Tarih: 03.08.2009, Ekleyen: admin
ZİYA GÖKALP’İN DİL ANLAYIŞI İLE TÜRK DİL KURUMU’NUN DİL ANLAYIŞININ MUKAYESESİ*
Muharrem ERDEM**
Tanzimat Fermanı’yla başlayan “Batılılaşma” hareketi, toplumumuzun dil, kültür ve edebiyatına yansımıştır. Büyük şehirlerimizde Fransızca özentisi ve Avrupai bir yaşam tarzını taklit etme had safhaya ulaşmıştır. Tanzimat dönemi şairleri, aldıkları Avrupai eğitimin etkisinde kalarak bu yönde eserler vermeye başlamışlardır. Şiirlerinde yabancı kelimeleri sıkça yer almış, romanlarında ise hep “batılılaşma kavramı” kullanılmıştır. Bu dönemde özelikle Namık Kemal, dil ve edebiyat anlayışını; “Edebiyatsız insan, dilsiz millet gibidir” cümlesiyle özdeşleştirmiş edebiyatımızın Türk Milletinin söyleyen dili olması için çalışmış, bir kısım eserlerini halkın konuştuğu Türkçe ile yazmıştır. Namık Kemal’i izleyen süreçte Ziya Paşa dilin sadeleşmesini savunur; ancak eserlerine bunu yansıtmaz. Ahmet Mithat’ın dilin sadeleşmesi için gayretli çalışmaları olmuştur. Şemsettin Sami sistemi ve açık fikirler ortaya koyup; “Kamûs- i Türkî” adlı eserinde bunu ortaya koyar.
Servet-i Fünun döneminde ise; “Sanat sanat içindir” anlayışı ön plana çıkmıştır. Bu doğrultuda eser veren Servet-i Fünun şairleri dili ağırlaştırmış anlaşılamaz hale getirmiştir.
Milli edebiyat döneminde, dilde sadeleşme hareketleri yeniden şuur kazanmış ve yeni bir atılım ortaya çıkmıştır. Bu dönemde sistemli çalışmaların etkisiyle “Türk Derneği” ve “Genç Kalemler” dergisi kurulmuştur. Özellikle Ömer Seyfettin ile Ziya Gökalp ve arkadaşlarının büyük çalışmaları olmuştur. Ziya Gökalp “Türkçülüğün Esasları” adlı eserlerinde bu mevzuyu incelemiştir. Ziya Gökalp’in bu çalışmaları geniş yankı uyandırmıştır.
Nitekim; “Harf İnkılâbı” ve onu izleyen süreçte “Türk Dil Kurumu’nun” kurulmasıyla yeniden tartışmalar ortaya çıkmıştır. Bu süreçte yeni harflerin kullanımındaki fayda ve zarar tartışılmıştır. Türk Dil Kurumu ise; Ziya Gökalp’in başlattığı “Milli Şuuru” devam ettirme misyonunu üstlenmiştir.
M. Kemal’in sağlığında dört defa “Dil Kurultayı” yapılmış, Türk Dil Kurumu’nun işlevi ortaya konmuştur. M. Kemal’in vefatından sonra Türk Dil Kurumu izlediği “Atatürkçü” ve “Milli” çizginin dışına çıkmıştır. 1961 ve 1980 ihtilallerinin etkisiyle bu kurum parti ve şahısların tekelinde kalmıştır.
Bu çalışmaları ortaya koymak ve toplumu bilinçlendirmek adına bir çok yazar bunu eserlerinde dile getirmiştir. Bu çalışmalardan bir tanesi de Muharrem Erdem’in “Ziya Gökalp’in Dil Anlayışı ile Türk Dil Kurumu’nun Dil Anlayışının Mukayesesi” adlı eseridir.
Eser; “Dilde Sadeleşme Hareketinin Kısa Bir Tarihçesi (Birinci Bölüm)” “Ziya Gökalp ve Türk Dili (İkinci Bölüm)”, “Türk Dil Kurumu” (Üçüncü Bölüm)”, “Ziya Gökalp ile Türk Dili Kurumu Anlayışının Karşılaştırılması” (Dördüncü Bölüm)”, ile “Ekler” ve “Kaynaklardan” oluşmaktadır.
Birinci Bölüm; “Dil Sadeleşme Hareketinin Kısa Bir Tarihçesi” üst başlığını taşımaktadır. Burada; “Türk Dilinin Tarihçesi”, “Orta Türkçe Devrinde Dilde Hareketlilik”, “Yeni Türkçe Devri ve Osmanlıca”, “Servet-i Fünun Devrinde Dil” ve “Meşrutiyet Devrinde Dilde sadeleşme Hareketleri” konularından oluşmaktadır. Bu başlıklardan anlaşılacağı gibi; Türk Dili’nin kökeni ve geçirdiği evreler üzerinde durulmuştur. Bu bölüm bize “Türk Dili’nin zenginliğini ortaya çıkarma” esası üzerine kurulmuştur.
İkinci Bölüm; “Ziya Gökalp ve Türk Dili” üst başlığını taşımaktadır. Bu bölüm; “Yazı Dili ve Konuşma Dili”, “Halk Dilinde Arapça ve Türkçe Kelimeler”, “Yabancı Dil Kaideleri”, “Dilde Sadeleşme Metodları”, “Lisan- ı Türkçülüğün Kaideleri” konularından oluşmaktadır. Başlıktan da anlaşıldığı gibi Ziya Gökalp geniş kapsamlı çalışmalar yapmış ve yeni çözüm metotları ortaya çıkarmıştır. Bu bölüm “Bu konuda üzerimize düşen görevler” esası üzerine kurulmuştur.
Üçüncü Bölüm; “Türk Dil Kurumu” üst başlığını taşımaktadır. Bu bölüm; “Harf İnkılâbı”, “Dil İnkılâbı”, “1939- 1950 arasında Dil Faaliyetleri”, “1950- 1960 Arasında Tasfiyeciliğe Karşı Çıkış”, “Günümüzde Dil Alanında Gösterilen Faaliyetler” konularından oluşmaktadır. Bu konulardan anlaşılabileceği gibi; Yeni Harfler’in kabulü ve Türk Dil Kurumu’nun kuruluşu ve çalışmaları bize verilmeye çalışılmıştır.
Dördüncü Bölüm; “Ziya Gökalp ile Türk Dil Kurumu’nun Dil Anlayışının Karşılaştırılması” üst başlığını taşır. Bu bölüm; “Yaşayan Canlı Kelimeler” “Halkın Kelime Tüketmesi”, “Dilde Tasfiyecilik ve Terim Meselesi”, “Türk Lehçelerinden Kelime ve Dil Kuralları Alma”, “Yabancı Bir Dilden Kural Alma” konuları üzerinde durulmuştur. Bu konulardan da anlaşılabileceği gibi; diller sürekli etkileşim içinde olup, birbirlerine sürekli kelime vermektedirler. Ancak bunun belirli kurallar içinde olması gerekmektedir. Bu bölümdeki tez, ikinci bölümdeki tezin ilerlemiş şeklidir.
Çalışma esnasında faydalanılan kaynaklar “Kaynaklar” bölümünde verilmiştir.
Bu kitapta okuyucular Türk Dili’nin kaynağı, zenginliğini, konuşulduğu ve yazı dili olarak kullanıldığı geniş coğrafyalar hakkında bilgi sahibi olacaktır. Bu eseri okuyan herkes; kendine bir ders çıkarmalı ve üzerine düşen görevi yapmalıdır. Bu eser ortaya koyduğu fikirler ve mukayese açısından sonraki eserlerce örnek teşkil edecektir.
Etiketler: Ahmet Mithat,ATATÜRK,Atatürkçü Düşünce,Avrupa,Batılılaşma,Batılılaşma Hareketi,Dilde Sadeleşme,Ede,Edebi Şahsiyetler,Edebiyat,Genç kalemler,Harf İnkılabı,Kamûs- i Türkî,Milli Edebiyat,Milli Şuur,Mustafa Kemal,Namık Kemal,Ömer Seyfettin,Osmanlıca,Şairler,Servet-i Fünun,Şiir,Tanzimat Dönemi Edebiyatı,Tanzimat Dönemi Şairleri,Tanzimat Fermanı,Türk Dil Kurumu,Türk Dili,Türk Milleti,Türkçe,Yeni Türkçe,Ziya Paşa
Kategori: Edebiyat, Ziya Gökalp | Yorum yaz »
Tarih: 09.03.2009, Ekleyen: admin
Yaşamı
Güntekin, 1889′da Askeri tabip olan Nuri Bey ile Erzincan valisi Yaver Paşa’nın kızı Lütfiye Hanım’ın oğlu olarak İstanbul’da doğmuştur. Babası askeri doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Güntekin, ilköğrenimine Çanakkale’de başlamıştır. Daha sonra İzmir’deki Frerler okulunda bir süre öğrenim görüp sınavla girdiği Darülfünun Edebiyat Şubesi’ni 1912′de bitirdi. Böylece öğrenim hayatını yirmi üç yaşında bitirmiş oldu. ..devamını oku »
Etiketler: Edebiyat,Reşat Nuri Güntekin,Reşat Nuri Güntekin hayatı,Reşat Nuri Güntekin kimdir,Reşat Nuri Güntekinin hayatı,Türk Edebiyatçıları
Kategori: Edebi Şahsiyetler, Edebiyat | Yorum yaz »
Tarih: 09.03.2009, Ekleyen: admin
Çanakkale Destanı
Yıl 1915
18′indeyiz Martın.
Kendine gel biraz!
Pek tekin değildi Çanakkale’nin suyu,
Geçilmez bu boğaz…
Geçilmez bu boğaz…
Bizi
Ne topun yıldırır,
Ne kurşunun.
Çünkü artık
Başladı cengimiz.
Er meydanında bulunmaz dengimiz…
Sen misin Mustafa Kemal’im ileri diyen?
İşte fırladık siperden.
Sırtına yüklenmiş kahraman
Seyit 276 kiloluk mermiyi,
Koşuyor bataryasına ateşler içinden.
Bu mermi denizlere gömecek Elizabet’i Buvet’i…
Yanıyor bugün Anafartalar yanıyor,
Denizler yanıyor,
Dağlar yanıyor.
Zafer bizimdir artık
Düşman zırhlıları batıyor…
Türk’üm,
Muzaffer olarak doğmuşuz bir kere.
Bir karış toprak uğruna Kimimiz şehit oluruz.
Kimimiz gazi.
Hiç değişmez bu yazı.
Dünyada her yer geçilir belki
Lâkin geçilmez Çanakkale Boğazı..
Etiketler: Çanakkale,Çanakkale Destanı,Destan,Edebiyat,Harika şiirler,Şiir
Kategori: Edebiyat | Yorum yaz »
Tarih: 09.03.2009, Ekleyen: admin
Çanakkale Şehitlerine
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle ‘bu: bir Avrupalı’
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlahi o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedi serhaddi;
‘O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme’ dedi.
Asım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
‘Bu, taşındır’ diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın…Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.
Mehmet Akif Ersoy
Etiketler: Çanakkale,Çanakkale Şehitlerine,En güzel şiirler,Harika şiirler,Mehmet Akif Ersoy,Şehitler,Şiir
Kategori: Edebiyat, GENEL BİLGİLER | Yorum yaz »
Tarih: 04.01.2009, Ekleyen: admin
Servet-i Fünun veya Edebiyat-ı Cedide devri, Türk edebiyatında 1860’tan beri devam eden Doğu-Batı mücadelesinin kesin sonucunu (Batı edebiyatının lehine) belirleyen aşamadır. Gerçekten yoğun ve dinamik çalışmalarla geçen bu kısa dönem sonunda Türk edebiyatı, gerek anlayış, gerek içerik, gerekse teknik bakımdan tamamıyla Batılı bir nitelik kazanmıştır.
Bu döneme Servet-i Fünun adının verilmesi bu edebi hareketin Servet-i Fünun dergisinde gerçekleşmesindendir.Adından da anlaşılacağı gibi önceleri “fen” konularını ele alan bu derginin yazı işleri müdürlüğüne Tevfik Fikret’in getirilmesiyle dergi, bütünüyle bir edebiyat dergisi haline gelir (7 Şubat 1896). ..devamını oku »
Kategori: Edebiyat | Yorum yaz »
Tarih: 27.11.2008, Ekleyen: admin
Dil, insan zihninin mahsulü semboller sistemi ve insanlar arasındaki bir iletişim sistemidir. Diller, her kavmin kendi toplum yapısına göre şekillenmiş özel birer anlaşma sistemi oldukları için, dünyadaki kavim sayısınca dil var demektir. Bugün yeryüzünde kaç dil konuşulduğunu kesin bir sayı ile belirtmek güçtür. Bu güçlük, yeryüzünün daha yeterince tanınmamış olan bölgelerinde işlenip incelenmemiş veya daha bir yazı dili durumuna gelmemiş bir takım dillerin varlığından ileri gelmektedir. ..devamını oku »
Kategori: Edebiyat | Yorum yaz »
Tarih: 27.11.2008, Ekleyen: admin
“Türk dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir.”
K. Atatürk (1929)
İnsan, kültürel ve toplumsal çevresiyle sürekli etkileşim ve iletişim içindedir. Bu etkileşim ve iletişim sonucunda yaşam boyu yeni davranışlar kazanılır, kazanılmış olan davranışlarda ise değişiklikler süregelir. Öğrenme olarak tanımlayabileceğimiz bu sürecin gerçekleşmesi, ev ortamında bireyle (çocukla) ailenin diğer bireyleri arasında, okul ortamında ise öğrenciyle öğretmenler arasında etkili iletişim kurulmasına bağlıdır. ..devamını oku »
Kategori: Edebiyat | Yorum yaz »
Tarih: 27.11.2008, Ekleyen: admin
Dilbilgisel türlerden biri de “ad durumu” ya da kısaca “durum”dur. (Lat.casus, cas, case, kasus). Tümcenin düzeni içinde adların (ve kimi dillerde ad soylu öteki öğelerin) yüklendiği görevi belirleyen, tümcede adın söz dizimi açısından ona belli bir özellik yükleyen durum kavramı çoğu dillerde adların biçim açısından değişimi ve çekimi biçiminde belirir. Böylece, geleneksel dilbilgisi ve dilbilimin iki önemli kavramından biri olan “ad çekimini” (Lat, declinatio) oluşturur. ..devamını oku »
Kategori: Edebiyat | Yorum yaz »