Kategoriler

Zalimlerin zulmü varsa..

Takvim

Meta

Arşiv

Blogroll

Cabir İbn Hayyan

Tarih: 15.05.2008, Ekleyen: admin

(Ebu Musa Cabir bin Hayyam e3l Azdî el – Kûfî)
Ünlü arap simyacısı. Doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmiyor, ancak VIII.y.y.’ın ikinci yarısı ile IX.y.y.’ın başlarında yaşadığı tahmin ediliyor. Horasan’ın Tus şehrinde doğduğu ve Kûfe’de (Irak) yaşadığı bilinmektedir.1
Cabir’in adını taşıyan çok sayıda eserin varlığı İslami ilimler uzmanı Paul Kraus’un Cabir’e tahsis ettiği ve uzun bir süre O’nun hakkındaki incelemelere rehberlik edecek olan anıtsal çalışmayla bu eserlerin kimisinin dördüncü yüzyıl İsmailîlerine ait olduğu ortaya çıkmıştır.2 Latince’de Cabir (veya Geber) ile özellikle uğraşmış olan Bethelot, kesin bir hüküm verebilmek için gerekli belgelere de göre toptan ve kandırıcı olmayan yargılarla, reddedici yargılara varmış, bu eserlerin Cabir’e ait olmadığını savunmuştur; buna karşılık Holmyard ise bu konudaki geleneksel görüşü destekleyen bir yığın kanıt toplamış bulunuyordu: Cabir gerçekten de II. / VIII. yüzyılda yaşamış idi ve gerçekten de kendisine izafe edilen aşağı yıkarı  risaleden oluşan büyük külliyatın yazarı idi.3 Buradan anlaşılacağı üzere Cabiri külliyatı hem bir şahsın hem de Müslüman simyacılar “arketipinin” ismidir. Yani tüm eser Cabir tarafından yazılmamış olsa da bu külliyatın kökeni belli bir entelektüel yaklaşıma sahiptir.4


Cabir’in şöhreti diğer Arap simyacılarının çok üstünde olup; Arap kaynaklarında simyanın piri olarak tanıtılır. Razi ve İbni Sins gibi bilginler ona “Üstadlar üstadı” ünvanını vermiş. İtalyan bilgini ve hekimi Cordana (XV.yy.) Cabir’i dünyada mevcut on iki dahi arasında sayar.5  20’si Latinceye çevrilmiş, 500’ün üzerinde Arapça eser Cabir’e maledilmektedir.6 Yine İngiliz bilgini Roger Bacon ona “Ustaların ustası” demiştir.7

Yapmış olduğu kurumsal ve deneysel araştırmalarla kimyanın gelişimini büyük ölçüde etkilemiş olan Cabir İbn Hayyan sahip olduğu üstün bilgileri “hikmetin kaynağı” diye nitelendirdiği Cafer es – Sadık’tan aldığını söyler; ayrıca hocaları arasında uzun bir ömür sürdüğü rivayet edilen Harbî el- Himyerî’yi anar ve birçok ilmin yanı sıra Himyerî dilini de ondan öğrendiğini açıklar.8 Kaynaklar O’nun yönetim baskısından korktuğu için uzun süre bir yerde ikamet edemediğini ve sürekli seyahat etmek zorunda kaldığını yazar; kendisi de Irak ve Suriye’de bulunduğunu, Mısır ve Hindistan’a seyahatler yaptığını anlatır.
Her ne kadar Cabir’in çalışmaları tıp, ilaç, bilim, astronomi, matematik, felsefe (doğa felsefesi) ve dönemin diğer ilim alanlarına yayılmışsa da O birinci derecede bir kimyacı olarak kabul edilir. O’nun kimya tarihindeki seçkin yerini ilk tespit eden ve kimyayı sistemli bir deneysel bilim haline getirdiğini gören E. J. Holmyard, ilimler tarihinde Cabir’in yalnız kimyacı değil ayrıca tabip, filozof ve astronomi bilgini sıfatlarıyla özel bir yere sahip olduğu görüşündedir.9 Gerçekten de Cabir tabiat bilimlerinde deneysel metodun önemini tam olarak kavramış ve bu metodu bütün çalışmalarında uygulamıştır. O’nun “Bu duyduklarımızı, bize söylenenleri yahut okuduklarımızı değil ancak tecrübe ettikten sonra gözlediğimiz şeylerin özelliklerini zikrettik” şeklindeki ifadesi deneysel metoda verdiği önemi göstermektedir.10 Bu sebeple bütün Ortaçağ kimyacıları büyük ölçüde Cabir’in tesirinde kalmışlardır.
Cabir’in tabiat felsefesi, geleneksel küçük alem (insan); büyük alem (kainat) anlayışına ve semavi güçlerin yeryüzündeki hâdiselere tesiri fikrine dayanır. Ayrıca kainatın nicelik boyutu üzerinde ısrarla durması ve ilim anlayışında xxxx ve deneye büyük önem vermesi de kainattaki temel faktörün sayı olduğu şeklindeki Pisagorcu teorinin O’nun tabiat felsefesindeki bir yansımasıdır.
Kainatta maden, bitki ve hayvan şeklinde sıralanan varlık mertebeleri içinde madenlerin seviyesinin Cabir’in eserlerinde özel bir yeri vardır. Madenlerin yalnızca oluşumları açısından değil dönüşümleri açısından da ele alınmış olması Cabir’in kimya çalışmalarının hareket noktasını teşkil eder. Cabir metallerin oluşumunu kükürt-civa kuramıyla açıklar. Kükürt-civa kuramının kökeninde Yunan dünyası’nda özellikle Pythagasçılar tarafından savunulmuş olan ikilem görüşü bulunmaktadır; bu görüşe göre her şey kadın-erkek ve iyi-kötü gibi ikilemler çerçevesinde oluşur ve anlaşılır.11
Metallerin oluşumunu açıklamak için ortaya atılan kükürt-civa kuramına göre, altın, gümüş ve bakır gibi metallerin birbirlerinden farklı olmalarında bunların temelini teşkil eden kükürdün farklılığı kadar, oluşmaları sırasındaki ısı farkları ve güneş ışığı da önemli bir rol oynar. Yeni bir metal meydana getirmek üzere birleşen kükürt ve civa daha önceki özelliklerini terk ederek yeni bir birim oluştururlar. Cabir’in bildiği metaller altın, gümüş, bakır, demir, kurşun ve kalaydan ibarettir.12 bu madenlerin en mükemmeli altındır. Kimyanın amacı tüm madenleri ve bitkileri mükemmel olana yani altına çevirmektir. Bu anlayıştan yola çıkarak Cabir önemli kimyasal maddeler bulmuştur. (Asit sülfrik, asit n,tr,k, nitrat gibi).13 Cabir de tipik bir simyager gibi el-iksir elde etmek üzere birçok deney yapmış ve çeşitli el-iksir formülleri geliştirdiği kaynaklarda belirtilmektedir. Cabir teorisinin bir diğer ayırıcı özelliği, madenin sahip olduğu kuruluk – yaşlık, sıcaklık ve soğukluk şeklindeki dört tabiatın 1,3,5,8, sayılarının her elementle değişen oranları ile bunların değişmez toplamı olan 17 sayısıyla irtibatlı olmasıdır. Kaynaklara göre suyu 700 defa damıtmış ve sonuçta bu unsurdaki yaşlık niteliğini yok ederek, sadece soğuk niteliğini içeren saf elementi elde etmeyi başarmıştır. Organik kökenli maddeleri damıtmak suretiyle, Cabir’in çeşitli boyaları, yağları ve tuzları elde ettiği bilinmektedir. Böylece madenlerin oluşumunda belli oranlarda katkısı olan bu nitelikler her elemente belirli sayısal değerler kazandırır. Cabir ve madde kainatın oluşumunda 17 sayısının anahtar rolünün yanı sıra her elementte var olan 7 güç ve her gücün sahip olduğu 4 yoğunluk derecesinin çarpımından elde edilen 28 sayısını da mükemmel bir sayı kabul eder ve bu sayı sadece 1.2.4.7.14 şeklindeki bölümlerinin toplamı değil aynı zamanda Arap alfabesindeki harflerin de sayısıdır.14 bunun yanı sıra 17 ve 28 sayıları 3+5+1+8=17 ve 4+9+2+7+6=28 dizilerinin toplam olacak şekilde ve gnomonik tarzda bölümlenmiş bir “sihirli kare” oluşturur; bu karede sayıların sağdan sola ve yukarıdan aşağıya toplamı daima 15 sonucunu verir:15
Sayılar, harfler, nitelikler ve tabii nesneler arasında kurulan bu ilişkilerde ideal hedef bütün tabii nesnelerin bir kataloğunu çıkarmaktır. Bu katalogda her cevhere ait temel ve özel nitelikler yer alır ve bu nitelikler ölçme ve deneyin de konusu olacak şekilde nicelikleri açısından tespit edilmiş olur. Cabir tarafından kullanılan sayı dizelerinin Pisagorcu telakkilerle, eski Bâbil ve hatta Çin kültürüyle ilgili olduğu anlaşılmıştır.16
Cabir kozmolojisinde önemli bir rolü olan dört unsur yanında “hebâ” adını verdiği beşinci bir tabiat daha kabul etmiştir. Aslında Aristo felsefesinde “felek cismi” veya “beşinci tabiat” da denilen bu cevher dünyadaki dört unsurun aksine, Yeni Eflatunculuk’taki uknumlardan biri sayılır ve maddi unsurların da aslını teşkil eder. “O her şeyin aslıdır; o her şeydir ve her şey ondadır. Her şey ona döner. Yüce Allah’ın yapıp yarattığı şekilde her şey ondan gelir ve ona döner.17 Cabir’in kozmolojisindeki bu “beyaz hebâ” veya cevher, Maniheizm’deki “nûr”un karşılığı gibi görünmektedir; ancak yine de Cabir’i düalist saymak doğru değildir. Cabir’in mizan teorisi:18
Cabir’e göre duyulur olmayanda duyulura, yani nefiste cisim olmaya doğru bir arzu (şevk) vardır. Cabir kimyasının temeli olan “mizan ilmi”ni, nefsin farklı tabiat ve kemiyetteki cisme yahut unsurlara dönme arzusuna dayandırmıştır. Tabii niteliklerin nicelik diliyle ifadesi anlamına gelen mizan, her cismin klasik fizikte kabul edilen dört unsurunun organını tespit ederek bu cismin terkibini yenilemeyi amaçlayan bir teoridir. Bu teoriyle kimyager (es-san’avî) cisimde hâsıl olan bütün değişmeleri yönlendirebilir ve bu şekilde eski kimyacıların peşine düştüğü iksirleri elde edebilir. Buna göre kimyagerin madenleri, bitkileri, hatta hayvanları oluşturan unsurlara ve onların keyfiyetleri arasındaki ilişkilere müdahale ederek meselâ güçlüyü zayıflatması, zayıfı güçlendirmesi, bozuğu düzeltmesi, düzgünü bozması mümkündür. Bu üç varlık alemindeki unsurları etkileme gücüne sahip olan kişi bütün ilimlere ulaşmış, mahlükatın bilgisini, tabiattaki işleyişi kavramış olur.
Cabir’in mizan teorisi ve bu teoriye dayanan kimya sistemi onu “ilmü’l-havâs” denilen başka bir sisteme götürdü ve bu sistemle Cabir maden, bitki ve hayvanların özelliklerini (havas), aralarındaki benzerlik ve farklılıkları ve bunların pratik ve tıbbî bakımından taşıdıkları önemi araştırdı. Kitabü’l Havâs adlı risâlesinde havas kavramıyla illet kavramı arasında ilişki kurarak havassın varlığını reddeden din âlimleriyle havassın illetlerini kavramayı beşerî idrakin üstünde gören filozofları eleştirmiştir. Cabir, havassın ve onların illetlerinin doğru olarak bilinmesi halinde tabiatın taklit edilebileceğini ileri sürüyordu. P. Kraus bu iddianın temelinde sanatı “tabiatı taklit”, felsefeyi de “Tanrının işine benzer işler yaparak O’na yaklaşma” şeklinde açıklayan Platonist felsefenin bulunduğunu söyler. Ancak Cabir tabiatı iyileştirmenin, hatta tabiatta bulunmayan canlılar türetmenin mümkün olduğundan söz ederek Eflâtun’dan daha ileri gitmiştir.
Cabir maddi alemde matematiğe dayanan bir düzen bulunduğunu savunur. Buna göre bütün tabii olaylar nicelik ve sayı kanunlarına irca edilebilir. Eşyanın özellikleri de ölçülmeye elverişlidir; bu özellikler sayısal nübetlere dayanır ve rakamlarla ifade edilebilir.
Cabir, zamanı da kısaca “hareketin sayısı” veya “olayların bir halden başka hale dönüşerek içinde vuku bulduğu hikakat” şeklinde yorumlar.
Eserleri hakkında bilgiler:19
Cabir’in kaleminden çıkan veya ona nisbet edilen eserler çok geniş bir külliyet meydana getirmiştir. Bu eserlerin en eski listesine el- Fihrist’te rastlanmaktadır. İbnü’n- Nedim, bizzat gördüğü eserlere ve güvendiği kimselerin verdiği bilgilere dayanarak bu konuda biri büyük, diğeri küçük iki liste bulunduğunu, büyük olanın Cabir’in bütün eserlerini küçük listenin ise sadece kimyayı ilgilendirenleri ihtiva ettiğine söyler. Daha sonra Cabir’den naklen onun 300 felsefe, 300 mekanik ve 500 tıp kitabı ile sanatlar ve savaş araçları üzerine 1300 risale kaleme aldığını anlatır. Bu külliyet içinden genellikle birbirleriyle pek fazla irtibatı olmayan 112 kitap simya alanına aittir ve bunlar da Antikçağ Helenistik dönem simyacılarına sıkça göndermelerde bulunulur. Ayrıca külliyetten yetmiş kitap, Cabir’in kimya alanındaki deneye dayanan çalışmalarının ve sistematiğinin bir ürünü olarak bilinir. Onun tabiat felsefesi hakkındaki düşünceleri, kimya ve esrarlı ilimlerle ilgili görüşleri Kütübü’l Mevâzin adıyla anılan 144 kitapta yer almaktadır.
Cabir’e nisbet edilen eserlerin ona ait olmadığı ve hatta bir kişiye ait olamayacağı, daha sonraki dönemlerde bir ekol tarafından kaleme alındığı şeklindeki J. Ruska ve P. Kraus’a ait iddalar Fuat Sezgin tarafından eleştirilmiştir. 

Kategori: GENEL BİLGİLER | Yorum yaz »