KategorilerZalimlerin zulmü varsa..TakvimMetaArşivBlogroll |
Cahit Sıtkı TarancıTarih: 15.05.2008, Ekleyen: admin
Cahit Sıtkı, sanata Galatasaray Lisesi’nde öğrenciyken dergilerde şiirler yayımlayarak başladı (1930). İlk şiirleri temiz dili ve yeni buluşlarıyla dönemin edebiyat çevrelerinde ilgi uyandırdı. Belli duyguları hece ölçüsüne bağlı olarak işlediği bu evresinde Ahmed Hamdi, Necip Fazıl etkileri taşırken, giderek 19. yüzyıl Fransız şairlerinin dünyasına girdi, özellikle Baudelaire’i, Verlaine’i severek okudu. Kimi şiirlerini dilimize çevirerek onların biçim güzelliğine yaklaştı. Daha sonra yayımladığı şirketlerde garip hareketinin yönelişlerinden esinlendi. Hece ölçüsünde durakları atarak yeni uyumlar arama kaygılarına bağlı eski tekniği değiştirdi; biçimde daha serbest, konularda yaşama, gerçeğe daha açık şiirler yazdı. Her döneminde içten, Türkçe’nin olanaklarını kullanmada başarılı, “şairane” ye kaçma eğilimini yendiği zaman etkili şiirleriyle kendisinden sonra yetişen kuşaklara yeni söyleyiş ufukları açan bir kimlik kazandı. CAHİT SITKI TARANCI’NIN ŞİİRLERİNDE YALNIZLIK TEMASI
Anne sana kim dedi yavrunu doğurmayı? Sütünden tatlı mıdır anne sanki bu hayat? Şairin hayata bakışını ve yaşamın zorluklarından nasıl bir bunaltıya düştüğünü açık bir şekilde ifade ettiği bu mısraların içinde yine bir hüzün, mutsuzluk ve isyanın izleri gizlidir. Adeta her satırında hayata ve yaşama isyanını çok açık bir şekilde hissettiren bu mısraların nasıl bir ruh hali içinde yazıldığını görmek zor olmasa gerek. Dünyanın hızla değişim gösterdiği, insanların git gide birbirinden uzaklaşmaya başladığı, örf, adet ve kültürün hergün biraz daha erozyona uğradığı o günlerde dünyaya gelmenin, büyümenin ve hayatta karşılaştıklarından adeta duyduğu korkunun bir yansımasını dile getirmiştir. Cahit Sıtkı genel anlamda şiirlerinde bir insan olgusundan bahseder ve bu insanın bazen hayata sarılma isteğini ve bu isteğe bağlı olarak tutunmaya çalıştığı umutlarını dile getirir, bazı şiirlerinde de bunun tam aksine hayata dair hiçbir umudu kalmamış ve bunalımlara sürüklenmiş bu bunalımların etkisiyle çevresinde insanlara yer vermeyen mutluluğu, arkadaşlığı ve en değer verdiği vefayı artık kuşlardan, çiçeklerden ve de kendisine en yakın eşyalardan beklediğini tasvir etmeye çalışmıştır. Bazı şiirlerinde ise tek başına da kalsa, tam anlamıyla mutlu olmasa da insanın herşeye rağmen günlük hayatta karşılaştığı ve etrafında gördüğü bazı doğal güzellikleri tekrar yaşama isteğini dile getirmiştir. Burada adeta ölüm korkusu kemiklerine kadar işlemiştir. Alıştım bir kere gökyüzüne; Küçük şeylerden de mutlu olunabileceğini ve bu küçük görülen mutlulukların çok da uzakta olmadığını anlatmaya çalışmıştır. İnsanların yeri geldiğinde gök yüzüne bakarak, doğanın işleyişindeki ahengi dinleyerek ve bu doğanın sunduğu nimetlerden tadarak nasılda hayattan zevk alabileceğini dile getirmiştir. Cahit Sıtkı, umutların arasına umutsuzluğu, sevinçlerin arasına hüznü yayarak şiiri okuyanın içindeki duyguların adeta denizdeki dalgalar gibi git-gel olayını yaşatırcasına şiirlerine farklı bir canlılık katmıştır. Şiirlerini yazarken gerçek hayattan uzaklaşmadan ve gerçekdışı olaylara girmeden bire bir insan olgusunu tema olarak ele almıştır. BİR KAPI AÇIP GİTSEM Uyanır gibi birden bir korkulu rüyadan Cahit Sıtkı Tarancı bu şiirinde tamamen yalnızlık ve bunun getirdiği hüzün ve mutsuzluğu öylesine çarpıcı bir şekilde dile getirmiştir ki yaşamış olduğu yalnızlığın verdiği bunalımla diğer aleme ve bunun başlangıcı olan ölüme olan isteğini adeta bir sevgiliye olan hasret, beklenen bir umut kapısı ve umut yolculuğuna çıkışında dahi yalnız olma isteğini dile getirmiştir. “Baştan beri bir tek manevi değeri vardır Cahit Sıtkı’nın ya da birkaç: “İlk şiirleri temiz dili ve yeni buluşlarıyla dönemin edebiyat çevrelerinde ilgi uyandırdı. Belli duyguları hece ölçüsüne bağlı olarak işlediği bu evresinde Ahmed Hamdi, Necip Fazıl etkileri taşırken, giderek XIX. yüzyıl Fransız şairlerinin dünyasına girdi, özellikle Baudelaire’i, Verlaine’i severek okudu. Kimi şiirlerini dilimize çevirerek onların biçim güzelliği anlayışına yaklaştı. Daha sonra yayımladığı şiirlerde Garip hareketinin yönelişlerinden esinlendi. Hece ölçüsünde durakları atarak yeni uyumlar arama kaygılarına bağlı eski tekniği değiştirdi; biçimde daha serbest, konularda yaşama, gerçeğe daha açık şiirler yazdı. Her döneminde içten, Türkçenin olanaklarını kullanmada başarılı, “şairane’ye kaçma eğilimini yendiği zaman etkili şiirleriyle kendisinden sonra yetişen kuşaklara yeni söyleyiş ufukları açan bir kimlik kazandı” Ona göre şiir, kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır. Şiirde ses, anlam ve biçim bütünlüğü arar. Vezin ve kafiyeden kopmamış; ama ölçülü veya serbest, her türlü şiirin güzel olabileceği inancını taşımıştır. Açık ve sade bir üslubu vardır. Çoğu gerçeğe bağlı olan mecazları, derin, karışık ve şaşırtıcı değildir. Uzak çağrışımlara ve hayal oyunlarına pek itibar etmemiştir. Zaman zaman bazı imaj ve sembollere başvurmuştur. Şiirlerinde en çok yaşama sevinci ve ölüm temalarına yer vermiş, ama hep ölümün ve yalnızlığın üstüne gitmiştir. Ayrıca yitik aşklar, mutlu sevdalar, yalnızlık, kaçış, yaşadığı bohem hayatın buruklukları, çocukluk özlemi de şiirlerine konu olmuştur. “Sanat için sanat” ilkesine bağlı kalmıştır. OTUZ BEŞ YAŞ Tâlih, insanoğluna her yeteneği, her başarıyı vererek ona bütün bir cömertlik hazinesini sunmuyor. Belki de bu ezelî gerçek sebebiyle insan, tâlihin kendisine sunmuş olduğu o şeyi en iyi biçimde değerlendirme yoluna gidiyor, varoluşuna anlam katacak olan o en sık hareketini, futbol diliyle söylersek, ikide bir ekranlara getirilecek olan o unutulmaz volesini de talihin kendisine açmış olduğu bu alanda vurmaya çalışıyor. Ölümsüzlüğün sırrına erenler, hayata iste böyle unutulmaz bir resmi armağan bırakanlar olsa gerektir. Cahit Sıtkı Tarancı, bu anlamda öyle güzel bir tâlihin etrafını çepeçevre kuşattığı o insanlardan değildir. Bir an için, diğer eserlerini bir kenara bıraksak bile o, “Otuz Beş Yaş” gibi bir magnum opus (en iyi eser)’la, modern Türk şiiri fotoğrafına sık bir poz vererek iştirak eder. Aslında edebiyatçının hâli, yaşayışı, hayata bakış tarzı, eserlerinde işlediği duygu ve düşünceler, bize o devir cemiyetini bilhassa o devir münevverini tanıtır. Biz, onların eserlerinde, devirlerinin toplumunu, hele okumuşunu en açık bir şekilde görme, tanıma imkânına sahip oluruz. Dolayısı ile edebî eserleri sadece bir sanat eseri olarak değil, bir vesika olarak da okumak lâzımdır. Esasen çok mühim olan bu nokta göz önünde tutulabildiği sürece, devirleri ve nesilleri tanıma, devir ve nesillerin problemlerini anlama, bu problemlere çözüm yolları arama çok daha kolay olacaktır. Biz Cahit Sıtkı’nın şiiri üzerinde dururken bilhassa bu noktayı hatırlatmak istiyoruz. Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirlerinde işlediği iki geniş ve büyük tema, ölüm korkusu ve yalnızlık korkusudur. O’nun hemen her şiirinde ölüm korkusuyla karşılaşırız. Öylesine bir korku ki, hayatı âdeta yaşanmaz hale getirir. Hayatından memnun olmayan, ve bir nedâmet, bir günahkârlık duygusu içinde çırpınan şâire sanki bir el uzanmamış gibidir. Ve o kendini yapayalnız, mücrim ve çaresiz hisseder. İşte Cahit Sıtkı nesli bu bunalım ve çırpınışlar içindedir, onlara içine düştükleri ümitsizlik girdabından kurtulamamışlardır. Türk edebiyatı üzerine yazdığı dikkate değer inceleme, araştırma ve denemelerle tanınan Prof. Dr. Mehmet Kaplan, Cahit Sıtkı ve nesli için: Cahit Sıtkı, bir gün aynada kendine bakarken yüzündeki ve alnındaki kırışıklıkları fark ediyor. Aslında daha çok genç olmasına rağmen içine bir korku bir hüzün çöküyor. Ölüm, yalnızlık. Zaten gençliğinden itibaren karamsar bir ruh hali olan şair bundan sonra daha da karamsarlaşıyor. ve yalnızlıkla ilgili şiirler yazıyor. Bu yüzden hikayelerde yazıyor. Ancak bunların çoğunu kardeşi Nihale yazdığı mektuplar oluşturduğu için galiba kendi ruhundan bir parça hissetmiyor ki altına başka bir isim Cevat Sadık ismiyle imzalıyor. Ve bundan sonra o bitmek bilmeyen tedavi süreci başlıyor. Bir gün iyiyse 2.gün kötü. Ama yaşam sevincini kaybetmiyor. Ve o şiiri söylüyor “Ben ölecek adam değilim”… Hastalığının ilerlediğini fark ediyorlar gün geçtikçe. Düşünsenize dermansız bir derdinizin olduğunu hergün ölüme biraz daha yaklaştığınızı. Yok yok. Anlıyor yolun sonunun göründüğünü. Yağmur yağıyor şehre, yoksa dünyamı ağlıyor ne…. Bütün bunalımlarına rağmen araştırmacının belirttiği gibi şairin lambasını söndürmeğe kıyamadığını görmekteyiz. Ancak ömrünün de beşikten mezara uzanan bir köprü olduğunun farkındadır. Bunun için sürekli kaçışlarla yaşamın dışındaki labirentini kurmağa çalışır. Yığınlaşarak kimliğini kaybetmek niyetinde değildir ve adresini herkesin göreceği bir yere yazmağa kararlıdır.7 Şaire göre şiir, kelimelerle güzel şekil kurma sanatıdır. Bir kelime onun için annedir, kadehtir,hayattır, hasrettir, hatta rengi ve tadı olan bir nesnedir. Okuyanlarında onun hissettiği bu duyguları hissetmelerini ister her zaman. Bunun için anlaşılır, yalın ve sade bir dil kullanmıştır şiirlerinde. BİR LAHZAM Ben bir gölge olsam, yahut bir hayal, Cahit Sıtkı Tarancı’nın yalnızlık temasını en açık ve en çarpıcı ifadelerle dile getirdiği mısraları Bir Lahzam adlı şiirinde yer almaktadır. Şair bu şiirinde adeta varlığının gereği olan gölgesinin dahi varlığından şüphe etmektedir. Gölgesine ve aynadaki yansımasına adeta can veren bir üslupla onlarla dertleşmekte ancak onların dahi varlığından şüphelenmektedir. Çektiklerinin acısıyla yalnızlığını ve sıkıntılarını paylaşamamanın bir feryadı adeta sözleri. Şiirinin ikinci kıtasında ise gölgesine ve yansımasına duyduğu özentiyi tasvir ediyor ve çektiği acıların büyüklüğünü dile getirircesine cansızlığa ve duygusuzluğa olan ve bu vesileyle acı çekmemenin yolunu gören bir cansız varlık olma özlemini dile getiriyor. Ancak şair bu serzenişinde dahi yinede bir cansız varlık olarak ta olsa varolma isteği içerisinde ve bu da onun yok olma korkusunun bir belirtisi olarak görülebilir. Cahit Sıtkı şiirlerinde memleket olgusunu ve Türkiye sevdasını da işlemiş ve bunlara en güzel örnek olarak BİR MEMLEKET İSTERİM Memleket isterim Memleket isterim Memleket isterim Bu şiirinde de Cahit Sıtkı içindeki memleket özlemini dile getirirken nasıl bir memleket istediğini anlatırken bir yandan da o zamanlarda yaşanmakta olan kardeş kavgalarına, zengin-fakir uçurumuna ve toplum içinde yaşanan yalnızlık sorununa vurgu yapmıştır. Türk edebiyatının ölümsüzleri arasına giren Cahit Sıtkı Tarancı böylesine unutulmaz mısralarla her zaman edebi bir şahsiyet olarak edebiyatımızda hak ettiği yerde kalmaya devam edecektir.
Etiketler: Ahmed Hamdi,Anadolu Ajansı,Baudelaire,Bir Kapı Açıp Gitsem,Cahit Sıtkı Biyografi,Cahit Sıtkı Eserleri,Cahit Sıtkı Hayatı,Cahit Sıtkı Şiirleri,Cahit Sıtkı Tarancı Biyografi,Cahit Sıtkı Tarancı Eserleri,Cahit Sıtkı Tarancı Hayatı,Cahit Sıtkı Tarancı Şiirleri,Galatasaray Lisesi,Necip Fazıl,Otuz Beş Yaş,Saint Joseph,Verlaine Kategori: Edebi Şahsiyetler | Yorum yaz »
|

















