Ara beyin (diensefal) ve orta beyin (mezensefal) bölgesine üst beyin sapı, Varol köprüsü ile soğaniliğe alt beyin sapı denir. Beyin sapının ayrı bir birim olarak kabul edilmesinin temel nede¬ni, refleks hareketlerin, duyu ve hareket iletisinin denetlenmesinde, vücudun iç orta¬mının düzenlenmesinde ve sinir sisteminin geri kalan bölümünün eşgüdümünde çok özel işlevler üstlenmiş olmasıdır. Beyin yarımküreleri ile omurilik arasında yer alan ve beynin bu farklılaşmış bölgeleriyle bağ¬lantısı olan beyin sapı, bu yapılardan her ikisiyle de bazı benzerlikler gösterir. Beyin sapı, giren sinirler aracılığıyla duyusal izle¬nimlerin alınıp biriktirilmesinden sorumlu olduğu gibi, deri ve kaslara giden hareket sinirlerinin, ayrıca göz, kulak, burun gibi duyu organlarına giden kafatası sinirlerinin büyük bölümü de beyin sapından çıkar.
Beyin yarımküreleri, kafatasının üst kesi¬minde beynin en geniş bölümünü oluşturan, boylamasına derin bir yarıkla iki parçaya ayrılmış, çok kıvrımlı sinir dokusu kütleleri. Sağ ve sol yarımküreler arasındaki tek bağlantı, altta, yarığın tabanında uzanan ve nasırsı ya da katı madde (corpus callosum) denen geniş bir sinir demetidir. Yarımküre¬lerin en dış katmanı olan beyin kabuğu ya da korteksi, daha çok sinir hücrelerini ve destek hücreleri içeren bozmaddeden, iç katmanları ise sinir hücrelerinin uzantıları olan aksonları ya da sinir liflerini içeren akmaddeden ve bazal gangliyonlardan ya¬pılmıştır.
En üst düzeyde zihinsel ve duygusal işlev¬lerden sorumlu olan beyin yarımkürelerinin en ilginç özelliklerinden biri, her yarımkü¬renin, beyin kabuğunca yönetilen bu işlev¬leri, öbür yarımkürenin etkisini bastırarak denetim altına alma eğilimidir.
Bu baskınlık özellikle konuşma alanında kendini belli eder; sağ elini kullanan kişiler¬de konuşma etkinliği sol yarımkürenin de¬netimi altındadır.
Baskın ve baskın olmayan terimleri aslında biraz yanıltıcıdır; bir anlamda, insanların iki beyinli olduğu söylenebilir: Baskın denen yarımküre sözlü anlatımda ön plana çıkar¬ken, öbür yarımküre de yüzlerin anımsan¬ması gibi karmaşık algılama olaylarında baskınlığını gösterir.
Beyin zarları, BEYİN OMURİLİK ( ZARLARI. ME¬NENJ ya da MENINKS olarak da bilinir, beyni ve omuriliği saran üç zarsı kılıf: İnce zar (pia mater), örümceksi zar (arachııoidea ya da araknoit) ve sert zar (dura mater). Beyin karıncıklarını ve örümceksi zar ile ince zar arasındaki boşluğu beyin-omurilik sıvısı doldurur. Beyin zarlarının ve beyin-omuri¬lik sıvısının temel işlevi merkez sinir siste¬mini korunaktır.
İnce zar. İnce zar, doğrudan doğruya beyin ve omurilik yüzeyine değen ve bu yapılara sıkıca yapışmış, olan iç örtüdür. Lifli doku¬dan yapılmış, çok ince bir zar olan bu örtünün dış yüzeyi, sıvıları geçirmediği sanı¬lan yassı ve çokgen hücrelerden oluşmuş bir katmanla kaplıdır. Beyne ve omuriliğe gi¬den kan damarları ince zarı delerek geçer. İnce zar bu damarlarla birlikte beynin derin¬liklerine doğru ilerler ve kan damarlarıyla arasında küçük bir boşluk bırakarak. sinir dokusuna sıkıca yapışır.
Örümceksi zar. İnce zarın üstünde yer alan bu ikinci zar ile ince zar arasında, örümceksi zar altı aralık denen bir boşluk bulunur. Son derece ince, saydam ve kolayca örsele¬nebilen bir doku olan örümceksi zar da lifli dokudan yapılmıştır ve ince zar gibi, büyük olasılıkla sıvıları geçirmeyen yassı ve çok-gen hücrelerden oluşmuş bir katmanla kaplıdır. Yalnız, örümceksi zar, ince zardan farklı olarak, beyin yüzeyindeki bütün girin¬ti ve çıkıntıları izlemez; bu özelliğiyle, sinir sisteminin yüzeyi ile duvarları arasında bazen dar, bazen geniş boşluklar bulunan bol bir torba gibi düşünülebilir.
Sert zar. Üç beyin zarının en dışta buluna¬nı, kalın, sağlam ve yoğun lifli dokudan oluşan sert zardır. Bu zarın iç yüzeyi, ince zarın ve örümceksi zarın yüzeyindekilere benzeyen yassı, çokgen hücrelerle kaplıdır. Öbür iki zardan çok daha karmaşık bir düzeni olan sert zar, basit bir tanımla, örümceksi zarı saran ve çok çeşitli işlevleri yüklenebilecek biçimde değişikliğe uğramış olan bir kesedir.
Sert zarın kafatası içinde kalan bölümü, beyin dokularından aldığı kanı kalbe taşı¬yan büyük toplardamar kanallarını (sinüsle¬ri) çevreler ve destekler. Ayrıca, ara bölme denen çok sayıda çıkıntıyla beyne de destek olur.
Etiketler: Beyin Fonksiyonları,Hücreler,Omurga,Omurga Kemikleri,Sağlık,Sinir Sistemi
Kategori: Beyin Sistemi, GENEL BİLGİLER | Yorum yaz »
Tarih: 06.07.2010, Ekleyen: admin
İLK YARDIM
DAVRANIŞ İLKELERİ(İDİ)
Her ilk yardımdurumunda uygulanması
gereken hareket tarzıdır.İlk yardım kahramanlık
değildir,teknik ve beceri işidir.Olaydan
dugusal olarak uzaklaşmalı ve soğuk kanlı
olmalıyız.
4 ADIM(4T)
1)SAHNEYİ TARAMA:Önce olayın biraz
uzağında olup,olayı gözlemlemeliyiz.
a.Tehlike:Kurtarıcı tehlikeyi gözlemler.
(kendi sağlığı için)
b.Öykü:Sahnedeki olay nasıl gelişti?
c.Sayı:Kaç kişinin ilkyardıma ihtiyacı var?
—–
2)ACİL TARAMA:Temel amacı,kişinin
vital(yaşamsal)fonksiyonlarının(solunum)
sürdürülmesidir.
solunum yolları/nefes/dolaşım
—–
3)TELEFON(HABERLEŞME)
—–
4)GENEL TARAMA:Kişiyi kurtardıktan
ve işimizi bitirdikten sonra,kişiyi son bir kez
gözlemlemeliyiz. ..devamını oku »
Etiketler: Acil Servis Doktorları,Acil Tarama,Acil Yardım,Emergency,İlk Yardım,Sağlık,Solunum,Suni Teneffüs
Kategori: GENEL BİLGİLER | Yorum yaz »
Tarih: 10.05.2010, Ekleyen: admin
Türk Siyasi hayatının son yıllarında CHP Lideri olarak bazen iktidar ortağı olarak genellikle de Anamuhalefet lideri olarak görev yapan sayın Deniz Baykal bugün yani 10. 05. 2010 tarihi itibari ile istifa etmiştir. Haber bültenlerinde izlediğimiz istifa haberleri ve yapılan basın açıklamasında yer alan görüntüleri görüp te hayrete düşmemek elde değil. Bir anamuhalefet lideri düşününki son 4 seçimin herbirinde iktidar olmak parolasıyla yola çıkmış, ancak her defasında partisini hüsrana uğratmış bir genel başkan. Bunun yanısırsa gerek Türkiyedeki, gerekse dünyadaki gerçek sosyal demokratlar tarafından sürekli uyarılan ve sosyal demokratlığın yakınından dahi geçmeyen tutumuyla Avrupa Birliği Uyum sürecinde Türkiyede sağlanmaya çalışılan özgürlük ve katılımcı demokrasi gelişimine her fırsatta çelme takmaya çalışan bir siyasi lider. Ucuz siyaset oyunlarıyla çamur at izi kalsın politikası güden kurmaylarına hiçbir müdahalede bulunmayan ve çirkin ithamları aslını araştırmadan yalnızca rakibini yıpratma düşüncesiyle hareket eden bir Anamuhalefet lideri yayınlanan bir görüntüyle istifa ediyorsa kimse kusura bakmasın arkasından ancak bir zamanlar bu ülkede Başörtülü kızları üniversitelerde sorgu odalarına oturtup nazi usulü baskı altına almaya çalışan rektör yardımcıları ağlar. Giydiği çarşaf yüzünden kendi partililerince tartaklanan 70 yaşındaki kadınlara yapılan hareketleri savunan zihniyetler ağlar. Gerçek anlamda sosyal demokrat olan hiçbir kimsenin Sayın Baykalın istifasına ağlayacağını düşünmüyorum. Tam aksine bu gelişmelerin Türkiyedeki gerçek sosyal demokrat olan ve beyinleri kilitlenmemiş, etrafına at gözlükleriyle bakmayan gerçek özgürlükçü ve gerek demokratik açılıma gerekse ülkenin ekonomik gelişimine katkıda bulunma zihniyetiyle muhalefet görevini yerine getirecek yeni bir oluşum için bir fırsat doğmuş olur ümidini taşıyorum. Geriye doğru baktığım zaman maalesef üzüntüyle görüyorum ki ülkenin gelişimi ve kalkınması için hükümetin almış olduğu birçok kararı ancak Anayasa mahkemesine taşıyarak engellem hareketi içinde olan Deniz Baykallı CHP her seçimde kendi tabanının ve Sosyal demokrat fikre saahip olan seçmeninin vermiş olduğu tüm uyarılara rağmen antidemokrat tavrından hiç taviz vermemiş, son Anayasa değişiklik paketinde dahi darbecilerin yagılanabilmesinin yolunu açacak yasaları dahi yine Anayasa mahkemesine götürmekle hükümeti adeta tehdit etmiştir. Umarım bu son gelişmeler Türk Siyasi Hayatına olumsuzluk olarak değil daha aydınlık günlere ilerleyebilmek için yol açılımına sebep olur.
Etiketler: Baykal,chp,Cumhuriyet Halk Partisi,Deniz,Deniz Baykal,Deniz Baykal CHP,Deniz Baykal İstifa,Deniz Baykal Sakandal Görüntüler,Deniz Baykal Video,Deniz Baykal Video İzle,Deniz Baykalın İstifası,Kemal Alemdaroğlu
Kategori: Deniz Baykal, GENEL BİLGİLER | Yorum yaz »
Tarih: 23.04.2010, Ekleyen: admin
GÜNEŞ SİSTEMİ
Güneş sistemi merkezde bir yıldız(Güneş) ile etrafında dönen gökcisimlerinden oluşur.Bu gökcisimleri, dokuz gezegen ve onların bilinen 61 uydusu ileasteroidler,kuyruklu yıldızlar ve meteoroidlerdir.Güneş sisteminde ayrıca gezegenler arası gaz ve toz da vardır. Plüton dışında gezegenler iki gruba ayrılır:Güneş’e yakın ve kayalık olan gezegenler(Merkür, Venüs,Dünya ve Mars)ve daha dışındaki gaz devleri(Jüpiter ,Satürn, Uranüs ve Neptün). Plüton iki gruba da girmez; çok küçüktür, yoğundur,buzla kaplıdır.Neptün ‘ün yörüngesini keserek ondan daha yakın konuma geçtiği kısa zaman dışında, en uzaktaki gezegen odur. Kayalık gezegenlerle gaz devlerinin arasında Güneş’in etrafıda dönen binlerce kaya parçasının oluşturduğu asteroit kuşağı yer alır.Güneş sistemindeki cisimlerin çoğu, Güneş’in ekvator düzleminde eliptik yörüngelerde döner. Tüm gezegenler Güneş’in etrafında aynı yönde döner.Venüs ,Uranüs ile Plüton dışında hepsi kendi eksenleri etrafında döner döner. Uydularda kendi eksenleri etrafıda da dönerler.Güneş sisteminin, bütünüde bizim galaksimiz olan Samanyolu’nun etrafıda döner.
Etiketler: ay,Dünya,erkür,Fen Bilgisi,Güneş,Jüpiter,marş,Ödev,Ödev Sitesi,Ödev Tez,Plüton,Satürn,Uranüs,Uydular
Kategori: GENEL BİLGİLER | Yorum yaz »
Tarih: 14.04.2010, Ekleyen: admin
BİLİM NEDİR ?
* TDK sözlüğünde bilim şöyle tanımlanıyor:
* İnsan doğaya egemen olmak ister!
* Bilim neyle uğraşır?
* Bilimin gücü
* Bilimsel Bilginin Özellikleri
* Bilimin Değeri
* Bilim üç bakımdan değerlidir :
* Bilim Tarihi Nedir ?
* Bilimsel yöntem
ESKİÇAĞ’DA BİLİM
A. Çin’de Bilim
B. Hindistan’da Bilim
C. Orta Asya’da Bilim
D. Mısır’da Bilim
E. Mezopotamya’da Bilim
F. Anadolu’da Bilim
YUNANLILAR DÖNEMİNDE BİLİM
A. Hellenik Çağ’da Bilim
a. Doğa ve Bilgi Felsefesi
* Aristoteles
* Milet Okulu
* Homeros
* Parmenides
* Platon
* Sokrates
* Thales
* Zenon
b. Matematik
c. Astronomi
d. Coğrafya
e. Tıp
f. Teknik
B. Hellenistik Çağ’da Bilim
a. Doğa ve Bilgi Felsefesi
b. Matematik
c. Astronomi
*Aristarkus
d. Fizik
e. Biyoloji
* Herophilos
g. Coğrafya
*Archimedes
ROMALILAR DÖNEMİNDE BİLİM
a. Doğa ve Bilgi Felsefesi
b. Matematik
c. Astronomi
*Batlamyus
d. Fizik
e. Coğrafya
f. Tıp
g. Teknik
ORTAÇAĞDA BİLİM
A. Ortaçağ Hıristiyan Dünyası’nda Bilim
1. Erken Ortaçağ
2. Yüksek Ortaçağ
*Üniversitelerin Kuruluşu
*Fransisken ve Dominiken Tarikatları
*On İkinci Yüzyıl Rönesans’ının Doğuşu ve Etkileri
3. Geç Ortaçağ
a. Doğa ve Bilgi Felsefesi
*Albertus Magnus
* Thomas Aquinas
* Johannes Kepler
b. Tıp
B. Ortaçağ İslâm Dünyası’nda Bilim
a. Doğa ve Bilgi Felsefesi
* Fârâbî
* İbn Haldûn
* İbn Rüşd
* İbn Sînâ
* Yusuf Has Hâcib
b. Matematik
c. Astronomi
d. Fizik
e. Kimya
f. Biyoloji
g. Coğrafya
h. Tıp
* Ali ibn Abbâs
l. Tarih
YENİÇAĞDA BİLİM
A. Yeniden Doğuş (Rönesans) Dönemi’nde Bilim
(On Beşinci Yüzyıl ve On Altıncı Yüzyıl)
a.Doğa ve Bilgi Felsefesi
*Francis Bacon
b.Matematik
c. Astronomi
*Kopernik
*Tycho Brahe
d.Fizik
e.Biyoloji
f. Tıp
h. Teknik
B. On Yedinci Yüzyıl’da Bilim
(Bilimsel Devrim)
a.Doğa ve Bilgi Felsefesi
* Descartes
b. Matematik
c. Astronomi
* Sir Isaac Newton
*GALİLEO GALİLEİ (1564-1642) ( Ek1)
d. Fizik
e. Kimya
f. Biyoloji
g. Tıp
h. Teknik
YAKINÇAĞDA BİLİM
A. On Sekizinci Yüzyıl’da Bilim
(Aydınlanma Dönemi)
a. Doğa ve Bilgi Felsefesi
b. Matematik
* Leonardo da Vinci
c. Astronomi
d. Fizik
f. Biyoloji
g. Coğrafya
B. On Dokuzuncu Yüzyılda Bilim ( Endüstri Devrimi ve Bilim )
Evrim Kuramı Ve Darwin ( Ek2)
C. Yirminci Yüzyılda Bilim ( Çağdaş Bilim )
EİNSTEİN Devrimi ( Özel Relativite Teorisinin Doğuşu ) ( Ek3)
KUANTUM TEORİSİ ve Atom Fiziğinin Doğuşu ( Ek4)
a. Doğa ve Bilgi Felsefesi
b. Matematik c.Astronomi
d. Fizik
e. Kimya
f. Biyoloji
g. Jeoloji
h. Tıp
i. Teknik
k. Uzayın Keşfi
l. Bilgisayar ..devamını oku »
Etiketler: Albertus Magnus,Anadoluda Bilim,Aristoteles,Astronomi,Bİlgisayar,Bilim Tarihi,Bilim Teknik,Bilimin Amacı,Bilimin Değeri,Bilimin Gücü,Bilimsel Yöntem,Biyoloji,Coğrafya,Eski Çağda Bilim,Farabi,Fizik,Helenik Çağda Bilim,Homeros,İbn Haldun,İbn Rüşd,İbn Sina,Jeoloji,Johannes Kepler,Kimya,Kopernik,Matematik,Parmenides,Platon,Sokrates,Teknik,Thales,Thomas Aquinas,Tip,Tycho Brahe,Uzay,Uzayın Keşfi,Yusuf Has Hacib,Zenon
Kategori: GENEL BİLGİLER | Yorum yaz »
Tarih: 27.02.2010, Ekleyen: admin
Bizim için çok önemli olan Mondros Ateşkes Antlaşması hakkında bilgi edinmek istiyorsanız işte size bilgiler.
Mondros Ateşkes Anlaşması ya da Mondros 17 Mütarekesi, I. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan ateşkes belgesi. Osmanlı Devleti adına Bahriye Nazırı Rauf Bey, Limni adasının Mondros Limanı’nda demirli Agamemnon zırhlısında 30 Ekim 1918 akşamı imzalanmıştır. Mondros Ateşkes Anlaşması, Osmanlı Devleti’nin yıkımından sonra kurulan Türkiye’nin çerçevesini çizen ilk uluslararası belge olarak önem taşır. Türk Kurtuluş Savaşı’nın siyasi manifestosu olan Misak-ı Milli Beyannamesinin birinci maddesi, “30 Ekim 1918 tarihli anlaşmanın çizdiği hudutlar dahilinde, dinen, ırkan ve emelen müttehit [birleşik] Osmanlı İslam ekseriyetiyle meskûn bulunan aksamın tamamı, fiilen ve hükmen gayrı kabil-i tecezzi bir küldür [bölünmez bir bütündür].” demek suretiyle, Milli Mücadele’nin hedefi olan ulusal varlığı Mondros Ateşkes Anlaşmasına gönderme yaparak tanımlar.
Antlaşmanın İmzalanması
Filistin’de İngiliz hücumu karşısında hezimete uğraması ve 1 Ekim’de Şam’ın düşmesi üzerine, Talat Paşa hükümeti 5 Ekim’de İngiltere ile ateşkes sağlamak için ABD’nin arabuluculuğuna başvurdu. Bu arada 29 Eylül’de Bulgaristan ateşkes imzalamış, bu ülkeye giren Fransız ve müttefik ordularının İstanbul’a yönelmesi olasılığı doğmuştu.
HMS Agamemnon (1915)8 Ekim’de Talat Paşa kabinesi istifa etti. Eski genelkurmay başkanlarından Ahmet İzzet Paşa’nın 14 Ekim’de kurduğu kabinede, İttihatçı olduğu halde hükümetin Alman yanlısı savaş politikasına karşı çıkan ve İngiliz dostu olarak tanınan Rauf Bey (Orbay) Bahriye Nazırı oldu. 18 Ekim’de Osmanlı’da esir bulunan İngiliz generali Townsend, Osmanlı’nın ateşkes şartlarını iletmek üzere bir gemiyle gizlice Midilli’ye gönderildi. 24 Ekim’de İngiliz hükümeti Limni’de bulunan Amiral Calthorpe’a ateşkes görüşmelerini başlatma yetkisini verdi. Ertesi gün Türk hükümetinin görevlendirdiği Rauf Bey Zafer römorkörüyle Foça’dan Midilli’ye geçti; burada kendisini karşılayan İngiliz kruvazörüyle Limni adasına ulaştı. 27 Ekim’den itibaren dört gün süren çetin müzakereler sonunda 30 Ekim akşamı anlaşma imzalandı. 1 Kasım sabahından geçerli olmak üzere Osmanlı Devleti ile Britanya İmparatorluğu arasında ateşkes ilan edildi.[1]
Müzakerelerde Rauf Bey’e Dışişleri Müsteşarı Reşat Hikmet Bey eşlik etti.
28 Ekim günü Fransız hükümeti bir notayla anlaşma görüşmelerine katılma isteğini bildirdiyse de bu talep İngiltere tarafından dikkate alınmadı.[2](Savaşın bu aşamasında Osmanlı sadece İngiltere ile fiili çatışma halindeydi.)
Bu esnada 24 Ekim’de Almanya’da ihtilal başladı. 3 Kasım’da Avusturya-Macaristan Villa-Giusti Anlaşması ile savaştan çekildi. 7 Kasım’da Alman imparatoru II. Wilhelm tahttan feragat etti. 11 Kasım’da Compiègne Ormanı’nda imzalanan ateşkes ile Almanya yenilgiyi kabul etti. Aynı gün Avusturya-Macaristan imparatoru I. Karl da tahtını bıraktı.
Kategori: GENEL BİLGİLER | Yorum yaz »