Bizim için çok önemli olan Mondros Ateşkes Antlaşması hakkında bilgi edinmek istiyorsanız işte size bilgiler.
Mondros Ateşkes Anlaşması ya da Mondros 17 Mütarekesi, I. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan ateşkes belgesi. Osmanlı Devleti adına Bahriye Nazırı Rauf Bey, Limni adasının Mondros Limanı’nda demirli Agamemnon zırhlısında 30 Ekim 1918 akşamı imzalanmıştır. Mondros Ateşkes Anlaşması, Osmanlı Devleti’nin yıkımından sonra kurulan Türkiye’nin çerçevesini çizen ilk uluslararası belge olarak önem taşır. Türk Kurtuluş Savaşı’nın siyasi manifestosu olan Misak-ı Milli Beyannamesinin birinci maddesi, “30 Ekim 1918 tarihli anlaşmanın çizdiği hudutlar dahilinde, dinen, ırkan ve emelen müttehit [birleşik] Osmanlı İslam ekseriyetiyle meskûn bulunan aksamın tamamı, fiilen ve hükmen gayrı kabil-i tecezzi bir küldür [bölünmez bir bütündür].” demek suretiyle, Milli Mücadele’nin hedefi olan ulusal varlığı Mondros Ateşkes Anlaşmasına gönderme yaparak tanımlar.
Antlaşmanın İmzalanması
Filistin’de İngiliz hücumu karşısında hezimete uğraması ve 1 Ekim’de Şam’ın düşmesi üzerine, Talat Paşa hükümeti 5 Ekim’de İngiltere ile ateşkes sağlamak için ABD’nin arabuluculuğuna başvurdu. Bu arada 29 Eylül’de Bulgaristan ateşkes imzalamış, bu ülkeye giren Fransız ve müttefik ordularının İstanbul’a yönelmesi olasılığı doğmuştu.
HMS Agamemnon (1915)8 Ekim’de Talat Paşa kabinesi istifa etti. Eski genelkurmay başkanlarından Ahmet İzzet Paşa’nın 14 Ekim’de kurduğu kabinede, İttihatçı olduğu halde hükümetin Alman yanlısı savaş politikasına karşı çıkan ve İngiliz dostu olarak tanınan Rauf Bey (Orbay) Bahriye Nazırı oldu. 18 Ekim’de Osmanlı’da esir bulunan İngiliz generali Townsend, Osmanlı’nın ateşkes şartlarını iletmek üzere bir gemiyle gizlice Midilli’ye gönderildi. 24 Ekim’de İngiliz hükümeti Limni’de bulunan Amiral Calthorpe’a ateşkes görüşmelerini başlatma yetkisini verdi. Ertesi gün Türk hükümetinin görevlendirdiği Rauf Bey Zafer römorkörüyle Foça’dan Midilli’ye geçti; burada kendisini karşılayan İngiliz kruvazörüyle Limni adasına ulaştı. 27 Ekim’den itibaren dört gün süren çetin müzakereler sonunda 30 Ekim akşamı anlaşma imzalandı. 1 Kasım sabahından geçerli olmak üzere Osmanlı Devleti ile Britanya İmparatorluğu arasında ateşkes ilan edildi.[1]
Müzakerelerde Rauf Bey’e Dışişleri Müsteşarı Reşat Hikmet Bey eşlik etti.
28 Ekim günü Fransız hükümeti bir notayla anlaşma görüşmelerine katılma isteğini bildirdiyse de bu talep İngiltere tarafından dikkate alınmadı.[2](Savaşın bu aşamasında Osmanlı sadece İngiltere ile fiili çatışma halindeydi.)
Bu esnada 24 Ekim’de Almanya’da ihtilal başladı. 3 Kasım’da Avusturya-Macaristan Villa-Giusti Anlaşması ile savaştan çekildi. 7 Kasım’da Alman imparatoru II. Wilhelm tahttan feragat etti. 11 Kasım’da Compiègne Ormanı’nda imzalanan ateşkes ile Almanya yenilgiyi kabul etti. Aynı gün Avusturya-Macaristan imparatoru I. Karl da tahtını bıraktı.
3. BİYOLOJİK ÇEVRE FAKTÖRLERİ
Sağlığı etkileyen biyolojik nitelikteki çevre faktörleri, mikroorganizmalar, vektörler, bitkiler, hayvanlar, bitkisel ve hayvansal besinlerdir.
3.1. Mikroorganizmalar
Binlerce türü olan ve her yerde yaygın olarak bulunan bu canlıların insan sağlığına ciddi zarar veren patojen olanları kolera, tifo, tüberküloz, çocuk felci, kızıl, AİDS, gibi birçok bulaşıcı hastalıkların etkenidir. Mikroorganizmaların insan yaşamını tehlikeye sokan bu çok ciddi zararları yanında insan sağlığı içinde yararlı olanları vardır. Örneğin; baklagillerin köklerinde yaşayan bakteriler proteinlerin, barsaklarda yaşayanlar ise bazı vitaminlerin sentezinde rol oynayan yararlı mikroorganizmalardır.
Mikroorganizmaların yok edilmelerinde, kaynatma, sıcak hava, yakma, doymuş buhar, ışınlar ve kimyasal maddeler kullanılır.
3.2. Vektörler
Bunlara artropotlar da denmektedir. hastalık yapan mikroorganizmaları taşıyan ve insan vücudunu sokan sivrisinek, karasinek, tatarcık, tahtakurusu, bit, pire, hamamböceği ve kene gibi canlılardır. Bazı bilim adamları yer sincabı, tarla faresi ve sıçan gibi kemiricileri de bu gruba sokmuşlardır.
Vektörlerin ve de bulaştırdıkları hastalıkların sayısı ve çeşitleri çok fazladır. Bazıları toplum sağlığını ciddi olarak tehdit ederler. Pirelerin neden olduğu veba, sivrisineklerin neden olduğu sıtma, bitlerle bulaşan endemik tifüs, tatarcıkların bulaştırdığı şark çıbanı ve tatarcık humması, örnek olarak gösterilebilir. Bu hastalıkları eradike etmenin en etkili yöntemi bunları taşıyan vektörleri yok etmektir. Bunun içinde onların yaşayıp ve gelişme dönemi , özelliklerini çok iyi bilmek gerekir. Örneğin sivrisinek ve karasinekler gibi vektörlerin yaşam siklusunda yumurta, lavra, pupa ve yetişkin gibi dönemleri vardır.
Vektörleri yok etme çalışmalarında öncelik, vektörlerin üredikleri yerin (jitlerin) yok edilmesine verilmelidir. Örneğin, karasinek miktarı açıkta olan çöp, gübre ve organik atıklar ile orantılıdır. Karasineklerle başarılı savaş bunların yumurtladıkları pislik ve çöpleri ortada bırakmamak ve temizliğe dikkat etmekle olasıdır. Su birikintileri ve bataklıkları ortadan kaldırarak sivrisinek sayısını en aza indirgemek, üremelerini önlemek için bataklıklar ve su birikintileri mazot dökülerek larva ve pupaların yetişkin aşamasına gelmeden yok edilmeleri sağlanır. Konutlarda toz toprak ve organik madde atıkları bırakmamak yoluyla pirelerden kurtulmak mümkündür. Bitlerin öldürülmesinde giysi ve çamaşırların kaynatılması en etkili yöntemdir.
Yetişkin vektör savaşında, biyolojik ve mekanik yöntemlerle, kimyasal maddeler kullanılır. Biyolojik çevreyi değiştirmek çok güçtür. Ancak biyolojik yöntem olarak, vektörün doğal düşmanı olan kuş ve hayvan üretmek ve vektörlerde hastalık yapan virüsleri yaymak etkili olabilir. Mekanik yöntemler, vantilatörler, tuzaklar, raketler, cibinlik, pencere ve kapı telleri, yapışkan şeritler, ışınlar vektörleri çeken aletlerdir. Vektörleri öldüren kimyasal maddelere insektisitler denir.
3.3. Bitkiler ve Hayvanlar
İçlerinde insan sağlığına az da olsa zararlı olanları da vardır. Bunları bazı zehirli bitkiler, örneğin, mantar, delice, vb, otlar ile hasta hayvanlardır. Hem hayvanlarda hem de insanlarda görülen hastalıklara “zoonoz” denir. Bunlardan kuduz ve veba gibi çok tehlikeli öldürücü olanlar yanında saçkıran gibi basit olanları da bulunur. İnsanın hasta hayvanla direkt teması olmadan da hasta hayvanın eti, sütü, derisi aracılığı ile hastalık oluşabilir.
3.4. Hayvansal ve Bitkisel Besinler
İnsanın temel gereksinimlerinden biri olan besinlerin patojen mikroorganizmalarla bulaşması ve besinlerin yenmesi sonucu, tifo, dizanteri, kolera, bulaşıcı sarılık, çocuk felci gibi hastalıklarla besin zehirlenmeleri gibi ciddi sağlık sorunlarının oluşmasına neden olurlar.
Terör ve Terörizm nedir ?
Neden günümüzde en çok kullanılan kavram oldu?
Soğuk savas döneminin kitlelerin anlayış ve tavırlarını yönlendirme amacını gerçekleştirmede popular olan, “ komünizm” kavramının yerini günümüzde, “Terrorizm” kavramının alması, bu kavrama bir açıklık getirilmesi zorunluluğunu yaratdı. Kavrama tam bir içerik getirilmeden kullanılması, özellikle emperyalistlerin ve onların işbirlikçilerinin, kendi çıkarlarına karşı olan her kişi, yada kuruluşa, yada hareketlere, “terörist” damgası vurması nedeniyle, bu kavramın anti-emperyalist ve bağımsızlık mücadelesi yaklaşımında bir açıklığa kavuşturulması gerekiyor.
Bireylerin ve kitlelerin olaylar karşısında, gerek düşünce ve gerekse pratik olarak alacakları reaksiyon ve tavırları belirleyen, döneme göre değiştirilen, popüler kavramlar olmuştur. Kavramların içeriklerini, ve kavrama verilecek “anlamı” hep kendi çıkarları doğrultusunda şekillendiren hakim gruplar, kitlelerde bu “şekillendirilmiş” anlayışlar doğrultusunda, onların alacakları reaksiyon ve tavırlarını da “şekillendirmeyi” ve “yönlendirmeyi” hedeflemektedirler. Nasılki soğuk savaş döneminde “komünistler ölü olarak ele geçirildi” haberinde “oh olmuş” reaksiyonunu almayı beceren emperyalistler ve onların uşakları, günümüzde de Irak ta işgale karşı savaşan insanları da medyada yaygın olan “teröristler ölü olarak ele geçirildi” haberine karşı aynı reaksiyonu yaratma peşindeler. Ancak burda en tehlikeli olan bu anlayışı ve reaksiyonu yaratmanın devamında oluşacak olan “tavır alma” içeriği ve işlevinde. Yani yaratılmak istenen anlayış işgale ve işbirlikçilere karşı savaşmanın “terörizm” le eşdeğer olması. Bu sadece önemli bir tane örneği şüphesizki.
Günümüzde bir olayı, yada kişiyi “terörizmle” bağlantılı olarak açıklamak, hemen her çıkar çevrelerinin, kitleleri manipule etme yolunda en kolay kullandığı bir yöntem olmaya devam ediyor. Her grup, diğerini “terorist” olmakla suçluyor. Kavramın sık sık, hemen her yerde, her “kötü” yü “terörizm” kavramıyla bağdaşlaması, “kötü” nün “ne olduğu” sorgulanmadan, kitlelerin reaksiyon ve tavırlarını, kendi amaç ve çıkarları doğrultusunda yönlendirmede, uzun süreli , kalıcı bir “anlayış” yaratılmayı hedeflemekte. Örnek olarak, soğuk savaş dönemindeki demokrasi ve bağımsızlık mücadelelerinin, (onlara “kötü” nün) “komünizm” le damgalanması , bu kavram doğrultusunda manipule ettikleri kitleler tarafından, bu mücadelenin “kötü” lüğü sorgulanmadan, direk reaksiyon ve tavır alma seçeneğine itmiştir.
Günlük enerji tüketimi, faaliyete , yaşa , cinsiyete, ağırlığa, vücut iriliğine ve hormonal duruma bağlı olarak kişiler arasında değişiklikler gösterir.Metabolizma hızı,kişinin son yemeği- ni yedikten en az 12 saat sonra tam dinlenme halinde uzanırken ve özel koşullar altında alınır. Bu koşullar altında kalbin çalış- ması soluk alıp vermek,sinir impulslarının iletimi vücut sıvıları- nın ve sıcaklık derecesinin sabit tutulması için enerji tüketilir. Herhangi bir besin almadan ve kas hareketi yapmadan sadece canlılığını korumak için tüketilen enerji miktarına bazal bozun- ma hızı denir.Genç ve yetişkin bir erkek için bazal metaboliz- ma hızı yaklaşık olarak günde 1600 kaloridir, kadınlarınki % 5 kadar daha düşüktür.Başka bir deyişle, ergin insan 24 saat ye- mek yemeden hareket etmeden yatakta kalacak olursa canlılığını koruyabilmesi için 1600 kalo- riye gereksinme duyar.Değişik insanlarda binlerce kez bazal metabolizma hızı saptandıktan son- ra belli bir yaş, cins yada vücut bölgesi için normal bazal metabolizma hızı gösteren tablolar dü- zenlenmiştir.Metabolizma hızı ağırlık ve boydan yararlanarak hesaplanabilen vücut yüzeyi ile orantılıdır.Normal genç bir insan saatte bir metrekare vücut yüzeyi 40 kalori tüketir.
Kimyasal reaksiyonların hızları sıcaklık yükseldikçe arttığı için,vücut sıcaklığının bir derece yükselmesi halinde bazal metabolizma yaklaşık olarak % 5 oranında artar.Bu,yüksek ateşli hastalarda vücudun kilo kaybetmesi nedenini açıklar.
Bir kişinin bazal metabolizma hızı doğrudan doğruya dışarı verdiği sıcaklıktan yararla- narak ölçülebilir.Bu kişi,ısı kaybı önlenmiş,etrafı su ile çevrili bir odacığa yerleştirilir,odacığın havasında ve suda artan sıcaklık derecesi tayin edilir.Daha basit bir ölçme yöntemi de,kişinin kı- sa bir zaman aralığı içinde tükettiği oksijen miktarını tayin etmektir.Enerjinin salınması ve sı- caklık üretimi glikoz ve başka besinlerin oksidasyonuna bağlı bir iş olduğu için,üretilen sıcaklık miktarı,tüketilen miktarına göre hesaplanabilir.
Enerji gereksinmeleri. Bir insan 24 saat yatakta kalır ve besin alırsa yaklaşık olarak 1800 kalori tüketir.Ek olarak tüketilen 200 kalori sindirim kanalının kaslarının hareket etmesi, sindi- rim özsuyunun sentezlenmesi ve salgılanması, ve sindirim ürünlerinin aktif alanı için geçerlidir. Sakin bir hareket geçiren insan bir günde 2500 kalori,ağır kas hareketleri yapan insan bir gün- de 6000 ya da daha fazla kalori harcar.Yetişkin çoğu aldıkları ve harcadıkları kalori değeri ara- sında bir denge sağladığı için vücut ağırlık- ları yıllarca belirgin şekilde sabit kalır.Orta yaşlı in- sanlarda,bedensel faaliyette bir gerileme olduğu,iştahta bir değişme olmadığı için,kilo almaya doğru bir eğilim vardır.Gereksinme duyulan enerji miktarından günde 10 kalori fazla alınması bir yılda vücut ağırlığının ı/2-1 kilo artmasına neden olur.günlük enerji gereksinmesinin üzerin- de kalori alındığı zaman fazlalık vücutta depo edilir.Bunlardan ilk kullanılan karaciğer ve kas- larda glikojen halinde depo edilen karbonhidratlardır.Bundan sonra yağlar,yağ depolarından çekilerek enerji sağlamak amacıyla metabolize eder.Orta büyüklükte bir erkek yaklaşık olarak 9 kilo kadın 11 kilo depo edilmiş yağa sahiptir.Depo edilmiş yağlardan sağlanan enerji hayatı 5 ila 7 hafta sürdürmeye yeter.Sonunda hücreler iskelet kaslarından başlamak ve bundan sonra yürek,iç organlar gelmek üzere ölüme kadar kendi enzimlerini ve yapısal proteinleri metabolize eder.
Hücresel Yakıtlar
Karbonhidratlar. Şekerler ve nişasta insanın günlük besini içindeki başlıca enerji kaynak- ları olmakla beraber vücut için temel besin maddeleri sayılmaz.Biz,protein ve yağ karışımların- dan da enerji sağlayabiliriz.Karbonhidrat bakımından zengin olan besin maddeleri genellikle ucuzdur.Bu ekonomik faktör kişinin besinindeki karbonhidrat oranının tayin eder.Portakalgil- lerdeki sitrik asit,elma ve domateste bulunan malik asit enerji kaynağı olarak kullanılabilir.
Yağlar. Katı ve sıvı yağlar sadece karbonhidrat ve proteinlerin iki katından fazla enerji sağladıkları için değil, bu maddelerden daha düşük oranda su içerdikleri için en yoğun besin maddelerinin olarak kabul edilir.Bunlar öteki besinlere göre daha ağır sindirilir ve emilir.Bu ne-
denle insan yağ bakımından zengin bir besin aldıktan sonra,protein ve karbonhidratça zengin bir besinden sonra olduğu kadar çabuk acıkmaz.
Yağlar hidrolize edildiği zaman gliserin ve yağ asitleri ortaya çıkar.İnsan bir çok yağ asitlerini sentezleyebildiği halde bir yada daha fazla çift bağı bulunan doymamış yağ asitlerini sentezleyemez.Temel yağ asitlerinde denen bu yağ asitlerinin besin içinde bulunması zorunlu- dur.Temel yağ asitlerine küçük miktarda gereksinme duyulduğu için çeşitli besinlerle olasılığı vardır.Bunların temel maddeleri olduğu,ancak hayvanların bu maddeleri içermeyen saflaştırıl- mış besinlerle beslenmesinden sonra anlaşılmıştır.Katı ve sıvı yağlar yağda eriyen vitamin kay- nağı olarak ta önemlidir.
Proteinler. Protein bakımından zengin olan besinler genellikle çok pahalı olduğu için ge- nel olarak kişinin besinindeki protein oranı kısmen onun ekonomik gücü ile tayin edilir.Vücu- dun protein yapı taşlarının tümü devamlı olarak parçalandığı ve yenilendiği için,büyüme faali- yeti durmuş olan erginlerin besinlerinde belli bir düşük oranda olsa bile devamlı olarak protein- lerin bulunmasına gereksinme vardır.Büyümekte olan çocuklar,gebe olanlar ve ağır hastalıktan kalkmış olan insanlar besinlerinde fazla oranda protein bulunmasına gereksinme duyar.Sağlıklı bir yaşamın sürdürülmesi için besinlerin içinde ne kadar protein bulunması gerektiğini söyle- mek güçtür. Çünkü bu miktar,yenen besinlerin çeşidine ve besinin içindeki başak maddelerin miktarına göre değişebilir.
Proteinlerin içlerinde bulunan amino asitlerin sayı ve çeşidine göre değişiklik gösterir. Vücut hücreleri belli bir tipteki bir proteinin sentezleyeceği zaman, yapısına katılacak olan tüm özgül amino asitlerin hazır olması zorunludur.Bir aminoasidin bile bulunmayışı halinde protein yapılmaz.Hayvansal hücreler bazı aminoasitlerin sentezini yapabilir.Fakat hiçbir zaman amino asitlerin tümünü sentezleyemez.Bu gibi aminoasitlere ‘temel aminoasitler’ denir ve besinlerle a- lınması zorunludur.Temel amino asitlerin protein- lerin sentezlenmesi için öteki aminoasitlere herhangi bir üstün tarafı yoktur.Ancak vücutta sentezleneme- dikleri için besinin içinde bulun- maları zorunludur.İnsanlar tarafından gereksinme duyulan on aminoasit vardır.Bunların hepsi- ni yeterli miktarda içeren proteinlere ‘yeterli proteinler’ denir.Süt,et ve yumurta biyolojik bakı- mından yeterli proteinleri içerdiği halde mısır tanelerindeki belli başlı proteinler iki temel amino asitten yoksundur.
Karbonhidrat,yağ ve protein metabolizması
Bundan önceki bölümde,besinlerin ağız yolu ile alındıktan sonra barsak duvarından e- milmesine kadar geçen olayları izledik.Protein ve karbonhidratlar villuslarun kılcal damarları- na,yağlar lemi damarlarına geçiyordu.Amino asitler ve basit şekerler emildikten sonra karaci- ciğer ana toplar damarı aracılığı ile karaciğere taşınır.Belkide başlangıçta karaciğer doğrudan doğruya sindirim işi ile yükümlü olduğu,fakat evrimsel gelişme süreci içinde öteki görevlerinin yanında çok çeşitli kimyasal olaylara geçtiği bir organ haline geldiği düşünülebilir.Karaciğer ba- zı antitoksinler yaparak vücut hücrelerini bazı zehirli maddelere karşı korur.Karbonhidrat,yağ ve proteinleri depo ettiği gibi,bunları birbirine dönüştürebilir.Hemoglobin metabolizmasında ö- nemli bir yeri vardır; bazı vitaminleri depo eder;kanın pıhtılaşması için gerekli olan maddeleri yapar;öteki vücut hücrelerinin metabolizması sonunda üretilen zararlı atık maddeleri, böbrekle- rin aracılığı ile vücuttan uzaklaştırabilecek şekilde suda eriyebilen daha az zararlı hale getirir.
Karbonhidrat metabolizması. Suda eriyen çift şekerlerin hidrolik parçalanmasından olu- şan üç hali şeker-glikoz,früktoz ve galaktoz,sindirim kanalından emilir.Bundan sonra karaciğe- re giderek başka basit şekerlere,glikoza dönüşür ve glikojen halinde depo edilirler.Glikojen,gli- koz birimlerinin -glikozidik bağlarla bağlanmasından oluşan,yüksek molekül ağırlığına sahip olan çok dallı bir polisakkarittir.
Karaciğer vücudun glikoza olan gereksinmesini 12-24 saat karşılayacak kadar glikojen depo eder.Bundan sonra kandaki normal glikoz yoğunluğu başka maddelerin,özellikle amino asitlerin glikoza dönüştürülmesi yolu ile sağlanır.Glikoz tüm hücreler için başka enerji kayna- dır.Kandaki yoğunluğunun belli bir düzeyin altına düşmemesi gerekir.Yoğunluğunun bu düze- yin altına düşmesi halinde ilk zarar görecek olan organ beyindir.Öteki vücut hücrelerinin çoğu-
nun aksine beyin hücreleri yeterli miktarda glikozu glikojen halinde depo edemediği gibi, amino asitleri ve yağları enerji kaynağı olarak çok sınırlı bir şekilde kullanılır.Glikoz düzeyi düşük olur ve beyine yeterli yakıt sağlanmazsa oksijen yokluğunda ortaya çıkan benzer belirtiler görü- nür:zihin bulanıklığı,baygınlık,şuurun kaybolması ve ölüm.Beyin hücreleri glikoz ya da oksijen- den yoksun kalırsa normal fonksiyonları için enerji meydana getiren metabolik süreci sürdüre- mez.
Kas hücreleri de glikozu glikojene dönüştürerek depo eder.Ancak bu glikojen kas hare- ketleri için yerel olarak depolanır ve kandaki glikoz düzeyinin düzenlenmesinde kullanılmaz. Karaciğer hücreleri glikoz-6 fosfatı kana salgılanan serbest glikoza dönüştüren glikoz-6 fosfataz enzimi içerir.
Glikoz,glikojen halinde depo edilmesine yada enerji sağlamak için oksitlenmesine ek ola- rak,depolanmak için yağa dönüştürülebilir.Besinle alınan glukoz,gereksinme duyulan miktar- dan fazla olduğu zaman karaciğerde yağa ve yağ dokusuna dönüştürülür ve ilerde enerji sağla- mak için kullanılır.
Fazla miktarda nişastalı yada şekerli besin almanın insanları şişmanlattığı; sığır ve do- muzların yediği mısır yada buğdayı tereyağına yada domuz yağına dönüştürdüğü yıllardan beri bilinmektedir.Radyoaktif izotoplar yada sabit izotoplar kullanılarak,karbonhidrat halinde vü- cuda giren belli bir karbon yada hidrojen atomunun,yağ dokusu yada karaciğerde bulunarak gösterilmesine olanak vardır.
Karaciğerin karbonhidrat metabolizmasındaki fonksiyonu dört hormonun karmaşık etkileşimi ile düzenlenir.
Lipid Metabolizması. Her hayvan yada bitki türünün depo ettiği yağ,belli oranlarda yağ asitleri içerir .Hayvansal yada zeytinyağı yendiği zaman bunların karaciğerde insan için çok bü- yük ölçüde karakteristik olan tiplere değiştirilmesi zorunludur.Yağ dokusu içindeki katı yağ ge- reksinme duyulduğu zaman enerji kaynağı olarak kullanılmaya hazır olmasının yanında bazı iç
organlara destek olan yastık ve deri altında hızlı ısı kaybını önleyen bir tabaka olarak da iş gö- rür.Yağ dokusunun sıcaklık izolasyonundaki rolü,derisinin hemen altında yağ dokusu oluşturan hücrelerden ibaret kalın bir tabakaya,sahip olan balina gibi suda yaşayan memeli hayvanlarda özellikle açık bir şekilde görülmektedir.
Yağ asitlerinin oksitlenmesi,karbonhidrat metabolizmasından türeyen,yağ asitlerinden oluşan asetil koenzim A ile yoğunlaşmaya hazır oksaloasetik asit olmaksızın tam olarak yürütü- lemez.Şeker metabolizmaları bozulmuş olan şeker hastalarının, aynı zamanda lipid metaboliz- ması da bozuk olup, bazı ara ürünler kanda birikmeye başlar ve sidikle dışarı atılır.Buna ek ola- rak karaciğerde fazla miktarda yağ birikir.Yağlı karaciğer, Başka bazı karaciğer fonksiyon anormalliklerinin bir belirtisidir.
Lipidler, proteinler gibi, nukleus mitokondri ve plazma zarlarının önemli yapı maddeleridir.
Yağların metabolizması kısmen hipofiz ve adrenal, kısmen eşey hormonları tarafından denetlenirse de, düzenlemenin ayrıntısı henüz açık olarak bilinmemektedir.Karaciğer fonksiyon- larında meydana gelen herhangi bir önemli bozukluğun normal yağ dokusundan yağın tam ola- rak kaybolmasına yol açması, yağların metabolize olması yada depolanmasından önce,karaciğer tarafından etkilendiğini gösterir.
Protein metabolizması. Karaciğere karaciğer ana toplar damarı yolu ile giren amino asit- lerin çoğu kandan alınır, geçici olarak depo edilir.Daha sonra bir kısmı kana geri döner, ve yeni proteinlerin yapılması için başka hücrelere taşınır.N15 yada ağır azotla etkilenen amino asitler kullanarak yapılan deneyler, vücut proteinlerimizin hızlı bir şekilde yıkıldığını ve yapıldığını göstermiştir.
Alınan besinlerde hücre proteinlerinin sentezlenmesi için gerekli olan miktardan fazla amino asit bulunduğu zaman, karaciğerdeki enzimler, deaminasyon denen bir süreçle amino asitlerdeki amino grubunu uzaklaştırır.Başka enzimler, bu amino asit grubunu karbondioksitle birleştirerek, dolaşım sistemi ile böbreğe taşınan ve sidik içinde vücuttan uzaklaştırılacak olan bir artık ürünü, üreyi oluşturur.
Amino asitlerin deaminasyondan arta kalan kısımları basit organik asitlerden ibarettir. Bazı amino asitlerin ‘glukogenik’ amin asit denen karbon iskeleti glukoz yada glukojene dönüş- dönüştürülebilir.Karbon zinciri, aseton yapıları oluşturan amino asitlere ‘ketogenik’ amino asit- ler denir.Proteinler vücutta ya pek az saklanır yada hiç depo edilmez.karbonhidrat ve yağların tüketilmesi halinde kullanılma sırası gelen proteinler depo proteinler değil gerçek enzim ve hüc- relerin yapısal proteinleridir.
Protein ve amino asit metabolizmasının hormonal denetimi lipid metabolizmasınınkin- den de daha karanlıktır.Büyüme, esas olarak yeni proteinlerin depolanması demek olduğu için hipofizin büyüme hormonunun bunda bir miktar rolü olursa olursa da, etkişekli belli değildir. İnsülin, eşey hormonları ve adrenal korteksin hormonu da protein metabolizmasının denetimi ile ilgilidir.
Derya Baykal (d. 21 Ekim 1957, Ankara) Türk tiyatro ve sinema oyuncusu.
Konservatuvarda öğrenciyken TRT Ankara Radyosu’nda çocuk saati ve radyo tiyatrosunda programlar yaptı. 1975 ylında Ankara Devlet Konservatuvarı’ndaki eğitimini tamamladı, Ankara Devlet Tiyatrosu’na girdi. Ertesi yıl Levent Baykal ile evlendi ve bu evlilikten oğlu Mert Baykal doğdu. Derya Baykal, Devlet Tiyatrosu’nda yaklaşık 10 yıl görev yaptı. Rita adlı oyundaki rolüyle “Sanat Kurumu Yılın Kadın Oyuncusu” seçildi. Televizyonda, Adile Naşit’ten sonra “Masalcı Abla” olarak çalıştı. TV sunuculuğu ve seslendirme çalışmaları yaptı. Televizyon dizilerinde yer aldı. Bu çalışmalarından ötürü, yılın seslendirme sanatçısı, yılın sunucusu, yılın en iyi dublaj sanatçısı olarak değişik ödüller aldı. Spiker Orhan Ertanhan ile ikinci bir evlilik yapan Derya Baykal, devlet tiyatrosundan ayrılarak özel tiyatrolarda çalıştı; 1983 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu’nda Bir Şehnaz Oyun adlı oyunda rol aldı.
1986 yılında Muzır Müzikal oyunu ile Ortaoyuncular’a katıldı. Uzun yıllar Ortaoyuncular’la çalıştı. 1988′de Ferhan Şensoy ile evlendi. Bu evlilikten Müjgan Ferhan ve Neriman Derya adlı iki kızı oldu. 1994 yılında Ferhan Şensoy’un yazdığı tek kişilik Şu Gogol Delisi adlı oyundaki rolü ile Avni Dilligil En İyi Kadın Oyuncu ödülünü aldı. 1995′te Fransız televizyonunda Ester ve Sarah adlı bir filmde rol aldı. 1997 yılında Ortaoyuncular’da Haldun Taner Kabare adlı oyunu sahneye koydu. Eşi Ferhan Şensoy ile ayrılmaya karar verince Ortaoyuncular’dan da ayrıldı. Daha sonra televizyonculuğa yönelen Baykal, el işleri hakkında yaptığı televizyon programı ile tanındı.
Filmografisi [değiştir]Sil Baştan – 2004
Kadın İsterse – 2004
Cumhurbaşkanı Öteki Türkiye’de – 2004
Yeter Anne – 2002
Hepsi Bir Düştü – 1999
Dostlar Pasajı – 1997
Varsayalım İsmail – 1991
Bir İlkbahar Sabahı – 1985
Tv Programları [değiştir]Masalcı Abla
Deryalı Günler
Dış bağlantılar [değiştir]IMDb’de Derya Baykal (İngilizce)
Derya Baykal Resmi Sitesi
Derya Baykal Hayran Sitesi
Sinema Türk’te Derya Baykal
Tiyatro Portalı
Tiyatro Projesi
“http://tr.wikipedia.org/wiki/Derya_Baykal” adresinden alındı.
Sayfa kategorileri: 1957 doğumlular | Türk tiyatro oyuncuları | Türk sinema oyuncuları | Türk sunucular | AnkaralılarGörünümMadde tartışma Değiştir Geçmiş Kişisel aletlerAcai Beta’yı Dene Oturum aç ya da yeni hesap edin gezinti
Ana sayfa
İçeriğe göz at
Seçkin içerik
Rastgele sayfa
Yardım
Deneme tahtası
katılım
Vikipedi hakkında
Topluluk portalı
İş birliği projesi
Köy çeşmesi
Son değişiklikler
Bağışlar
Ara
Araçlar
Sayfaya bağlantılar
İlgili değişiklikler
Özel sayfalar
Basılmaya uygun görünüm
Son hâline bağlantı
Sayfayı kaynak göster
Dosya yükle
İnsanın kendisine kendinden fazla zarar verebilecek yoktur denir işte bunun en güzel örneği küresel ısınmadır fabrika atıklarımız sobaların bacalarından cıkan zararlı gazlar.Ormanlık alanları binalık hale getirmemiz vb Gibi etkenler hem insan oğlununb yaşamını olumsuz etkilediği kadar hayvanlarıda olumsuz yönder etkilemektedir.Duyarsız kullandığımız parfümlerin ozon tabakasına verdiği zarar sonucu ozon tabakası büyümekte ve güneşin zararlı ışınlar dünyamıza daha fazla yaklaşabilmektedir bunun sonucunda buzullar erimekte hava sıcaklığı artmakta su kaynakları azalmakta buzulların erimesi kutup bölgelerinde yaşayan kutup ayısı penguen fok gibi soğuk iklimde yaşayan hayvanların neslini tehlikeye sokmaktadır. Hepimizin öncelikli yapması gereken sobalarımızı çevreye daha az veren maddeler den kullanmak vb Çevremizi ve Dünyamızı olumsuz etkileyen davranışlardan kaçınmalı ve bu dünyada tek başımıza yaşamadığımızı hiç bir zaman unutmamalıyız.
Nesli tükenmekte olan hayvanlar, yok olma tehdidi altındaki hayvan türleridir. Bir türün tükenmekte olması demek, sayılarının giderek azalıyor olması ve doğal ortamlarında onları tehdit eden unsurlar ortadan kaldırılmazsa yok olacakları anlamını taşır. Dünya Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) iki yılda bir yayımlanan kırmızı listesinde yer alırlar. Bir türün kırmızı listeye alınması için dünya üzerinde 50′den az yetişkin bireyin kalmış olması gereklidir.
Diğer bir kategori hassas türlerdir. Bunun için temel kıstas türün yetişkin popülasyonunun 1000′den az olmasıdır.
Anadolu Leoparı
Dünya Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) 2006 raporu, insan kaynaklı suistimaller sonucu 784 türün dünya üzerinden tamamen yok olduğunu ve 16.119 hayvan türünün tükenmekte olduğunu göstermekte. Sadece 2006′da listeye 530 türün eklenmiş olması canlı türlerinin ne büyük bir tehdit altında olduğunu gösterir.
Bir türün soyunun tükenmesi doğal yaşamın bir parçasıdır aslında, hatta şu anda dünyada bulunan canlıların sayısı, dünyada yaşamış tüm canlıların %5′i kadar olduğu tahmin edilmektedir.
Kelaynak
Deniz ürünlerine ve suya duyduğumuz açlığın giderek yoğunlaşması gezegenimizde yaşayan su canlıları için giderek ciddi bir tehlike oluşturuyor. Sığ suda yaşayan balık türleri azaldıkça, balıkçılar da gözlerini derin sulara dikiyorlar ve böylece oralarda yaşayan canlıların geleceğini tehlikeye sokuyorlar.
Hayvanların neslinin tükenmekte olmasının ana sebebi insanlardır. Diğer sebepler ise insanın ortaya çıkardığı türevlerdir. ..devamını oku »