KategorilerZalimlerin zulmü varsa..TakvimMetaArşivBlogroll |
Nesli Tükenmekte Olan HayvanlarTarih: 25.01.2010, Ekleyen: admin İnsanın kendisine kendinden fazla zarar verebilecek yoktur denir işte bunun en güzel örneği küresel ısınmadır fabrika atıklarımız sobaların bacalarından cıkan zararlı gazlar.Ormanlık alanları binalık hale getirmemiz vb Gibi etkenler hem insan oğlununb yaşamını olumsuz etkilediği kadar hayvanlarıda olumsuz yönder etkilemektedir.Duyarsız kullandığımız parfümlerin ozon tabakasına verdiği zarar sonucu ozon tabakası büyümekte ve güneşin zararlı ışınlar dünyamıza daha fazla yaklaşabilmektedir bunun sonucunda buzullar erimekte hava sıcaklığı artmakta su kaynakları azalmakta buzulların erimesi kutup bölgelerinde yaşayan kutup ayısı penguen fok gibi soğuk iklimde yaşayan hayvanların neslini tehlikeye sokmaktadır. Hepimizin öncelikli yapması gereken sobalarımızı çevreye daha az veren maddeler den kullanmak vb Çevremizi ve Dünyamızı olumsuz etkileyen davranışlardan kaçınmalı ve bu dünyada tek başımıza yaşamadığımızı hiç bir zaman unutmamalıyız. Nesli tükenmekte olan hayvanlar, yok olma tehdidi altındaki hayvan türleridir. Bir türün tükenmekte olması demek, sayılarının giderek azalıyor olması ve doğal ortamlarında onları tehdit eden unsurlar ortadan kaldırılmazsa yok olacakları anlamını taşır. Dünya Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) iki yılda bir yayımlanan kırmızı listesinde yer alırlar. Bir türün kırmızı listeye alınması için dünya üzerinde 50′den az yetişkin bireyin kalmış olması gereklidir. Diğer bir kategori hassas türlerdir. Bunun için temel kıstas türün yetişkin popülasyonunun 1000′den az olmasıdır. Anadolu Leoparı Bir türün soyunun tükenmesi doğal yaşamın bir parçasıdır aslında, hatta şu anda dünyada bulunan canlıların sayısı, dünyada yaşamış tüm canlıların %5′i kadar olduğu tahmin edilmektedir. Kelaynak Hayvanların neslinin tükenmekte olmasının ana sebebi insanlardır. Diğer sebepler ise insanın ortaya çıkardığı türevlerdir. ..devamını oku »
Kategori: GENEL BİLGİLER | Yorum yaz » Leylâ İle MecnûnTarih: 25.01.2010, Ekleyen: admin Bu hikâyenin konusu kısaca şöyledir: Leyla ve Kays(Mecnun’un asıl adı) ilkokul yıllarında birbirlerine âşık olmuşlardır. Kısa zamanda her yere yayılan bu aşkı duyan annesi Leyla’yı okuldan alır ve Kays’la görüşmesini yasaklar. Ayrılık ıstırabıyla mahvolan Kays halk arasında Mecnun diye anılmaya başlar. Bu sevda yüzünden çöllere düşen Mecnun’a bir çok kişi Leyla’yı unutmasını söyler; ancak onun için kainat artık Leyla’dan ibarettir ve hiçbir şekilde bu aşktan vazgeçmez. Hatta dedesi onu bu dertten kurtulmak üzere Allah’a yakarması için Kabe’ye götürür; ama o tam tersine derdinin artması için dua eder. Hem Leyla’nın hem Mecnun’un halleri gittikçe perişanlaşmaktadır. Başkasıyla nikahlandırılan Leyla, kocasından kendisini uzak tutmak için bir hikâye uydurur ve bir süre sonra adam ölür. Bu sırada Mecnun çöldedir ve aşkın bin bir türlü cefasıyla yoğrulmaktadır. Dünyayla bütün bağlantısı kesilir ve sadece ruhuyla yaşar hale gelir. Leyla’nın vücudu da dahil olmak üzere bütün maddi varlıklarla ilişkisi bitmiştir. Birgün Leyla çölde onu bulur ama Mecnun onu tanımaz ve “Leyla benim içimdedir, sen kimsin?” der. Leyla, Mecnunun ulaştığı mertebeyi anlar ve evine geri döner ve üzerinden fazla zaman geçmeden Leyla hayata gözlerini yumar. Mecnun, onun mezarına uzanır ve canından can gitmiş gibi hıçkıra hıçkıra ağlar. Yaradana feryat figan dualar ederek canını almasını, kendisini Leyla’sına kavuşturmasını ister. Duası kabul olur, göklerin gürlemesiyle birlikte Leyla’sına kavuşur âşıklar âşığı yürüyen ilahe Mecnun … Bu hikâyenin sonunda; seven ve sevilen bir olmuşlardır. Âşık kendini madde dünyasından tamamen soyutlamayı başarmış ve sevdiğine ulaşmıştır. Bu noktadan sonra seven ve sevilen diye iki farklı kişiden bahsetmekte yanlıştır; ruhlar ilahi visal(ilahi kavuşmaya)e ulaşmışlardır. Bu yüzden artık Mecnun Aşk kavramının bize neyi ifade ettiğini en güzel anlatan kahramanlardan ikisi olan Leyla ve Mecnûn bir çoğumuzun ders alması gereken nitelik bir aşk yaşamıştır .Ve Biz artık sanıyormuyyuzzki bu dönemde bu tür aşkların yaşandığına ve seven iki insanın birbirlerine yürekten bağlandığını.
Kategori: GENEL BİLGİLER | Yorum yaz » İmmünolojinin tarihçesiTarih: 24.01.2010, Ekleyen: Murat İmmünoloji, bağışıklık sisteminin yapısını ve fonksiyonlarını açıklayan bilim dalıdır. Tıptan köken alır ve erken dönem çalışmaları hastalıkların bağışıklık nedenlerini üzerinedir. Bağışıklığın anıldığı en erken anıldığı dönem MÖ. 430′da Atina veba salgınıdır. Thucydides daha önce bir nöbet geçirip iyileşmiş insanların ikinci defa hastalığa yakalanmadıklarını belirtmiştir. Edinilmiş bağışıklığa bu bakış daha sonra Louis Pasteur tarafından aşıyı geliştirmede ve hastalık-germ teorisini ileri sürmede kullanılmıştır. Pasteur’ün teorisi hastalıkların miasma teorisi gibi çağdaşı teorilere doğrudan karşıttı. Mikroorganizmaların enfeksiyon hastalıklarının nedeni olduğu, 1905′de Nobel Ödülü alan Robert Koch’un 1891′de yayımladığı Koch postülatlarına kadar kanıtlanmadı. 1901′de virüslerin insan patojeni oldukları sarı humma virüsünün Walter Reed tarafından keşfiyle doğrulandı. İmmünoloji 19. yüzyılın sonlarına doğru humoral ve hücresel bağışıklığın hızlı gelişmeleriyle büyük ilerleme kaydetti. Özellikle antijen-antikor reaksiyonunun özgüllüğünü açıklayan yan-zincir teorisini ileri süren Paul Ehrlich’in çalışmaları oldukça önemliydi; Ehrlich, humoral bağışıklığın tanımlanmasına olan katkılarıyla 1908′de hücresel bağışıklığın bulucusu Elie Metchnikoff ile birlikte Nobel Ödülü aldı.
Etiketler: Elie Metchnikoff,İmmünoloji,İmmünoloji tarihi,Louis Pasteur,Paul Ehrlich,Robert Koch,Walter Reed Kategori: GENEL BİLGİLER, Sağlık | Yorum yaz » Patojenlerce manipülasyonlarTarih: 23.01.2010, Ekleyen: Murat Herhangi bir patojende başarı, onun konağın bağışıklık yanıtlarından kaçmabilme kabiliyetine bağlıdır. Bu yüzden patojenler bağışıklık aracılı yıkımdan kaçabilirlerken ev sahibini başarıyla enfekte edebilmelerine izin veren bazı metodlar geliştirmişlerdir. Bakteriler sıklıkla bariyerleri eriten enzimler salgılayarak – örneğin tip II salgılama sistemi kullanarak- fiziksel engellerin üstesinden gelirler. Farklı olarak, tip III salgılama sistemi kullanarak, patojenden konağa proteinlerini doğrudan aktarmayı sağlayan ev sahibinin hücresine içi boş bir tüp yerleştirebilirler; bu proteinler tüp boyunca ilerler ve genellikle konağın savunmalarını kapatırlar. Doğuştan gelen sistemini kandıran bazı patojenlerce kullanılan bir kaçma stratejisi de (intraselüler patogenez olarak da isimlendirilen) hücreiçi replikasyondur. Burada patojen hayat döngüsünün çoğunu, bağışıklık hücreleri antikorlar ve tamamlayıcılarla doğrudan temasdan korunduğu konak hücrelerde geçirir. Hücre içi patojenlerin bazı örnekleri; virüsler, besin bozucu bakterilerden Salmonella ve malarya etkeni olan ökaryotik parazit Plasmodium falciparum ve leishmania etkeni Leishmania spp.dir. Mycobacterium tuberculosis gibi diğer bakteriler tamamlayıcıların lizisinden korundukları koruyucu bir kapsül içinde yaşarlar. Bazı patojenler konağın bağışıklık yanıtını yanlış yönlendiren veya etkisini azaltan bileşenler salarlar. Bazı bakteriler kendilerini bağışıklık sisteminin hücrelerinden ve proteinlerinden koruyan biyofilmler şekillendirirler. Böyle biyofilmler bazı enfeksiyonlarda başarılı olabilirler; örneğin, kronik kistik fibrozisin karaktersitik enfeksiyonözleri Pseudomonas aeruginosa ve Burkholderia cenocepacia. Diğer bakteriler antikorları bağlayan ve etkisizleştiren yüzey proteinleri üretirler; örneğin Streptococcus (protein G), Staphylococcus aureus (protein A), ve Peptostreptococcus magnus (protein L). Virüsleri edinilmiş bağışıklık sisteminden koruyan mekanizmalar ise daha karmaşıktır. En basit yakınlaşma da saldırganın yüzeyindeki temelli-olan epitoplar saklanırken temelli-olmayan epitoplar (amino asitler ve/veya şekerler) hızlıca değiştirilir. Örneğin HIV, konak hedef hücreye girmesi için gerekli olan viral kapsülündeki proteinleri düzenli olarak değiştirir. Antijenlerdeki bu sık değişimler bu proteinlere yönlenen aşıların neden başarısız olduğunu açıklayabilir. Antijenleri konağın molekülleriyle maskeleme de yaygın olarak kullanılan başka bir kaçınma stratejisidir. HIV’deki vironu kaplayan kapsül konağın en dış membranından şekillenir; kendini-kaplayan virüsler böylece bağışıklık sistemininin “kendinden-olmayan”ı tanımasını zorlaştırır.
Etiketler: Amino Asitler,Bağışıklık,bakteriler,HİV,protein A,protein G,protein L,Streptococcus Kategori: GENEL BİLGİLER, Sağlık | Yorum yaz » Tıpta manipülasyonlarTarih: 22.01.2010, Ekleyen: Murat Bağışıklık yanıtı, kendine bağışıklıklık, alerji, doku nakli redleri sonucu istenmeyen yanıtları baskılamak için geliştirilebilir ve çoğunlukla bağışık sisteminden kaçan patojenler karşısında koruyucu yanıtları uyarabilir. Bağışıklık baskılayıcı ilaçlar büyük doku harabiyetleri oluştuştuğunda kendine bağışık düzensizlikleri ya da yangıyı kontrol etmek için ve bir organ nakli sonrası nakil reddini önlemek için kullanılırlar. Yangı-önleyici (anti-enflamatör) ilaçlar sıkça yangının etkilerini kontrol etmek için kullanılır. Glukokortikoidler bu ilaçların en güçlüleridir, bununla beraber bu ilaçların bazı yan etkileri olabilir (örn. merkezi obezite, hiperglisemi, osteoporoz) ve sıkı kontrol altında kullanılmalıdırlar. Bu yüzden yangı-önleyici ilaçların düşük dozları sıkça sitotoksik ya da metotreksat ya da azathioprin gibi bağışıklık baskılayıcı ilaçlarla birleştirilerek kullanılırlar. Sitotoksik ilaçlar etkin T hücreleri gibi bölünen hücreleri öldürerek bağışıklık yanıtını engellerler. Bununla birlikte, öldürme rastgeledir ve diğer sürekli bölünen hücreleri ve organları da etkiler ve zehirli yan etkilere neden olur. Siklosporin gibi bağışıklık baskılayıcı ilaçlar sinyal iletim yollarını engelleyerek T hücrelerinin sinyallere tam olarak doğru yanıt vermesini önlerler. Daha büyük ilaçlar (>500 Da) özellikle tekrar tekrar veriliyorlarsa ya da daha yüksek dozdaysalar etkisiz (nötralize) bir bağışıklık yanıtını harekete geçirebilirler. İlaçların etkileyiciliklerinin sınırları (6000 Da’dan daha büyük olan) peptidlere ve proteinlere bağlıdır. Bazı hallerde, ilacın kendisi immünojenik değildir fakat yardımcı bir immünojenik bileşikle güçlenebilir; Taxol zaman zaman bu roldedir. Sayısal yöntemler, terapötik antikorların taslaklanmasında kısmen yararlı olan, viral kapsül parçacıkları mutasyonlarının zararını tayin etmek ve peptid-bazlı ilaç tedavi tekliflerinin onaylanmasına peptidlerin ve proteinlerin immünojenikliğini öngörmek için geliştirilebilirler. Erken dönem teknikleri büyük ölçüde hidrofilik amino asitlerin epitop bölgelerinde hidrofobik amino asitlere göre çok daha fazla bulunmasina dayanmaktaydı; bununla birlikte daha gelişmiş yeni teknikler, bilinen epitopların, özellikle de üzerinde çok çalışma yapılmış virüs proteinlerinin veritabanlarını alıştırma kümeleri olarak kullanan öğrenme kabiliyeti bulunan makinesel tekniklere yani özdevimli öğrenme tekniklerine dayanmaktadır. B hücreleri tarafından tanınanbildiği bilinen patojenlerin epitoplarının kataloğundan oluşan ve kamuya açık bir veritabanı kurulmuştur. İmmünojenik çalışmaların biyoenformatiğe dayalı yardımcı alanı “immunoenformatiğe” karşılık gelmektedir.
Etiketler: hiperglisemi,merkezi obezite,osteoporoz,peptid-bazlı ilaç tedavi,Siklosporin,Taxol Kategori: GENEL BİLGİLER, Sağlık | Yorum yaz » Bağışıkıkta Fizyolojik düzenlemeTarih: 21.01.2010, Ekleyen: Murat Hormonlar, bağışıklık sisteminin duyarlılığını değiştirerek bağışıklık aracıları (immünomodülatörler) gibi görev alabilirler. Örneğin, dişi eşey hormonları edinilmiş ve doğuştan gelen bağışıklık yanıtının uyarıcıları (immünostimulatörleri) olarak bilinirler. Lupus erythematosus gibi bazı kendine bağışık hastalıklar, tercihen kadınları bulur ve başlangıçları kıllanmayla aynı zamana denk gelir. Zıt olarak, testesteron gibi erkek eşey hormonları bağışıklık baskılayıcı olarak görünmektedirler. Diğer hormonlar, en çok prolaktin, büyüme hormonu ve D vitamini bağışıklık sistemini düzenliyor gibi görünmektedirler. Yaşla değişen hormon seviyelerinin, yaşlanmada kısmen zayıflamış bağışıklık yanıtlarından sorumlu olduğu farzedilmektedir. Ters olarak, bazı hormonlar bağışıklık sistemince düzenlenirler; örneğin; tiroid hormonu etkinliği gibi. Bağışıklık sistemi uyku ve dinlenmeyle güçlenir, stresle zayıflar. Başka bir deyişle, fetal iyi beslenememe, hayat boyu süren bağışıklık sistemi zayıflığına neden olabilir. Geleneksel tıpta ekinezya, meyan kökü, ginseng, geven, adaçayı, sarımsak, mürver meyvesi, şitaki ve lingzhi mantarları, zufa otu gibi bazı bitkilerin ve balın bağışıklık sistemini uyardığına inanılmaktadır. Çalışmalar, eylemleri karmaşık ve tanımlanmaları zor olsa da bitkilerin gerçekten de bağışıklık sistemini uyarabileceğini göstermektedir.
Etiketler: Adaçayı,büyüme hormonu,D vitamini,ekinezya,Geleneksel tıp,geven,ginseng,meyan kökü,mürver meyvesi,prolaktin,sarımsak Kategori: GENEL BİLGİLER, Sağlık | Yorum yaz » Damar Tıkanıklığına NanoteknolojiTarih: 20.01.2010, Ekleyen: admin Amerikalı bilim adamlarının geliştirdiği bir nanoteknoloji molekülü, damar sertliği ve kalp hastalığı tedavisinde yeni ufuklar açıyor. ABD’nin prestijli Massachusetts Institute of Technology (MIT) üniversitesinde yapılan buluşta, damar sertliği olan bölgeyi bulmak ve üzerine yerleşerek tedavi etmek üzere tasarlanan “nano matkap” adı verilen molekül sadece kan damarı duvarlarındaki hasarlı hücreleri hedefliyor. Kalbi besleyen arterlerdeki sertleşmenin damarları tıkayarak kalp krizine yol açma riskine karşı geliştirilen molekül, hasarlı hücreye bir kez bağlandı mı, ilacı tam doğru yere bırakıyor. İngiliz Kalp Vakfı, yeni teknolojinin hastalarda kullanılması için birkaç yıl gerektiğini bildirdi.
Etiketler: Damar Tıkanıklığı,Damar Tıkanıklığına,Damar Tıkanıklığına çözümleri,Damar Tıkanıklığına nano tedavi,Damar Tıkanıklığına tedavi Kategori: GENEL BİLGİLER | Yorum yaz » Tüp Bebekte kök hücre tedavisiTarih: 20.01.2010, Ekleyen: admin Kök Hücre teknolojisindeki yenilikler durdurak demeden devam ediyor En sonunda kök hücre tüp bebek tedavisinede el atmış durumda da bu tedavi sayesinde tüpbebek tedavisindeki risklerin en aza indirilmesi hedefleniyor. Bu gidişle kök hücre nimetinden daha nerelerde faydalanacağımız kısa zaman içerisinde ortaya cıkacaktır. Kemik iliği bekleyenlere müjdeli haber BBC’de yayınlanan habere göre, Nature Medicine dergisinde yer alan araştırmada, göbeğe ait kordondan alınan temel hücrelerin, rejeksiyon (İmmunolojik uyumsuzluk sonucu yapılan bir doku naklinin reddi) olmaksızın herhangi bir hastada kullanılması umut ediliyor. En son ilerlemenin ise, nakil için hazır olan kordondaki minik hücrelerin sayısının çoğaltılması olduğu kaydedildi. İngiliz Lösemi Araştırma Derneği, bu yöntemin doktorlar için “Kutsak Kase” olabileceğini açıkladı. ..devamını oku »
Etiketler: buluşlar,Kök Hücre,Kök hücre tedavisi,kök hücre tedavisinde yenilikler,Tüp bebekte kök hücre tedavsisi Kategori: GENEL BİLGİLER | Yorum yaz »
|

















